Katar krizi
25.06.2017 10:57 BİRGÜN PAZAR
‘’Arap Baharı’’ sürecinde her yere ‘’bahar’’ getiren ve güle oynaya o ülke senin bu ülke benim diyerek savaşları derinleştiren, küresel cihadizme alan açıp IŞİD vb. örgütleri besleyip büyüten Körfez ülkeleri, bugün bir sistem krizi içerisinde. ‘’Bahar’’ artık Körfez’de yeni bir sistem ihtiyacı olarak kendini dayatıyor

HASAN SİVRİ

Katar ve Suudiler arasında geçmişten bu yana birkaç defa yaşanan ve yatıştırılan liderlik kavgası tekrar patlak verdi. Bu sefer kavga şiddetli ve Katar’dan tam teslimiyet isteniyor. Katar ya bölgede son 10 yıldır liderlik iddiası ile sürdürdüğü politikalarından vazgeçecek ya da karşısında yer alan 4 Arap/Körfez ülkesi, şiddetli ambargoyu güç kullanmaya kadar götürecek.

İki Körfez ülkesi arasındaki bu liderlik kavgası, esasında ABD’nin bölgedeki politikalarına kim en layıkıyla hizmet edebilir kavgasıdır. Katar ve Suudiler, ABD Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 2006’da dillendirdiği ‘’Yaratıcı Kaos’’ politikasına en iyi hizmeti sundular.

Libya: Katar özellikle ‘’Arap Baharı’’ süreçlerinde bütün iplere oynayarak, Suudilerin liderlik ettiği Körfez politikasından ayrı bir hat tutturmaya çalıştı. Katar, Kaddafi’yi ‘’Bu Suudiler tehlikeli, her an arkadan vurabilirler’’ diyerek uyarırken Libya’da ‘’devrim’’ sürecini, El-Kaide’yi ve IŞİD’i destekledi. Bu destek özellikle Libya’yı kanatları altına alan Sisi’ye karşı devam ediyor. Libya’nın generalleri gün aşırı Tv’ye çıkıp Katarlı subayların Libya’daki savaşta yer aldığını iddia ediyor. Yemen’e karşı koalisyonda Katar ile aynı safta olan Mısır, son dönemde özellikle Kıptilere yönelen Mısır’daki bombalı saldırılarda Katar’ın rolünden bahsediyor.

Irak: Katar, bir yanda IŞİD ve El-Kaide’yi hava saldırıları ile vuran ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssünü barındırırken diğer yandan Irak’ta El-Kaide ve IŞİD’e açıktan medya desteği verdi. Türkiye’nin ‘’Arap Baharı’’ sürecindeki dış politika mimarı Ahmet Davutoğlu’nun ‘’Öfkeli Sünniler’’ dediği Irak’taki radikal gruplar, Katar açısından ‘’devrimci’’ sürecin liderleriydi. Bu ‘’devrimci’’ süreç Katar’dan açık destek görüyordu.

Yemen: Katar bir yandan Yemen’e karşı kurulan Körfez/Arap koalisyonunda yer alıp Husi Ensarullah hareketi ile savaşırken bir yandan da Ensarullah hareketi ile bağlantılarını koparmıyor ve esir takaslarında, görüşmelerde ve pazarlıklarda Husilerle görüşmeye devam ediyordu. Yemen’deki askeri üslerine yönelik Husi saldırılarında kayıplar veren Birleşik Arap Emirlikleri, askeri üslerin koordinatlarını Katar’ın sızdırdığını iddia ediyor. Katar son krizden sonra Yemen’deki Koalisyon’dan tabiri caizse ‘’kovuldu’’. Katar askerlerini Doha’ya çekti.

