Karar benim, hayat benim*
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Hangi anne-babaya çocuğunun hayatıyla ilgili en büyük dileğini sorsanız, “mutlu olsun” deyip...
Hangi anne-babaya çocuğunun hayatıyla ilgili en büyük dileğini sorsanız, “mutlu olsun” deyip, “özgüvenli olsun”u da peşi sıra ekler. Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) mutluluğun ortaya çıkmasını ve özgüvenin inşasını engelleyici bir gelişimsel sorundur. Bir çocuğun davranışlarındaki aşırılıklar, duygusal gelişimindeki ve öğrenme özelliklerindeki düzensizliklerle beraber yaşamını aksattığında dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bu durumu açıklayıcı bir tanı olarak çocuk psikiyatrisi uzmanının aklına gelir.

Her ne kadar DEHB dikkat dağınıklığı, dalgınlık, sabırsızlık ya da aşırı hareketlilik gibi belirtileri içeren bir problem ise, bu davranışları gösteren her çocuk DEHB tanısı alamaz. Bu sıradan gündelik problemlerin birçok yerde ve sürekli var olması, gelişimi için önemli adımları atmasını engelleyici olması ve hayatını gerektiği ve hak ettiği gibi sürdürmesini önlemesi gibi koşullar yoksa, durumu problem saymaya (ve çözüm yolları aramaya) bir engel olmamakla birlikte bir tıbbi tanıdan söz edilemez. Yazının geri kalanında söz ettiğim ek sorunların ve çözüm yollarının bir tıbbi tanı olarak dikkat eksikliği-aşırı hareketlilik için geçerli olduğunu vurgulamalıyım.

Okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 7’sinde gözlenen bu durumun doğru biçimde tanımlanıp ele alınması çocuğun ve ailesinin hayatında kalıcı kazanımlar sağlar. DEHB’deki dürtü kontrolsüzlüğü ve dikkat dağınıklığını göreli olarak kolayca ve güvenli biçimde düzelten ilaçlar bulunmaktadır. İlaç tedavilerinin oldukça etkin ve sıkça kullanıldığı DEHB tedavisinde ilaç kullanılmaksızın bir yaklaşımın kimler için mümkün olduğu hem ailelerin, hem de konuyla ilgili uzmanların araştırmakta olduğu ve sorulardan birisidir. Bazı çocuklarda ilaç tedavisi ertelenebilir ya da süreç içerisinde gereksizleşebilir. Özellikle, problemlerin şiddeti hafif, sosyal uyum alanındaki sorunlar telafi edilebilir, çocuktan beklentiler onun ihtiyaçlarına göre şekillendirilebilir, sık kaza geçirme ya da kötü alışkanlıklara yatkınlık gibi sağlık riskleri yok ve sınıf içi destekleyici yaklaşımlar mevcut ise, çocuk psikiyatrisi uzmanı psikolojik ve eğitsel yaklaşımların uygulanmasına ağırlık ve öncelik verebilir. İlaç tedavisi kullanmakta olan çocuklarda ise, ilaçlar dikkat ve dürtü kontrolü üzerinde geçici düzeltici etkiler ile kalıcı kazanımlar (alışkanlık ve beceriler) amacıyla kullanılmakta olduğundan, psikolojik ve eğitsel yaklaşımların uygulanmasına olanak ve zemin sağlamak önemli bir hedeftir. Her iki durumda da, anne-babalara ve öğretmenlere dönük bilgilendirme ve yol gösterme, onlarla birlikte çalışma bu hedefe erişmek için bir zorunluluktur. Diğer yandan, ülkemizde çocuk ve ergenlerin ruh sağlığına dönük çalışan çocuk psikiyatrisi uzmanları, psikologlar ve psikolojik danışman/pedagogların sayısının sınırlı ve yetersiz olması (ve yüksek iş yükü) ilaç kullanan ya da kullanmayan DEHB’li çocukların ve ailelerinin ortak ihtiyacı olan psikolojik ve eğitsel desteğin sağlanmasını güçleştirmektedir.

Çocukların kendilerini anlamaları ve tanımalarını güçleştiren ya da bozan etkilerin başında ne gelir? DEHB çocuğun yaşadıklarını anlamlandırmasını etkiler; hayatının farkındalığını bozar. Aşırı hareketliliğinin (ya da dalgınlığının ve durgunluğunun) özgürce seçtiği bir durumdan ziyade yaşamın önünde sürüklenip gidiş olduğunu gördükçe önce bu durumdan sorumlu saydığı anne-babası ya da öğretmenlerine kızgınlaşır. Bu kızgınlık ergenlik kendisine döndüğünde, güçsüzlük çaresizlik hisleri ağır basmaya başlar. Yaşadıklarında kendi payını görmeye başlayan, yapabileceklerini ve yapamayacaklarını anlayabilen, başkalarıyla ilişkilerini karşılıklı geliştirebilen çocuk ve ergen DEHB’sini yolunda bir engel olmaktan çıkartabilir. Çocukların DEHB’lerinin ne olduğunu, hayatlarındaki yerini anlaması ve anlamlandırması, ne yapabileceğini görmesi onu güçlendirir; hayat karşısında edilgen bir oyuncu olmaktan çıkartır.

Laura Wolmer’in kitabının taslağını ilk kez kendisinden dinlediğimde imrenmiştim. Çocuk ile anne-babasının beraberce okuyup tartışabileceği, okuması keyifli, içeriği derin bir kitap yazabilmeyi çok istemiştim; ama benim yapabileceğimin daha iyisi yapılmışken onun okunması ve yayılmasını desteklemeyi görev biliyorum. Çocuklar DEHB’lerini tanıyıp anladıkça, gelişimlerinin önündeki engelleri kendileri kaldırabilecekler.

Anne-babanın çocukları için dilediği mutluluk ve özgüven, DEHB’li çocuğumuz kendi hayatındaki seçimlerini yapabildikçe, olumlulukları ve olumsuzlukları, kontrol edebildiklerini ve edemediklerini hayatının bir parçası ve kararlarının bir sonucu olarak kabul ettikçe gelecektir.

*DEHB ve ben, Laura Wolmer’in DK’dan çıkan kitabı için sunuş yazısı

 
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız