Karıştırılan sözcükler…
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT
Ses benzerlikleri dolayısıyla birbirine yakın duran, ancak anlam bakımından hiçbir ortaklıkları bulunmayan kimi sözcüklerin kullanımı, özellikle genç kuşaklar arasında sorun yaratıyor

Ses benzerlikleri dolayısıyla birbirine yakın duran, ancak anlam bakımından hiçbir ortaklıkları bulunmayan kimi sözcüklerin kullanımı, özellikle genç kuşaklar arasında sorun yaratıyor. Daha çok Arapça kökenli olan bu sözcüklerin yazılı ve sözlü dilde birbirine karıştırıldığını sıkça görmekteyiz. Aşağıda, sesteş sözcüklerin yanlış kullanımlarından örnekler vererek anlam ayrımlarını irdeleyeceğiz.

MARUZ VE MAZUR
19 Temmuz 2014 tarihli BirGün’de Güneş Duru arkadaşımızın “İyi, kötü, eğreti çatı” başlıklı yazısında şu satırlar yer almıştı:
“Hiçbirimizin gerçek barışın ne olduğunu bilmediğimiz şu ortamda, hele de AKP’nin toplumsal barış konusunda hatıratımızdaki yeri belliyken, tereddütleri bir miktar maruz görelim, devletin barış konusundaki sicilini unutmadan.”

Aslında, “maruz” sözcüğünün yanlış kullanımını, arkadaşımızın daha önceki bir yazısında (“Barışa evet yetmez”, BirGün, 31 Mart 2013) görmüş, ancak “dizgi yanlışıdır” diyerek üzerinde durmamıştım. Bir yıl sonra kaleme aldığı yazıda aynı yanlışı yineleyince, bu kez değinme gereğini duydum.

Güneş Duru, çoğu gencimiz gibi, “maruz” ile “mazur” sözcüklerini karıştırıyor. Televizyon ekranlarında, deneyimsiz sunucuların da zaman zaman ayırdında olmadan aynı yanılgıya düştüklerini biliyorum.

Arapça kökenli “maruz” sözcüğü; bir olayın ya da durumun doğrudan etkisiyle yüz yüze gelmeyi anlatır. Sözgelimi “şiddete maruz” kalınır, “hakarete maruz” kalınır. Ama dilimizde “maruz görmek” diye bir yüklem kalıbı yoktur.

Yine Arapçadan dilimize giren “mazur” sözcüğü, “mazereti olan, mazeretli” anlamında kullanılır. “Mazur görmek” ise “hoş görmek, bağışlamak” demektir.
Güneş Duru’nun, yukarıdaki aratümceyi, “tereddütleri bir miktar mazur görelim” biçiminde kurması gerekirdi.


MAHSUR / MAHZUR
Benzer bir durumu “mahsur” ve “mahzur” sözcüklerinin özensiz kullanımında da görüyoruz.
13 Mart 2012 günlü Taraf gazetesinde şöyle bir başlık okumuştum:

“Kürtçenin ne mahsuru var”.
“Mahsur”, Arapçada “kuşatılmış, çevrilmiş” anlamına gelir. Burada amaçlanan “mahsur” değil” “mahzur”dur. Başlıkta Türkçe sözcük kullanıp “Kürtçenin ne sakıncası var?” deselerdi, böyle bir yanlış yapmamış olacaklardı. Osmanlıca sevdası, bazen gülünç durumlara düşürebiliyor insanı!


İSNAT / İSTİNAT
“www.ntvmsnbc.com” sitesinde yer alan bir haberde şöyle deniyor:
“Abdullah, istinat edilen suçlardan toplamda 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.” (12.3.2010).
“İstinat”ın Türkçe Sözlük’teki anlamları şöyledir: “1. Dayanma, yaslanma. 2. Güvenme, güç alma. 3. Bir şeyi kanıt sayma.”
“İsnat” içinse şu açıklama yapılıyor: “1. Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi ya da nedene dayandırma, yükleme, atfetme. 2. mec. Karacılık, kara çalma, iftira.”
Bu açıklamaya göre, yukarıda örneklenen tümcede yer alması gereken doğru sözcük “istinat” değil “isnat”tır.


