Karmaşık olanı karıştırmak
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Son günlerin belli başlı tartışmalarında gözle görünür bir karışıklık var gibi… Gerçi tartışmanın olduğu yerde karışık olması normaldir. Ama sözünü ettiğimiz yaratıcı karışıklık değil, dar görüşlü sonuçlar çıkarılmaya neden olan bir karışıklık.

Sözünü ettiğim tartışmalarından bir kaçına örnek; gazetemizde sansür tartışmalarına ilişkin Enver Aysever’in ve Harun Tekin’in yazıları yayımlandı. İki yazı arasında bir tartışma var. Elbette normal bir durum. Başka bir tartışma Kobane ve YPG’ye yapılan Amerikan silahları yardımı. Oldukça proaktif yaklaşımlar var. Bir de geçen hafta İstanbul Barosu seçimlerinde yaşanan bazı tartışmalar… Bütün bunların içeriğini ayrıntılı olarak yazmama gerek yok. Bir açıdan görünen, tümel, tekil ve tikel olanın karıştırılması! Mantıksal bir karmaşa var karşımızda.

Fernando Pessoa “Şair sahtekârdır” demiş. Pessoa’nın bu sözü, Hazreti Muhammed’in veya Platon’un şairlerle ilgili olumsuz sözleri ile bire bir aynı olmasa da, çok faklı bir çözümsel düzlemde de değildir. Burada da tümel, tekil ve tikel karıştırılsa, bütün şairlerin Pessoa’ya hücum etmesi gerekir. Dünyanın kimi şairleri gerçekten de “sahtekâr” olsa bile! Varılan sonuç üzerinden değil, sonucun etkilediği kavramın faklı görünümleri üzerinden bir akıl yürütme o kadar zor olmasa gerek. Ama “akıl” eksiliğinin bolca olup, “yürütme” farklı anlaşıldığından, hele ki felsefeye teğet geçtiğimizden, kolay bir akıl yürütme olanaksıza dönüyor.

Tümel, çizilen sınırlar içindeki yer alan her şeyi içine alan bütüncül bir kavramdır. Örneğin “şehir” dediğimiz zaman, bir bütün olarak tüm şehirleri konuya katmış oluruz. Salt kendi şehrimizi ele alıyorsak, o zaman tekil olandan söz etmiş oluruz. Şehir örneğinden yola çıkarak, Marmara Belediyeler Birliği dediğimizde de tikele ulaşırız. Kendi şehrimi eleştirip, değerlendirirken, dünyadaki tüm şehirleri eleştirdiğimi sanmakta isem, doğruya ulaşamam. Ya da şehrin insanlık için ne denli büyük bir gelişim aşaması olduğunu anlatmaya kalksam, günümüzdeki kentlerin bir üretim aracı ve meta olma niteliğini gözden kaçırırız. Aynı örneği şiir, şair ve genç şairler üçlemesi için de kullanabiliriz…

Benzer bir biçimde, sistem yerine, sistem içinde tekilliği bile kuşkulu bir birime muhalefet yöneltirseniz, felsefi ve mantıksal olarak bir yanlış çukurundasınız demektir. Geçen haftaki İstanbul Barosu seçimlerini kazanan Sayın Ümit Kocasakal seçim konuşmasında, Baro’nun açtığı bir çocuk bakım evine kendi çocuklarının da bakılması için başvuruda bulunan yargıçları nasıl terslediğini anlattı. Salon da çılgınca alkışlandı. Oysa konu olan yuva ihtiyacı olan çocuklardı! Yargıç eleştirisi, yargı eleştirisi değildir. Bu gözden kaçırılıp, çocuk üzerinden eleştiri ile ezici çoğunlukla seçim kazanılırsa, ne desek boştur.

İşte bu ve benzeri tartışmalarda, tümel tikel ve tekil arasında diyalektik bir ilişki olduğunu bilip, ama her kavramı kendi dolayımında ele aldığımızda düşünsel kafa karışıklığından bir nebze kurtuluruz.

Bunca söz içinde Kobani, sansür, Baro gibi konulardaki tartışmaları nasıl çözeriz? Çözemeyiz… Daha bir süre böyle kalır. Zaten bizim de bu aşamada yapabileceğimiz, tümel, tekil, tikel deyip, dikkati bu kavramlara çekmek. Belki de bu arada karmaşık olanı biraz daha karıştırmak!

Haftaya dize; “gerekmez görmesinler seni bana bakanlar-“ (Celal Soycan, Sincan İstasyonu, sayı73)