Karşı çıkalım hep birlikte
OSMAN ÖZTÜRK OSMAN ÖZTÜRK

Her insan kardeşini güzel cümlelerle anlatır ama benim kardeşim gerçekten çok güzel bir çocuktu.

Sevgi dolu bir ailede büyüdük. Bana “ablam” derdi. “Ablam” derken hissederdim sevgisini.

Son 1-2 yıldır can dostum, sırdaşım olmaya da başlamıştı. Düştüğüm noktada o beni kaldırdı. Birbirimize hep güvendik ve destek olduk. İyi ki Ankara’dan bir tıp fakültesi yazdı ve orada kaldı.

Tıp eğitimi çok zor. Altı yıl boyunca benim de çok “Of, yeter, bırakacağım artık” dediğime tanık oldu. Hepsinde yanımdaydı ve buna rağmen “Ben tıp istiyorum” derdi.

Hayatı çok çalışmakla geçti. İdealleri vardı. Bu uğurda çalıştı, başka şeye de zaman bulamadı. Ama bunun eksikliğini de hissetmezdi.

Boyu 1 metre 92 santimetreydi. Ama sporla uğraşmak yerine çalışmayı tercih etti. Çok sevdiği tıpta ikinci senesiydi. Bir gün bile pişman olmadı. Ne yazık ki çok uzun kalamadı...

İnsan sevgisiyle doluydu. Herkese karşı iyiydi. Kimse için kötü bir şey söylemez, yardımcı olabildiğinde mutlu olurdu.

Ameliyatları anlatınca heyecanlanıyordu. “Nasıl yani, nasıl olabilir” diye soruyor, ameliyat videolarını izliyordu. Eminim çok iyi cerrah olurdu. Okulca bir köye gitmişler, halkın tansiyonunu, şekerini ölçmüşlerdi. O bile kendini doktor gibi hissettirmişti ona. Eve gelip insanların yüzünü güldürdüklerini heyecanla anlatmıştı, ”Bana teşekkür ettiler” diye.

•••

Berkay’ın canlı halini hatırlamak istiyorum. Uzun saçını arkadan bağlamış, yüzü güler halde... Şimdi Ankara’da Berkay’la birlikte yaşadığımız eve dönmeyeceğim. Annemin psikolojisi buna hiç uygun değil. Başka bir yere geçeceğiz.

Çok büyük acı hissediyorum, bunun tarifi yok. İçim yanıyor. Eskiden böyle şeylere inanmazdım ama şimdi onun benim yanımda olduğunu hissediyorum. Beni gördüğünü, hissettiğini düşünüyorum. Ben de böyle güç buluyorum. İyi bir şey yaptığımda ‘Berkay için’ diyeceğim. Birini iyileştirdiğimde ‘Berkay için’ diyeceğim. Bu bana güç verecek, buna inanıyorum.

Yoksa ben de ayakta duramam. O bana çok güveniyordu.

Benim masum kardeşim gitti.

•••

Geçtiğimiz hafta Dolmabahçe’de, TAK’ın canlı bomba saldırısında hayatını kaybeden tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencisi Berkay Akbaş.

Ve de Berkay’ın tıp fakültesi son sınıf öğrencisi, intern doktor ablası Selin.

Hürriyet’ten Mesude Erşan’a böyle anlatmış kardeşini.

Ve sormuş…

On dokuz yaşında bir çocuğun kime, nasıl zararı olabilir ki?..

•••

Her geçen gün daha fazla Suriyeleştiğimiz, Iraklaştığımız bu kan ve gözyaşı seli günlerinde…

Tam da sorulması gerekeni…

Hiç kimsenin cevap vermekten kaçamayacağı soruyu sormuş.

On dokuz yaşında bir çocuğun kime, nasıl zararı olabilir ki?..

Hangi kutsal dava, hangi kadim mağduriyet…

Hangi ideoloji, hangi inanç…

Doktor olmak, insanlara yardım etmek hayaliyle yanıp tutuşan…

On dokuz yaşındaki masum bir çocuğun ölümünü açıklayabilir ki?..

Ya da…

Hangi soğuk reel politik, hangi mazeret, hangi bahane mazur gösterebilir masum insanların ölümünü?..

Kör bir milliyetçilikten başka!..

•••
Ve daha İstanbul patlamalarının acısı soğumadan, bu satırlar yazılırken Kayseri’den gelen saldırı haberi.

İlk açıklamalara göre çarşı iznine çıkan on üç askerin hayatını kaybettiği, gene TAK’ın üstlenmesi muhtemel saldırı.

Son bir yıldır…

Ankara, Bursa, İstanbul, Diyarbakır, Kayseri…

Doğrudan sivilleri hedef alan ya da sivil can kayıplarını “savaş komplikasyonu” olarak kabul ettiği anlaşılan canlı bomba eylemleri.

Siyasi iktidarın baskıcı rejimini sağlamlaştırmasından…

Başkanlık hedefini hayata geçirmesinden başka bir işe yaramayan…

Türklerin ve Kürtlerin bir arada yaşama imkânını ortadan kaldıran saldırılar.

Daha geç olmadan…

Karşı çıkalım hep birlikte!..

Not: Üç aylık bir aradan sonra Çarşamba’ya taşınan Memleket Tabipliği yeni gününe ısınamadı. Bundan böyle Pazar günleri birlikteyiz.