Katliamı 'açıklama' çabası utanç verici
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Sivas Katliamı davasının böyle bitmesinin hukuki ve siyasal sonuçları bir yana, davanın zamanaşımına uğramasından Almanya’da yaşayan katil zanlıları da yararlanacak. Ne Almanya ne de Türkiye hükümetinin iadesi için ciddi çaba sarf etmediği bu sanıklarla ilgili Almanya’da bir tek Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve az sayıda demokrat milletvekili mücadele etmişti. Mücadele edenlerden biri de, Sosyal Demokrat Parti (SPD) eski Federal Milletvekili Dr. Lale Akgün idi. Sivas Katliamı’nın gerçekleştiği günlerde benzer bir katliam da Almanya’nın Solingen kentinde gerçekleşmiş ve faşistler Türkiyeli bir ailenin evini ateşe vererek beş kişinin yanarak ölmesine sebep olmuştu. Şimdi Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Hükümeti’nde göç ve uyum sorumlusu olarak çalışan Akgün’le hem Sivas Katliamı zamanaşımını hem de Solingen’i konuştuk.

>>>> Sivas Katliamı davasının zamanaşımından düştüğünü duyunca ne hissettiniz? Yakalanması için çabaladığınız sanıklar artık hâkim önüne çıkarılmayacak…
Biliyorsunuz, ben Avrupa’ya kaçan, Almanya’da olduğu söylenen ya da açıkça bilinen, Sivas Katliamı davasında yakalanmayan sanıklarla ilgili İçişleri Bakanlığı’na sorular sordum, bunların yakalanması için çabaladım. Gazetelerde onların Almanya’da saklandığına dair haberler çıkınca devreye girmiştim. Cidden de o zaman Almanya’da olan sanıklar vardı ve bunların açıkça yeri durağı belliydi. Bunlar Almanya’nın ve Türkiye’nin elbirliği ile adalete teslim edilmedi.

Bu konuya çok angaje olmuştum. Bu insanların yakalanması benim için çok önemliydi. Hiçbir sonuç alamadım. Ellerini kollarını sallayarak gezdiler. Artık yaptıkları yanlarına kalacak. Belki şimdi aramızdalar.

O zamanlar Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu’yla konunun üzerine gitmiştik. Bakanlık bize bildiklerini açıklamıştı. Ama maalesef sonuç alamamıştık. Tam ayrıntılarını hatırlamıyorum ama adamları tespit ettiğimiz halde Türkiye’ye teslimini başaramadık. O zaman Federasyon’la işbirliği halindeydik ama Türkiye ile hiçbir işbirliği yoktu. Türkiye dosyaları doğru düzgün hazırlayıp bu adamların peşine düşmedi.

>>> ‘Zamanaşımı’ şimdi her şeyin üstüne bir çizgi çekti…
Sivas Katliamı insanlığa karşı işlenmiş vahşi bir cinayettir. Böyle bir cinayette zamanaşımı olmaz. Ayrıca son derece ırkçı, ayrımcı bir cinayet olması açısından da bireylerden çok grup aidiyetine karşı, insanlığa karşı işlenmiştir. İnsanlar nefretle dolmuş caniler tarafından cayır cayır yakıldı. Aynı Solingen katliamında olduğu gibi Sivas Katliamı’nda da insanların yakılması sonuna kadar soruşturulmalı, aydınlatılmalıydı.

>>>> Aynı dönemde Solingen katliamında da insanlar yakılmıştı ama o olay tüm yönüyle aydınlatıldı, sorumlular yargılandı mı?
Solingen Katliamı sırasında bir psikolog olarak da işin içindeydim. Olaya herkes, nasıl yaklaşılması gerekiyorsa öyle yaklaştı. Böyle durumlara çok yönlü ve hassasiyetle yaklaşmak lazım ve Almanya hükümeti de olayın bütün yönleriyle ortaya çıkması için her türlü çabayı ve hassasiyeti gösterdi. Türkiye devleti, olaya nasıl yaklaşılması gerekiyorsa öyle yaklaşmadı.

Bu tür olaylara hassasiyetle yaklaşmazsanız halkın huzuru bozulur ve insanları bir arada tutan en önemli duygu olan adalet duygusu yitirilir. Azınlık olan zaten kendini korumasız ve sahipsiz hissedecek birçok nedene sahiptir. Böylesi sarsıcı olaylardan sonra, örneğin Almanya’da Türkiyeliler, Türkiye’de Aleviler sahipsiz olmadıklarını, devletin adaleti tesis ettiğini bilmek istedi. Adaletin sağlandığı duygusunun daha doğrusu adaletin sağlanmasının hiçbir bahane tanımadan, sıfır tolerans gösterilerek anında yerine getirilmesi gerekir. Türkiye’de adalet tesis edilmedi.

Solingen’den sonra Almanya, dışarıdaki faşistlere ve sanıklara asla tolerans göstermedi, olayın gerçekleşmesi hakkında hiçbir bahaneyi haklı gösterecek bir eğilim içinde olmadı. Sanıkları veya katilleri koruyacak en ufak bir eğilim görülmedi. Kimse, “olayın arkasında karanlık güçler var, olay aslında şöyle değil de böyleydi” gibi açıklamalara da yeltenmedi. Çünkü iktidarın görevi olayların arkasında başka güçler olduğunu söylemek değil, o güçlerin ne olduğunu bütün açıklığıyla ortaya çıkarmaktır. Sıfır tolerans ve en açık sonuç politikası izledi hükümet.

>>>>Almanya Türkiyeli toplumu Solingen katliamı davası sonucuyla ilgili “adalet yerini buldu” diyor mu? Türkiye’de Alevilere, katledilenlerin yakınlarına, davanın avukatlarına ve demokratik kamuoyuna göre Sivas Katliamı davasıyla ilgili “adalet yerini bulmadı”.
Sivas Katliamı ile ilgili olarak ben de “adalet yerini bulmadı” diyorum. Bütün sanıklar hukuken verilebilecek en yüksek cezaya çarptırıldı. Sanıklardan ikisi olayın işlendiğinde 18 yaşın altındaydı, onlara en yüksek ceza olan 10’ar yıl, diğer sanıklara da yine en yüksek ceza olan ömür boyu hapis cezası verildi. Dava bütün ayrıntılarıyla açık olduğu için, herkes yargılama sürerken zaten yargılamanın hangi yönde gittiğini gördü.

Sanıklar yargı önüne çıktı ve adaletin tecelli ettiğine dair hiçbir şüpheye yer vermeden yargılama bitti. Almanya hükümeti ayrıca yangında yakınlarını kaybeden kişilere maddi manevi her türlü yardımı yaptı, hâlâ yapıyor. Almanya hiçbir zaman “bu, kişisel bir suçtur, beni ilgilendirmez” demedi.

>>> Solingen Katliamı karşısında Almanya halkının tepkisi nasıl olmuştu? Türkiyeliler kendilerini yalnız bırakılmış mı hissetti?
Bu çok önemli: Almanya hükümeti veya devleti olayı araştırırken Almanya halkı da hiçbir biçimde katilleri koruyacak bir şey yapmadı. Tam aksine sokağa döküldü. Almanya halkı bunun açıkça bir katliam olduğunu söyledi ve hem katillerin bulunup cezalandırılması hem de Türkiyelilerin yalnız olmadıklarının gösterilmesi için günlerce sokaklarda kaldı.

Aydınlar, gazeteciler, siyasi partiler sokağa çıkan, hakkını arayan Türkiyelilere cesaret verdi. Almanya kamuoyu her zaman açıkça Solingen Katliamını lanetledi. Hiç kimse “katliam oldu ama nedeni var” gibi faşizan sözler etmeye kalkışmadı. Yıllarca Almanyalılar, hem halk olarak hem de hükümet yetkilileri olarak hâlâ Solingen Katliamı anması yapar. Olayın hiçbir bahaneye sığınmadan bir katliam olduğunu, utanç verici bir tarihi leke olduğunu kabul ederler, özür dilerler.

Sivas Katliamı’ndan sonra da bütün insanlar sokağa dökülmeliydi. Çünkü bu insanlığa karşı yapılmış bir suçtur. İnsanlık ayıbıdır. Ama maalesef böyle olmadı. Türkiye’de çoğunluk mensupları sokağa çıkmadı ve katledilen insanların yakınları ve o azınlık grup çok yalnız bırakıldı. Hele şimdi zamanaşımı olması karşısında bile, bu durumu siyasi olarak açıklamaya çalışanlar, sanki bu açıklanabilir bir şeymiş gibi çaba içinde olanlar, katliama mazeret arayanlar, bunun siyasal açıklamasını yapmaya çalışanlar beni çok şaşırtıyor ve çok kızdırıyor. Bu utanç verici bir durum.

>>> Sivas davasının bu biçimde bitmesini açıklamaya çalışan AKP içinde Sivas davasının bir dizi avukatı da var. Siyasal olarak Almanya’da böyle bir şey düşünülebilir mi?
İki şeyi birbirinden ayıralım. Evet, demokrasiye inanıyorsak herkesin savunulma hakkı olduğunu, herkesin de her türlü sanığı savunabileceğini kabul etmeliyiz. Bu hukuk tekniği ile ilgili bir durum. Ama bu davayı sanki bir ‘siyasi dava’ olarak savunmak bambaşka bir şeydir. Asla bu tür davalar siyasi davalarmış gibi savunulamaz, böyle bir şey üzerinden siyasi başarı sağlanmaya yönelmek çok tehlikelidir. Avukatlık bitince de milletvekili olarak siyasi savunması yapılamaz. Şimdi dava bitince de kimin haklı, kimin provoke edildiğine dair tartışmalar yürütülüyor, bu tür tartışmalar insanlık suçuna ortak olmaya benzer.

>>> Solingen’den sonra Almanya halkı sokağa dökülürken, Sivas Katliamı’ndan sonra bizde insanlar neden sokağa dökülmedi?
Siyasal tutum alışları ve geleneksel tutumları bir yana bırakalım. Bir psikolog olarak bunun eğitimle ilgili bir şey de olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de otoriteye boyun eğme öğretiliyor. Otorite bazen devlet, bazen politikacı veya baba oluyor. Otoriteyi kim temsil ediyorsa, onun söyledikleri mutlak doğru kabul ediliyor. Türkiye’de ‘sivil itaatsizlik’ yok.  Türkiye’de özgür değil, tebaa insan yetiştiriliyor.

>>>> Daha dün sayılabilecek bir zamanda Almanya faşizmi dünyayı kana buladı. Çok kısa bir zamanda şimdi Almanya’da demokrasiden söz ediyoruz. Ama yine de faşizan çetelerin eylemleri gündemde. Bütün bunları nasıl açıklıyorsunuz?
Almanya’da demokrasi geleneği sanıldığı gibi, Hitler faşizminden sonra, dış güçlerin zoruyla oluşmadı. Almanya’nın çok eski ve köklü bir demokrasi geleneği var. Faşizm dönemini bir sapma olarak değerlendirmek daha doğru.

Almanya’yı faşizmle özdeşleştirmemek, Almanya’daki demokrasi geleneğini ve demokratik kazanımları küçümsememek gerekir. Almanya’da faşist partinin seçimle işbaşına gelmesi, iktidar boşluğundan iyi yararlanması, iktidara geldikten sonra her türlü yasa üzerinde kendilerine göre her türlü değişiklikleri yapması faşizmi getirdi. Ama faşizme karşı mücadele geleneğini, daha sonra oluşan sivil itaatsizliği ve demokrasi geleneğinin yeniden kurulduğunu unutmamamız gerekiyor. Almanya, faşizmden sonra faşizm yaşanmamış, soykırım yapmamış, katliamlar olmamış gibi davranmadı. Almanya suç işlediğini, Almanyalıların suça iştirak ettiklerini kabul etti ve sorumluluğunu üstlendi.

Bunun cezasını da çekmeye razı oldu. Faşizmin insanlık suçu olduğu, Alman devletinin faşizm uyguladığı ders kitaplarında işlenir ve bunu herkes kabul eder. Hiçbir biçimde faşizmi ya da Hitler rejiminin uygulamalarını haklı çıkartacak, bunu ima edecek bir yaklaşım yasalarca da toplumca da kabul görmez. En büyük suçtur bu.