Suriye: Katar bir yandan Suriye’deki cihatçı silahlı grupları finanse edip Ürdün ve Türkiye ile kurduğu operasyon odalarında Suriye’de aktif bir rol alırken, İran ile ticari anlaşmalar imzalayıp diplomatik ilişkileri artırıyor ve Körfez’deki ‘’abilerinin’’ pek hoşnut kalmadığı bir politika izliyordu. Suriye rejimini devirme hedefi ile hareket eden saldırgan Suudilerin aksine Katar’ın her ipe oynayan politikası söz konusuydu. Hal böyle olunca Suudiler, Suriye’de liderliği 2014’te alıp daha saldırgan bir süreç izlediler.

Filistin: Katar, bir yandan Hamas’ı kollar ve ona sahip çıkarken bir yandan da İsrail ile gizli görüşmeler yapmaya devam ediyordu. İsrail ile ticari ilişkileri olan Katar da, Suudiler gibi İsrail ile normalleşme taraftarı olan Körfez ülkelerinden. Filistin’deki meşru direnişi, Oslo müzakerecileri ve Körfez ülkeleri ile birlikte tasfiye etmek isteyen ABD, normalleşme sürecinde aracı konumunda.

Katar, var olan krizlerden faydalanma ve tüm taraflarla ilişki geliştirerek rol kapma süreçlerinde en çok Müslüman Kardeşler ve ona bağlı gruplardan faydalandı. Suudiler de bu sırada boş durmuyor ve daha radikal tondaki Selefi/Vahhabi gruplar üzerinden yer ediniyordu.

Afganistan’da Cihad İslam’ını yaygınlaştırarak, El-Kaide’nin kurucu liderlerini ‘’Kahraman Savaşçılar’’ olarak tanımlayan ABD, bölgede terörle mücadele sloganı üzerinden istediğini hedefe koyuyor, Suudilerin yanında saf alıp Katar’ı sıkıştırıyor, Katar ile 22 milyar dolarlık silah anlaşması yapıyor, İran ve Hizbullah’ı terörle suçlayıp safları İran’a karşı sıklaştırmaya çağırıyor.

Yıllardan beri bölgedeki aşırıcı, radikal, gerici ve IŞİD benzeri örgütlere finans, ideoloji, silah ve medya desteği veren Suudiler ve Vahhabi kurumu, Trump’a göre İslam içerisindeki en ılımlı akım. Önceki yıllarda Suudilerin Avrupa’da aşırılıkla mücadele amacıyla kurduğu dinler arası diyalog merkezleri ve Emirliklerin sosyal medyada aşırılıkla mücadele hedefiyle kurduğu ‘’terörle mücadele timi’’ vardı. Fakat bu sırada Suudiler ve Vahhabi kurumu, Suriye ve Irak’a cihatçı yetiştirmeye ve göndermeye devam ediyordu.

İki Körfez ülkesi de ABD politikalarının bölgedeki esas temsilcilerinden. Aralarındaki kavga bu temsilciliğin kimin liderliğinde devam edeceği ile ilgilidir. ‘’Yaratıcı Kaos’’ politikası kapsamında bölgedeki birçok krizi derinleştiren Körfez Şeyhliği ve Krallığı, başarısızlıklarla dolu bu süreçlerin ardından krizi kendi bölgelerine çekmiş oldular.

İran’a savaş hazırlığı: Arap NATO’su (Arap/İslami Ordu) planına Katar engeli

Son süreçte liderlik kavgasını derinleştiren ihtilafın ana nedeni, Riyad zirvesinde hedefe konan İran.

Ayrıntılar pek bilinmese de Riyad’daki zirvede, Suudi liderliğinde ve ABD himayesinde ‘’terörle mücadele’’ edecek bir İslami Ordu kurulması üzerinde de anlaşma sağladığı söyleniyor. Kuds El-Arabi’nin Ürdün’deki yönetime yakın muhabirine göre Suudilerin liderliğindeki bu orduya uydu hizmetini kısmen İsrail sağlayacak. Trump’a göre Suudi liderliğindeki İslami Ordu ‘’terörle mücadele’’ ederken (ki buradaki terörden kasıt Hizbullah ve İran’a yakın silahlı gruplar) bir yandan da Vahhabi akımı İslam içerisindeki aşırılıkla mücadele edecek buna hedefle yeni açılan kurumlarla da ılımlaştırma görevi görecek.

Burada küçük bir not ile Suriye meselesinde Suudilerden çok farklı bir hat izleyen Sisi Mısır’ının, terörle mücadele için ‘’Arap Ordusu’’ kurma girişimi ile bir manevra yaptığını hatırlatalım. Suudiler bu manevradan sonra Sisi ile gerilmiş ve Msır’a petrol nakliyatını durdurmuştu. Milliyetçi tonlu Arap Ordusu manevrasının ardından Suudiler bir süredir devam eden İslami/Sünni Ordu hazırlıklarına hız verdi.

Tarihte Suudi Ordusu'nun (Körfez Şeyhlikleri desteği ile) herhangi bir savaşta herhangi önemli bir kazanım veya zafer elde ettiği görülmemiştir. Suudilerin gireceği herhangi bir savaşta ‘’ABD himayesinin gerekliliğini’’ gören Trump, yönetime gelmeden himayenin siyasi ve ekonomik bedelini isteyeceğini söylemişti ve nitekim bu bedel ödendi.

İki yıldır Yemen’de girdiği bataklıktan çıkamayan ve savaşı kendi topraklarına taşıyan Suudiler, yıllardır bölgede yürütülen vekalet savaşlarında bir şey elde edemeyince Afganistan’dan bu yana her Amerikan yönetimine bildirdikleri, İran’a karşı gibi direkt savaşa gönüllü olduklarını Trump’a da bildirdiler. İran tehlikesi üzerinde duran Suudiler, İran’ın etkisini Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki savaşlarla kıramayınca savaş seslerini yüksekten dillendirmeye başladı. Suudi Savunma Bakanı ve yeni veliaht Muhammed Bin Selman, Al-Arabiya kanalına verdiği uzun mülakatta İran’ı karıştırmak ve istikrarsızlaştırmakla tehdit etmişti.

İran’a karşı hazırlıklar tam gaz sürerken, ‘’hack hadisesi’’ ile Katar’a ambargo başlatılmasının nedenlerinden biri Katar’ın İran ile ilişkiler geliştirmesi ve İran ile müşterek gaz alanında bazı uzlaşılara gitme isteği oldu. Katar yukarıda saydığımız tüm kriz ve savaşlarda olduğu gibi İran mevzusunda da birden çok pozisyon alıyor.

Ayrıca Kuveyt ve Umman’ın pozisyonları Suudilerin önündeki diğer engellerden. Birbirlerini kardeş olarak gören Körfez ülkelerinden Kuveyt ve Umman, uzun bir süredir bölgede abiliğini dayatan Suudilere bu sefer ‘’Bir dur bakalım kardeşim’’ diyorlar.

‘’Arap Baharı’’ sürecinde her yere ‘’bahar’’ getiren ve güle oynaya o ülke senin bu ülke benim diyerek savaşları derinleştiren, küresel cihadizme alan açıp IŞİD vb. örgütleri besleyip büyüten Körfez ülkeleri, bugün bir sistem krizi içerisinde. ‘’Bahar’’ artık Körfez’de yeni bir sistem ihtiyacı olarak kendini dayatıyor. Bu krizden faydalananlar ise yüz milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapan ABD ve normalleşme mesajlarıyla İran ve Filistin direnişine karşı Körfez gericileriyle safları sıklaştırmak isteyen İsrail oldu.

800 km öteden Deyr Zor’a Zülfikar füzelerini gönderen İran ise tam olarak ABD-Suud-İsrail eksenine ‘’Bana karşı hazırlanan savaşa hazırım’’ mesajı veriyor. Nitekim Tel Aviv bunu gördü ve ‘’O Zülfikar füzeleri IŞİD’e olduğu kadar bize de bir mesaj’’ şeklinde yorumladı.