Kararnameler de kalkarsa…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Padişahın tahta çıkma törenine benzer bir törenle yeni yönetim biçimine geçtik. İlk başkanlık kararnamesiyle bakanlar atandı. Geçen gün de bakanların devir teslim törenlerini izledik. Cuma günü Hacı Bayram’da kılınan namazdan sonra da ilk kabine toplantısı yapılacak.

Muhalefet, hem kabineye kulp taktı, hem de kararnamelere.

CHP’li Veli Ağbaba, 18 bin kişiyi işsiz bırakan kararname için seçim sonunun beklendiğini; yeni “kabine”nin de kabine değil danışman, akraba ve damatların toplandığı bir “kabile” olduğunu söyledi. “Milli Eğitim Bakanı özel okul sahibi. Sağlık Bakanı özel hastane sahibi. Turizm Bakanı turizm şirketi sahibi” diyerek de “kabile”den çok bir şirket yapısı tarif etti.

Yakın dönemin bütün kritik siyasal hamlelerinin sahibi ve devlet adamlığı isminden de belli Sayın Bahçeli yeni yönetimin başarısından emin. Yeni sistemde dengenin de denetimin yerli yerinde olduğundan kuşkusu yok.

Yeni döneme dair hiçbir şeye takmayalım istiyor: “Kararnameye çok takanlar var, OHAL’e çok takanlar var. İşte OHAL kalktı. Yarın kararnameler de kalkarsa ne yapacaksanız? Soracak sorunuz kalmaz.”

Gerçekten, OHAL’in her halini arkasında bırakıp kalıcılaşarak kalkmasından sonra, kararnameler de kalkar ve devletin her işi ağızdan çıkacak bir söze bakarsa ne yaparız?

Bakanların devir-teslim töreni sırasında, bir yandan bunu düşünürken bir yandan da gözümü Mehmet Şimşek’le ekonominin kaptanlığına getirilen Berat Albayrak’a diktim. Neden derseniz, dünyanın gözü de onların üzerindeydi de ondan.

Yabancı yatırımcılar, pazar ekonomisinin küresel patronları Albayrak’a kuşkuyla bakarlarken Şimşek kabinede olsa daha memnun olacaklarmış ya… Herhalde biz de yabancı yatırımcı gözüyle bakıp, onlar hazzetmiyor diye damat bakanın üstünü çizecek değiliz!

Neyse, devir-teslim sırasında yeni bakan pek şen şakrak eski bakan da biraz sıkıntılı göründü bana.

Yeni bakan, “16 yıllık AK Parti iktidarında hizmet anlayışıyla birçok başarıya imza attık” dedikten sonra, sanki kendisinden kuşku duyanları rahatlatmak istercesine “Bağımsız kurumların küresel politikalarla uyumlu şekilde eskiden daha başarılı performans göstereceğine şahit olacağımız bir döneme gireceğiz” dedi.

Ekonomiden biraz anlayan herkes, zaman zaman yüzde 7’lik bir büyüme ile de taçlanan 16 yıllık AKP iktidarının temelinde borçlanma olduğunu biliyor. Dev projeler gerçekleştirilirken kamu da özel sektör de sürekli borçlandı ve bu olağanüstü tehlikeli borçlanma “IMF’ye borç veriyoruz” söylemiyle perdelendi. Bugün özel sektörün ülkenin toplam ekonomisinin üçte birine denk gelen 245 milyar dolar dış borcu var.

Bir yandan petrol fiyatları artar, öte yandan da dünya ticaret savaşının top sesleri duyulurken küresel bir ekonomik krize girildi ve artık sıcak para Türkiye gibi ülkelerden kaçıyor. Borçlanarak işleri döndürmek olanaksızlaşıyor.

Geçen gün, hiçbir durumda AKP’ye oy vermekten vaz geçmeyecek orta ölçekte bir işinsanı dostum; “Zenginlerin sorunu yok, onlar zengin olmaya devam edecekler. En yoksulların da sorunu yok, onlar da idare edecekler. Ama bizim gibi orta ölçekli iş sahipleri ölüyor” diyerek analiz etti ekonomik durumu.

Çiftçisinden orta ölçekli işletme sahibine, yabancı para ile girdi kullanıp ürettiğini TL ile satanlar batıyor! NYT Salı günkü Türkiye ekonomisi haberinde, Kapalı Çarşı’daki bir esnafın “TL sıcak suda buz gibi. Elinize alır almaz erimeye başlıyor” dediği yazıyordu.

Ekonomik kriz kapıyı şiddetle çalarken, hatta açıp da girmişken içeriye, küresel kapitalizm içinde kalıp kendi bildiği gibi oynayacağını söyleyen bir ekonomi yönetimi var. Ve bu, “özel sektör mantığıyla çok hızlı hareket eden” bir yönetim!

O mantık ve hızla, kararname falan da beklenmeden, kararlar alınıp yürünebilir.

Bu yürüyüşte iktidarın memleketi nereye götüreceği belli olsa gerek. Ancak muhalefet, iktidar memleketi derin bir krize götürecek, bu sayede tıpkı 2002’de onların olduğu gibi biz de iktidar olacağız diye beklerse, boşuna bekler!