Katalonya ve külliye: Benzerlikler ve ötesi
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Barcelona, “Catalunya” başkenti. Universitat Autonoma de Barcelona (UAB), araştırmada İspanya’da ilk sırada. Kütüphaneleri 24 saat açık. Yazı başlığı, ‘UBA’den gözlemler’ de olabilirdi.

İspanya Anayasası, bir uzlaşma metni ve Avrupa anayasalarının sentezi niteliğinde. Devlet biçimi olarak özelliği, “özerk topluluklar” temelinde bölgeli bir yapı öngörmüş olması.

17 bölgeden biri ve iki resmi dilli Katalonya, bilindiği gibi özerk statü ötesinde bağımsızlık yolunu zorluyor. Ülke ikiye bölünmüş durumda: Hükümet ve parlamento çoğunluğu ile destekleyicileri, bağımsızlık yanlısı; diğerleri ise karşı.
Katalonya yönetimi ile Külliye arasında, zorlamalar yönünden benzerlikler dikkat çekiyor:

-Anayasa: Katalonya yönetimi, 1978 İspanya Anayasası için “Franco Anayasası” nitelemesi yapıyor; oysa Anayasa, Franco rejiminden kopma anlamına geliyor. Külliye sloganı ise, “Darbe anayasası”. Onca değişikliğin ardından bu kavramın ne ölçüde geçerli olduğu tartışılabilir; ama hedefin, tek kişi yönetimi olduğu açık.

-De jure/de facto: Katalonya, Anayasa öngörmediği halde “fiili durum” yaratarak bağımsızlık mecrasında. Külliye ise, anayasal statü belirgin olduğu halde, fiili durumdan söz ederek başkanlık yolunu zorluyor.

-Propaganda yöntemi: Bağımsızlık kampanyası, Hükümet’in güdümünde yürütülüyor; Başkanlık mücadelesi ise Külliye tarafından… Katalonya Hükümeti, “Diplocat” kısaltması ile oluşturduğu hareket ile içte ve dışta toplantılar düzenliyor; yoğun bir kampanya yürütüyor. Külliye ise, başta muhtarlar olmak üzere ayağına çağırdığı sivil-resmi bilumum zevat üzerinden propaganda konuşmalarıyla kesintisiz bir kampanya yürütüyor; oluşturduğu “anayasa platformu” (GONGO) yoluyla sahaya çıkmayı planlıyor.

-Kaynak nereden? Barcelona, kamu hizmetlerini daha etkili kılmak ve yaygınlaştırmak için harcama yerine, “bağımsızlık kampanyası” için büyük paralar akıtıyor; Külliye ise, “özel örtülü ödenek” sayesinde “devlet malı”nı güdümü altındaki anayasa kampanyasına yönlendirebilecek. (AB’yi istikrarsızlaştırmak için Katalonya bağımsızlık hareketini Rusya’nın da finanse ettiği öne sürülüyor…).

-Ötekileştirme: Bağımsızlık kampanyasının bir başka özelliği ise, bağımsızlıktan yana olmayanları karalama ve sürekli ötekileştirme... Yoğun bilgi kirliliği eşliğinde pompalanmaya çalışılan başkanlık rejimine mesafeli duranları, statükocu yaftasıyla ötekileştirme gibi.

-Yalnızlaşma-yabancılaştırma: Bağımsızlık uğruna Yönetimin izlediği yol, Katalonya’yı hayli yalnızlaştırmış bulunuyor. Bu durum, kuşkusuz Külliye merkezli politika ile karşılaştırılamaz, eğer yalnızlaştırma ötesinde düşman sayısını artırma yolunda kat edilen mesafe hesaba katılırsa…

-Gelecek: Katalonya, bağımsızlık elde ederse ne olur? Devlet olarak tanınmasından AB’ye üyelik sorununa kadar birçok bilinmeyen var. Meslektaşlara göre, “yıkım için var gücü kullananlar neyi inşa edeceklerini söylemiyor”. Külliye, “parlamenter rejim iflas etmiştir” sloganı eşliğinde yürüttüğü kampanya içine, -parantez, arıza, enkaz vb. söylemlerle kadınları da katarak- Cumhuriyet kazanımlarını değersizleştirici her yolu mubah görse de, kurulması öngörülen anayasal düzen üzerine kayda değer bir şey söylenmiyor.

-Anayasal dengeler: Katalonya yönetimi, Madrid yetkilerine meydan okusa da, “Cortes Generales” ve Anayasa Mahkemesi, frenleyici işlev görüyor; AB ise daha büyük fren. Başta yargı bağımsızlığı olmak üzere, anayasal kurumların görev ve yetki alanına saygı duymayan Külliye’yi TBMM dengeleyebilir mi? Başkanı, sözcüye bile laf edemiyor da… Şu halde, ancak “Türkiye halkı”, -yasallığı tartışmalı olduğu için Avrupa Mahkemesi’nin esastan görüşmeye aldığı- Saray taşkınlıklarını frenleyebilir.

Benzerlikler, teselli kaynağı olamaz

İberya yarımadası bizim gibi terör ve şiddet çemberinde değil; otoriter ve totaliter yönetim zorlaması da yok orada. Yaygınlaşan saldırılar ve kitlesel katliamlar karşısında öne çıkarılmayan şu iki soruna işaretle yetineceğim:

- Başta MİT ve iç güvenlik kanunları olmak üzere yasalarla MİT ve kolluk güçlerinin yetkileri “aşırı derecede” arttırıldı; Anayasa Mahkemesi de, ilke olarak hepsini onayladı. Buna rağmen, ölümcül terörist saldırılar toplumu teslim aldı.

-Külliye ve güdümündeki Hükümet ise, olağanüstü yönetim yoluyla Anadolu topraklarını üs edinen şiddet ağlarına karşı etkili hukuki mücadele yerine, Anayasa ve hukuk dışı uygulamalara karşı çıkanları “terörize etmek”le meşgul: hedef göstererek, soruşturmalar açtırarak, hapse attırarak…