Karanlıklar içinden CHP’ye Sesleniş-2
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Bugün de CHP’ye yazıyorum; yazıyorum ve “artık yeter” diyorum.

Dün neler yaşadıklarımızı yazdım; bugün de CHP’ye soruyorum!

Sanki Meclis işler, sanki demokratik kurumlar işlevlerini yerine getirir, sanki eleştiriler dikkate alınıyormuş gibi, ne dendi, ne yapıldıysa onun üzerinden eleştiri yapmakla yetinmek ne demek? Eleştirilerinin dozunu yükseltmek mi etkin bir muhalefet sayılmakta?

Üstelik söylenenler çoktan eskimiş durumda! Bunları aylardır, -hatta 2010 Referandumundan sonra AKP ile Erdoğan’ın artık açık oynamaya karar verdiğini gösteren onca olayı düşünürsek- yıllardır söyleyenler-yazanlar var.

Ana muhalefet olarak CHP’ye düşen, bunları tekrarlamak değil, fakat yeni bir söylem, politika ve strateji için gerekçe olarak kullanmak olabilir ancak.

Örneğin, konuşması, tartışması gereken, ne içinde bulunduğumuz durum ne de yani bir anayasanın nasıl yapılacağı veya olacağı... Bu nedenle geçen hafta topladığı Anayasa Çalıştayı, yetkin hukukçular ve kuşkusuz doğru saptamalara rağmen, “bir saptama” olmaktan öteye gitmiş değil. Yani, saptananlara karşı neler yapılacağını konuşmak varken, epeyce boşa harcanmış bir zaman ve emek olduğunu düşünmek mümkün.

Acı konuştuğumun farkındayım; ama gerekli olduğunu düşünüyorum! Bunun zamanı değil diyenlere de, bu ülkenin geleceğinden endişe duyanların -ki, toplumda veya bu nedenle örgütlenip bir muhalefet odağı yaratabilmek mücadelesi verenler var- yanında yer alacak, onları bir araya getirip güçleri büyütecek bir siyasal muhalefete ihtiyaç olduğunu söylemek durumundayım.

Bakın, gündemi Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı yazıyor. CHP’de onların söylediklerini ve yaptıklarını eleştirmekle meşgul! Aman ne iyi!... Oysa, CHP’nin karşı bir güç ve umut olabilmesi için, kendi söylemi ve politikasıyla öne çıkması, konuşulması, ilgi ve umut yaratması ve kitleleri peşinden gidilecek bir güç olduğuna inandırmasına ihtiyaç var. Aksi düşünülebilir mi?

Peki, CHP orada mı?

Akılcı ve güçlü bir muhalefetle güç kazanmak için, naçizane bir kaç düşüncemi söyleyeyim:

1-AKP karşısında bir güç dengelenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekmekte:

2- Bunun parlamentoda olmadığı belli; öyleyse toplumdaki muhalefeti bir araya getirmek ve güçlendirmek önem taşımakta:

3- Bunun için de, farklı öncelik ve duyarlılıkları olan muhalefet içinde hepsinin kabul edeceği ortak bir payda,-ki, o da demokrasi, özgürlükler, hukuk için vazgeçilmez önemde bir öncül olabilir; örneğin “başkanlık rejimine hayır” gibi - etrafında buluşmanın nasıl sağlanacağının düşünülmesine ihtiyaç var:

4- Sonra da, “bu öncülün, bu vazgeçilmez ortak paydanın” toplumdaki herkese neden önemli olduğunun nasıl anlatılacağı, bunu önemseyenlerin nasıl genişletileceği, bunun için sempatik, anlaşılır, samimi, güvenilir bir kampanyanın nasıl hazırlanacağını konuşmak gerekmekte.

Ve CHP, burada mı?

Yani, bu ülkede, hem canı yananlar hem ülkenin nereye gittiğinden endişe duyanlar elden geldiğince karşı güç yaratmaya çalışmaktalar ama onlara siyasal ve toplumsal gücüyle önderlik eden ve katkı sağlayan bir siyasal muhalefet yok!

Kuşkusuz, CHP’nin mağdurların yanında yer almak, protestolara katılmak gibi toplumsal muhalefete katkısı var. Ama bunlar yeter mi? Bunlar yapılmalı elbette; ama yapılırken bu seslerin nasıl büyütüleceği, nasıl genişletileceği, nasıl güçleneceğinin yanıtlarını aramaya çalışmak gerekmekte.

Özetle, nereye gidildiği adıyla sanıyla ortada! Buna karşı etkin politikalar izlenmeyecekse, CHP’nin bunları tekrarlamasının ne anlamı ne de Parti için getirisi var!

Aksine, bilinenleri tekrarlayıp bir şey yapmamak, toplumda umutsuzluktan başka bir şey uyandırmamakta.

Örneğin davaları, mağdurları, hukuksuzlukları takip etmek önemli tabii; ama bunları yalnız takip değil, bu konularda toplumsal duyarlılığın nasıl uyandırılıp büyütüleceğinin düşünülmesi gerekmekte.

Sonuç olarak, CHP, umut yaratmak ve güç kazanmak istiyorsa muhalif duruşunu, söylemi, politikası, strateji ve yöntemleriyle etkinleştirmek, yani kendini büyütmek durumunda. Bu nedenle, bu büyümeyi parlamento aracılığıyla mı; parlamento dışı muhalefetle buluşarak mı; muhalefeti sokağa ve topluma taşıyarak mı; heyecan, coşku ve umut verecek bir söylem ve kampanyayı harekete geçirerek mi; toplumun daha geniş kesimleriyle nasıl buluşulacağını düşünerek mi; onlara ulaşacak söylem ve politika nasıl olur sorusuyla mı gerçekleştireceğini düşünmek durumunda. Yapar mı, bilemem ama konuşması-tartışması gereken şeyler bunlar!

Sayın CHP’liler, bundan önce seçimlerde size yönelen bazı eleştirilerim ve yine naçizane önerilerim oldu; yazık ki, hiç dikkatinizi çekemedim. Siyasetin gerçeğini bilmediğimden olacak, birkaç kez, CHP-HDP arasında bir seçim ittifakının gereğinden, birkaç kez de sosyal demokrat olmanın anlamı ve toplumla bütünleşmek adına düşünülmesi gerekenlerden söz etmek gibi lüzumsuz işlere kalkışmıştım!

Lüzumsuz oldukları sonuçlardan belli! Örneğin CHP-HDP arasında ittifak ne demek; aksine iki parti AKP yerine birbirini vurmak için ellerinden geleni esirgemediler! Sonuç ortada ama her ikisinin de bu faturayı kendilerine çıkarmalarının beklenmeyeceğini bilmekteyim.

25 Aralık 2015 tarihli yazımda dediğim gibi “Çok akıllı ve haklıydılar; siyaseti bilmeyen hayalperestleri dinleyecek değillerdi elbet! Ne var ki, yalnız ikisinin değil, Türkiye’nin de kaybıyla sonuçlandı bu aymazlık.”

Ve şimdi, kendilerinden ve izledikleri yoldan emin olan politikacılarla yolun sonuna geldik! Siz de buna katılıyorsunuzdur sanırım. O nedenle, yine dayanamayıp, CHP’den çok bu memleket adına duyduğum sevgiyle bazı düşünce ve önerilerimi yazayım dedim.

Benden söylemesi; gerisi size kalmış. Şunu demeden geçemeyeceğim; Sayın CHP Genel Başkanı, başkan yardımcıları, milletvekilleri, yöneticileri, uzmanları, danışmanları vs, parlamenter demokrasi diyorsanız, bu rejimi tehlikelerden korumanın öncelikle siz seçilmişlere düştüğünü unutmayın.