TENKİSAT / TENSİKAT
“Tenkisat”, azaltma, eksilme anlamındaki Arapça kökenli “tenkis”in çoğuludur. Gazeteci arkadaşlarımız bu kavrama yabancı sayılmazlar. Daha çok toplu işten çıkarmalar söz konusu olduğu zaman kullanılır. “İşten atma” eyleminin toplumsal ağırlığını hafifletmeye yönelik bir tür örtü görevi görür. Tıpkı şu örnekte olduğu gibi:
“Shell’in kârı çakıldı, tensikat kapıda.” (http://www.referansgazetesi.com/ 05.02.2010).
Yine Arapça kökenli “tensik” ise “düzeltme, yoluna koyma” demektir. “Tensikat”, bu sözcüğün çoğuludur. Görüldüğü gibi, çoğu zaman karıştırılan bu iki sözcüğün de hiçbir anlam akrabalığı yoktur.

GAYRİ / GAYRI
Zahit Atam’ın 1-8 Haziran 2014 günlü BirGün’deki iki köşe yazısı da aynı başlığı taşıyor:
“Gayrı-memnun sanatçı ve iktidar”.
Arkadaşımız, “gayrı” ve “gayri” sözcüklerini karıştırmış. Gayrı; “başka, öteki” anlamındadır. “Gayri” sözcüğü ise Arapça sıfatların başına geldiğinde, o sözcüğe “olmayan” anlamı katar. Zahit Atam’ın yazı başlığında geçen sözcüğün “gayrı-memnun” değil “gayri memnun” olması gerekirdi.


GRUP / GURUP
“Topluluk, küme, öbek” anlamına gelen Fransızca kökenli “grup” sözcüğü ile güneşin batışı anlamındaki Arapça kökenli “gurup”un çoğu zaman karıştırıldığı biliniyor. Daha yenilerde, Aydınlık Kitap’ın künyesinde uzun süredir “yerleşik yabancı” gibi duran bir adlandırmadan yola çıkarak bu yanlışa kısaca değinmiştik. (Bkz. “Dil Notları”, BirGün, 16 Haziran 2014). Gelin görün ki, “Varak-ı mihr ü vefayı kim okur kim dinler”! (Yani dostluk ve vefa sayfasını ne okuyan, ne dinleyen kalmış!)
Bu yazıyı yazarken, adı geçen “Kitap” ekinin son sayısına yeniden baktım. Aradan iki ay geçmiş. Künyede hâlâ “Reklam Gurup Başkanı: Saynur Okuroğlu” diye yazıyor!
Dergiyi çıkaranlar, kendi yazılarından başka bir şey okumuyor anlaşılan! Tersini düşünmek, “yanlışta ayak direme, inat etme” anlamına gelir ki, böyle bir tutumu, aydın kimliği olan arkadaşlara yakıştıramam…
“Grup” ve “gurup” sözcüklerini karıştıranlar yalnızca Aydınlık’çılar değil elbet. Şu örneği de çok satışlı Sözcü gazetesinden aktarıyorum:
“Türkiye’nin her yanında despotluğa, dayatmacılığa karşı tepki gösterenler herhangi bir gurubu hedef almadılar!..” (Mehmet Türker, “Tayyip ateşle oynuyor!..”, Sözcü, 8 Haziran 2013).
Söylemek bile gereksiz; tümcede altını çizdiğim sözcük, “grup” olacaktı. “Günbatımı” anlamındaki “gurup” sözcüğünün orada ne işi var?
• • •
Eski dile yabancı olan genç arkadaşlarıma, her zaman bu tür sözcükleri kullanmaktan kaçınmalarını öğütlüyorum. Anlamını doğru dürüst bilmediğimiz arkaik sözcüklerle yazı yazmaya kalkmak, bizi eninde sonunda yanlışa götürür. Türkçe düşünüp çağdaş sözcüklerle yazmaya özen gösterdiğimiz ölçüde, kendimizi dil yanlışlarından da uzak tutmuş oluruz.