Karanlıklar içinden CHP’ye sesleniş - 1
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Bugün CHP’ye yazıyorum; yazıyorum ve “artık yeter” diyorum.

Yeter; çünkü yolun sonu göründü ve ülkedeki en güçlü muhalefet odağı olması beklenen CHP, konuşmaktan öteye gidemiyor!

Buna aymazlık mı, yoksa kurumsal-biçimsel yöntemlerin dışına çıkamamak mı demeli, bilemiyorum. Bir yandan “rejim değişti” diyorlar, öte yandan parlamenter rejim sürüyormuş, demokrasi varmış gibi CHP Başkanı ve Sözcüleri orada burada zaten bilinen bir durumu dile getirerek muhalefet yaptığını sanmaktalar!!

Bana ve söylediklerime kızacağınızı, biliyorum. Ama kızacağınıza, okuyun ve düşünün derim!

Unutmayınız ki, bugüne dek, size yakın durmaya özen gösterenleri değil de eleştirilerini esirgemeyenleri dikkate alsaydınız bugün daha farklı bir yerde olabilirdiniz.

Yani ben yazdığım için değil; fakat bir şeyleri anlayıp harekete geçmek ve bazı umutlar yaratmak için son zamanlarınızı yaşadığınızdan dikkate alın!

Parlamento işlevini bitirdi; benden iyi biliyorsunuz. Geçmişte, içinde bulunduğumuz siyasal rejime “fiili başkanlık” adını veren biz, yazarlardık; AKP ve Erdoğan bu adı kullanmaktan kaçınıyorlardı. Şimdi, AKP tarafından, “fiili başkanlık” adı gururla kullanılmakla kalmayıp, bu fiili durum meşrulaştırma çabası için zemin olarak da kullanılmakta.

(Yani, kendiliğinden buraya geldik; ee, ne yapalım; meşrulaştıralım bari! Toplum koyun nasılsa, muhalefet desen kendini çoban sanıyor ama!...)

15 Temmuz darbe girişiminden kurtulduk; başka bir darbe yaşıyoruz. Nelere mal olduğu, ne anlama geldiği de ortada.

En başta OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi... Her gün tek adam için yeni bir hâkimiyet alanı tesis edilmekte; her gün hukuka yeni bir darbe vurulmakta; her gün yeni bir kesimin canı yakılmakta.

90 bini aşkın insan işten çıkarıldı mesela. Bunları arasında Fetö’yle uzak-yakın ilişkisi olmayanların yer aldığını siz de ben de biliyoruz. Solda oldukları bilinenlerin, muhalif olanların temizliği yapılmakta bu vesileyle.

Ve bu vesileyle, yalnız insanların kaderiyle oynanmış olmakla kalmayıp, boşalan kadrolar ele geçirilip, devlet AKP’lileştirilmekte. Parti Devleti’nin karşısındayız sayın milletvekilleri! Bundan ötesi var mı?

Kapatılan gazete, televizyon, şirket ve dernekler... Bu kadar kurumun tek tek neler yaptığını bilemem ama bu kadar yayın organı ve derneğin kapatılmasının hiç hayra alamet olmadığını ve hemen her kurumda “sıra ne zaman bize gelecek” korkusunun yaratıldığının biliyorum. SUÇ isnat edilmesinin kolaylığı karşısında kimsenin bu hukuksuzluk dışında kalacağının garantisi yok!

Terörü kimse desteklemiyor ama barış bu ülkeye lazım! Bu sorunun çözümünün, militarist yöntemlerle olmayacağını görmek için de 30 yılımızı verdik

Gazeteciler, yazarlar ipe sapa gelmez iddialarla tutuklanmakta. Örneğin Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay Özgür Gündem gazetesinin danışma kurulu üyesi ve yazarları; “silahlı terör örgütüne üye olmak ve ülkenin bütünlüğünü bozmak”la suçlanmakta.

Aslı’nın durumunu inceleyen çok sayıda hukukçu ise, tutuklama ve yargılamanın tamamen “hukuk dışı” olduğunu söylemekte.

Daha böyle, nicelerinin olduğunu siz de biliyorsunuz. Saymaya kalksam, başka bir şeye sıra gelmez.

Mesela Cumhuriyet Gazetesi yazarları... Onlar da, “Fetö üyesi değilse de, örgüt adına faaliyette bulunmak”la suçlanıp tutuklandılar. “Cumhuriyet ve Fetö”, bir araya gelemeyecek iki şey... Buna da hukuk diyorlar!

“Hukuk-guguk” diye söyleyip yazmakla avunmayın; aldırmadıkları ortada!

HDP Eş başkanları ve milletvekilleri tutuklu. Milli irade şampiyonları şimdi milli iradeyi “HİÇE” saymaktalar! Demokrasi. özgürlük, hukuk gibi milli iradenin de yalnız “araç” olduğunu anlatıyorlar bize! Yani demokrasiyi, özgürlüğü, hukuku kendilerince tarif ettiklerin gibi “milli iradenin” tanımı da tekellerinde!

Dokunulmazlıkların kaldırılmasında sizin de payınız var! Kürt sorunundan söz edip, Kürt milletvekillerinin harcanmasına yol açmakla, bu sorunun siyaset yoluyla çözümlenmesine bir engel de siz yarattınız! Bu tehlikeli gidişteki payınız, tarih önünde değerlendirilecek mutlaka.

Ya Barış!.. İş için, aş için, huzur ve güvenlik için, demokrasi ve hukuk için vazgeçilmez önemde olan Barış, bu gidişle gelecek gibi görünmüyor. Terörü kimse desteklemiyor ama barış bu ülkeye lazım! Bu sorunun çözümünün, militarist yöntemlerle olmayacağını görmek için de 30 yılımızı verdik!

Ve daha niceleri... El konulan üniversiteler; rektör atamalarının “tekel”e bırakılması; mahallesinde imam hatip okulundan başka seçenek bırakılmayan aileler; “proje okulları” namı altında içleri boşaltılan başarılı okullar; rant için talan edilen kentler, sermaye adına vazgeçilen tarım arazileri; bakanlıklara yerleştirilen yeni cemaatler; okullarda göz yumulan şiddet ve tecavüzler ve de laikliğe vurulan darbeler...

Kısacası, normal koşullarda “olmaz” dediklerimizin “olur” hale geldiği bir zaman yaşamaktayız.

Uzun süredir şaşkınlıklara bile yer kalmadı. Güya demokratik bir ülke, ama cumhurbaşkanı “diktatör demişler; umurumda değil!” diyebiliyor! Güya AB’ye adaylık süreci içinde ama AP Başkanına “terbiyesiz, sen de kimsin!” denilebilmekte.

Devamı yarın…