Katırla satır arasında: Eski ve yeni(!) eğitim sistemi
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA
Dindar nesil yetiştireceklermiş. Hah! Recep Bey’e bakarsanız AKP’yi eleştiren kim varsa, işçi Ahmet Amca’nın çocuğunun hukuk fakültesine gitmesinden, avukat, hakim, savcı olmasından, temizliğe giden Ayşe Teyze’nin çocuğunun siyasal bilgilere gitmesinden rahatsız olmuşmuş. Gecekondu semtlerinin çocukları öğretmen olsun çocuk yetiştirsin, bunu istememişiz. Marangozun oğlu, terzinin kızı, kapıcının çocuğu bürokrat, teknokrat, sanatçı olmasın, gazeteci olmasın, torna tesviyecilikle yetinsin, demişiz de buna isyan ediyormuş hazret. Köşelerinde yazanlara da soruyor bir de “bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz” diye. Recep Bey toplumu ikiye bölüyor kendine göre. Bir yanda yoksul halk ve onu savunan kendileri diğer yanda dinsiz imansız halk düşmanları var. Kendi açısından siyaseten en iyi bölünme şüphesiz. Ama kendi tarafgirliği yalan olmayaydı!
 
Dindar nesil yetiştirecekmişsiniz ya sormadan duramıyor insan. Bugüne dek ne yapılıyordu bu memlekette acaba? Müfredatında çatır çatır evrim mi okutuluyordu? Yoksa tüm dinlere mezheplere inançlara aynı eşitlikte duran bir dinler tarihi falan mı okuduk ilkokul, ortaokul, liseler ve şimdi her ne şekle sokulduysa öğretim sistemimiz içinde? Okul kitaplarımız da milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik kol gezmiyordu da insan hakları, emek, hak, hukuk, adalet mi öğretiliyordu? Ailesi inançlı olsun ya da olmasın, hangi mezhebe ait olursa olsun, hangi dinden bulunursa bulunsun, zorunlu din derslerine maruz bırakılmadık mı? Resmen “yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkede” hangi aile kim cesaret edebilirdi itiraz etmeye, bunun sosyal bedelini ödemeye? Bu ayrımcılıklar karşısında hangi “laik devlet” koruyacaktı bizi? Mesela “alevi yahut ateist yahut sırf muhalif” olanları Sivas’ta koruyan(!) “laik” devlet mi? Fatihalar, sübanekeler ezberledik bu yüzden, okul sıralarının üzerinde namaz kıldırılmadık mı? Pardon! kız öğrenciler etekli olduklarından sıra üstüne çıkamazlardı tabii. Bacakları tahrike neden olabilirdi. Etekle futbol da oynanamazdı misal. Çok soru sormanın tehlikeli olduğunu, fikrini söylemenin dayak sebebi olduğunu kadınların ve cinsel tercihi farklı olanların her zaman ve daima erkeklerden daha aşağıda bir yerde olduğunu o okul sıraları bir kez daha belletmedi mi bize? Bizler değil miyiz o okullara başlayamayan, kayıt parası, forma parası, yol parası bulamayan, yani paramız olmadığından. Temizlikçi Ayşe Teyze’nin gecekondu semtlerinin yoksul çocukları olduğumuzdan, zaten az olan üniversite şansınız sizin politikalarınızla imkânsıza dönüşmedi mi? Emekli öğretmenlerin, memurların çocukları değil miyiz kardeşimizi üniversiteye hazırlık dershanesine burslu yazdırmak için müdürün önünde gözyaşı döken? Siz tam bu yoksulluğumuzdan, yoksunluğumuzdan faydalanıp örmediniz mi ağlarınızı, yatılı kuran kurslarınızı, sevgi evlerinizi, cemaatlerinizi?
 
Hadi koyalım bütün bunları bir yana. Memleketin bunca yıldır ne çok imam ve hatibe ihtiyaç varmış misal onu konuşalım. Eğer bu kadar genç imam ve hatip olarak istihdam edilemediyse ne oldu bu arkadaşlarımıza? Mesela bizim mahalledeki o kıza ne oldu? Yaşıtları kız ve oğlanlarla ortaokula başlamayı isterken aile zoruyla imam hatibe başlatılan o güzel gözlü kıza? Evden çıkarken başını bağlayan pardösüsünü giyen, sokağın başında başörtüsünü ve pardösüyü atan ve saçlarını savuran o kıza? Sırf bu yüzden baba dayağı yiyen o kıza? O kız ki on sekizine geldiğinde “milli görüşçü” olmuş idi. Seçme şansı var mıydı dersiniz? Seçme şansı var mıydı? Onun olmak istediği gibi olmak hürriyeti, kendini gerçekleştirme şansı var mıydı? Gölgeler üzeriden tepinip duran laikçiler onun hürriyetini koruyabilmek için ne yapmışlardı? Ki o kızlar aynı başörtüleri yüzünden üniversite kapıları yüzlerine kapandığında, sakallı hemcinsleri sakallarını kesip kapıdan geçerken biz bütün “ateistliğimizle” yanlarında durduk.
 
Anlaşılan o ki bu zulüm size yetmiyor. Şimdi de dört artı dört artı dört istiyorsunuz. Mesleki eğitim, çıraklık kanunları getiriyorsunuz. Yani istiyorsunuz ki çocuk yaşımızda taze üzümler gibi sıkın suyumuzu, çırak ve stajyer deyin bize. Hayatın boşluğuna düşerken sarıldığımız tiner elimizde diye aşağılayın bizi. Dört artı ile evlere kapatın kız çocuklarını. Neyse ki “daha dindar”larını yetiştireceksiniz en kısa zamanda! Bu yüzden ya kafalarını kapayıp ilkokula yollayacak yahut eve kapatacaksınız bu kızları. Tecavüze uğradıklarında, çocuk gelinler olarak satıldıklarında sesleri daha az çıkacak sizin “dindar” terbiyeniz sayesinde. “Büyüklerine isyankar” olmayacaklar. Bunun içinde ne kadar “hayır” görüyorsanız o kadar hayırlı olsun, ama yazıklar olsun insanlığınıza yazıklar olsun!