Karardı Karadeniz, açan ne oldi bize?
12.03.2017 11:31 BİRGÜN PAZAR
Bir biçimde, değişik tartışmaların konusu oldu Karadeniz. Bazen siyaset bazen doğa ama gündemden hiç düşmedi. Siyaset deseniz kaynar kazan gibi. Halkın üzerine boca ettikleri milliyetçi mukaddesatçı zehirin panzehiri var mı acaba?

Uğur Biryol

Yıllarca Çaykur’la tektipleştirdikleri halkı, kendilerine entegre etmek için yarattıkları monokültürü Karadenizli adı altında topluma, “Komik, kavgacı, saf” gibi sıfatlarla yutturmaya çalıştılar. Oysa Karadeniz bu değildi. Karadeniz, Temel ve Fadime de değildi. Evet, bu topraklardan Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Terzi Fikri geçti, derin izler bıraktı ama ya sonra? Özcan Alper ve Cemil Aksu’nun, Birikim dergisinde ortaklaşa kaleme aldıkları 2011 tarihli, “Karadeniz Örneğinde Bir Tartışma: Sol, Yerellik ve Demokratik Özerklik” başlıklı yazıda bakın hangi noktaya vurgu yapılıyor: “ Karadeniz’de sol ‘kadro’ açısından oldukça zengin sayılır. Birkaç kuşak sosyalisti bir arada bulmak gibi çok önemli bir avantaja sahiptir. Ama sol bir tarih bilinci yaratma, kuşaklar arasında bilgi, deneyim aktarımını sağlayacak araçlar, kanallar geliştirmede tam bir atalet söz konusudur. Aynı şey, yerel basın çalışmaları açısından da geçerlidir. Ülkemizdeki sol basının trajik durumunu tersine çevirecek, insanların yaşadıkları yerle ilgili farkındalık yaratacak en önemli araç basın iken bu alan boş bırakılmıştır. Yerel basın, insanların yaşadıkları kentten haberdar olmaları, bilgilenmeleri yoluyla kamusallığı yaratan bir rol oynadığı unutulmuştur. Karadeniz’de kurulan yerel kanallar ise tersine, inanılmaz bir kültürel tahribat yaratmışlardır.”

Daha 70’li yıllarda duvarlarına “Tek Yol Devrim” yazılan ilçelerin, 80’lerden sonra hızla milliyetçi rüzgâra kapılmasına, sesini, rengini, kültürel ve beşeri zenginliğini kaybetmesine sebep neydi? En başta, 12 Eylül’dü, sonrasında insanların gelecek güzel günlere olan inancını kaybetmesi. Çünkü en sevdiklerini o günlerde kaybetmişler, bir daha geri gelmeyeceklerini bildiklerinden, kendilerine devletin biçtiği hayatı tercih etmişlerdi. Çok hızlı bir göç hareketiyle, 12 Eylül’ün mağduru olan devrimciler büyük kentlere gidip, kendilerine orada bir yaşam kurmaya çabaladı, onların bıraktıkları boşlukları ise, imam hatip okullarının yetiştirdiği, devletin ideolojisini gururla taşıyan, varlığını ve her şeyini devletine borçlu hisseden bir kuşak aldı. Onlar artık siyasette de hayatın içerisinde de söz sahibi olmaya başladı. Her şeye onlara karar veriyor, Karadenizle ilgili bir şey söz konusu olduğunda hareket geçiyorlardı. Nitekim bir zamanların Trabzon’unda yaşananlar, anlattığım boşluğun doldurulmasının çok trajik örneklerini verdi. Rahip cinayeti, bombalamalar, Hrant Dink cinayeti planlamaları… Sözde, 12 Eylül anayasasına büyük çoğunlukla kabul oyu veren millet, kendine gerekçe olarak, “Ya bu devletin sahibi yok mu?” sözünü düstur edinmişlerdi, peki tüm bu şeyler yaşanırken bu devletin sahibi kimdi? 12 Eylül’le hiçbir şeyin güllük gülistanlık olmayacağını bile bile teslimiyet, işte böyle şekilsiz ve tektip bir kültür bıraktı. Bunu anlamak için uzman olmaya da gerek yok, gidip şehirlere bakmak yeterli. Bugün sahil yolu denilen saçmalığın üzerinden gidip baktığınızda, Samsun’dan Sarp’a kadar şehirlerin birbirinden bir farkı olmadığını görürsünüz. Bu da fikri çölleşmenin tezahürlerinden biri. Bir tarafta da zaten denizin doldurulması gibi bir cinayet de var ki denizle bağlantısı kesilmiş bir toplumun hakikaten hayat damarları kopmuş gibidir.

Çarpık kentleşme beraberinde çarpık söylemi ve eylemi de getiriyor. Karadeniz coğrafyasının siyaseten bu denli faşizan bir bloğa teslim olmasının altında yatan sebeplerin başında gelen yerel basının kışkırtıcı dili de, toplumun yönlendirilmesinde aktif rol üstleniyor. Sözgelimi Cerattepe’ye, Yeşil Yol’a karşı çıkan ve yüzde yüz bölge halkı olan insanlar, bu yerel medya diliyle iktidar bağlamlı dışlanıyor, ötekileştiriliyor. Çünkü kendilerini Karadenizin ve tüm coğrafyanın efendisi sananlar var.

Tüm bunlara söyleyebileceğimiz bir söz var mı peki? Elbette var! Karadeniz, basit ve sıradan bir coğrafya değil. Yüzyılların ötesinde birçok medeniyetin ev sahipliğini yapmış, birçok önemli tarihi yolun kesiştiği bir noktada yer alıyor. O nedenle başta Arap sermayesi olmak üzere, birçok ülkenin rant beklentisinde olduğu bir bölge. Bu nedenle büyük rant beklentilerinin önünde engel olarak gördükleri unsurlardan kurtulmak için ellerinden geleni yaparlar. Bu güruha karşı verilecek en güzel cevap imecedir. Karadeniz’in en güzel geleneklerinden biri olan imece; tarlada bağda bahçede, birbirinin işini kolaylaştırmak için dayanışma içerisinde insanların var olma mücadelesinin işaretidir, en devrimci eylemlerden biridir. İnsanlar yeniden geri dönsün dağlarına, ovalarına… Fasulyesini eksin, tütününü yetiştirsin, hayvanlarını alıp yaylasına çıksın…Yeniden bir dünya kurulsun diye.