Elbette çeteler var ama toplumsal bir tabanı yok bunların. En önemlisi toplumsal sürü psikolojisi kırılmış, toplum ve mahalle baskısı ortadan kalkmış. Önemli olan sosyal baskının olmaması. Devletin, bireyin varlığını her türlü farklılığıyla garanti altına alması lazım. Devlet, bir tarafın hükümranlık aracı değil, bireylerin insan olmaktan gelen haklarını koruma aracıdır. İnsan, sürü hayvanıdır. Sürü olmaktan çıkmak eğitimle, sivil cesaretin ve itaatsizliğin teşvik edilmesiyle mümkün.

AKP önce parti olsun

>>>> Siz iki dönem SPD’den milletvekili seçildiniz. Partinizin İslam uzmanı ve sorumlusuydunuz. Bugün Almanya İslam’a nasıl yaklaşıyor?
Almanya’da İslam karşısında resmi kafalarda tam bir karışıklık daha doğrusu çaresizlik var. Almanya kendi prensip ve politikalarına ters davranıyor ve radikal İslam’ı da, aydınlanmış İslam’ı da aynı kefeye koyuyor. Bu tutum aslında radikallerin işine yarıyor. Çünkü toplum İslam deyince; insan haklarını tanımayan, kadın erkek eşitliğine inanmayan, çocukları okula göndermeyen, çocuklara yüzmeyi yasaklayan Avrupa’nın kabul etmeyeceği radikallerle diğerlerini bu sefer ayıramıyor ve herkese karşı oluyor.

Eski Cumhurbaşkanı Wulff, “İslam Almanya’nın parçasıdır” demişti. Hangi İslam? Çocukları okula göndermek istemeyen, kadınları sokağa çıkarmayan İslam mı yoksa aydınlanmış İslam mı? Almanya’da politikanın kafası karışık olduğu için, devletin olumlu tutumuna rağmen, toplumsal kamusal alanda İslam neredeyse tamamen negatif durumda. Bunda sadece devletin kafa karışıklığı değil, Almanya’da İslam’ı temsil edenlerin tutumu da çok etkili.

>>>> Sizin yayınlanmış bir kitabınız da var…
Din bilgini, ilahiyatçı, ilahiyat fakültesi eski dekanı Beyza Bilgin ile birlikte yazdık. Ben “özgürlükçü bir İslam olabilir mi” sorusuna cevap aradım. Benim söylediklerime karşı birçok İslamcı atıp tutuyor, hakkımda söylemediğini bırakmıyor. Liberal bir düşünceye bile dayanamıyorlar. Bana saldıranların bir kısmı da Diyanet’in Almanya kolunun adamları. Bu davranışla Almanya’da saygınlık kazanmaları, rahat olmaları mümkün değil. İlle ‘benim dediğim, benim yaptığım doğru’ diyorlar. ‘Tek din İslam’, ‘Tek doğru İslam da bizim savunduğumuz’ diyorlar. Bu böyle olmaz. Çok kültürlü, çok dinli toplumda ‘ille benim dediğim doğru’ diyemezsiniz, dememelisiniz.

>>>> AKP zaten liberal İslam’ı savunmuyor mu sizce?
Bence AKP önce bir parti olmalı. AKP, parti olduğunu unutmasın. Partinin İslam’la ya da başka bir dinle işi olmaz. Batıda böyle bir şey olamaz. AKP, dinle politikayı karıştırdığı müddetçe, İslam’ın hangi yorumuna inanırsa inansın yanlış yapar. Dinle politikanın karıştırılması o siyasi partiyi parti olmaktan çıkarır.

Yaptığınız politikalar, savunduğunuz görüşler bütün insanlara açık olmalı. Bütün evrensel değerleri korumalı ve herkesin genel ihtiyaçlarına cevap vermeli. Örneğin ben sosyal demokratım. Beni Müslüman da, ateist de, Hıristiyan da Yahudi de seçer. Şu an Almanya’nın yüzde 35’i hiç bir şeye inanmadığını söylüyor. Çok ciddi bir rakam bu ve gittikçe artıyor da. Dinsiz yani. Ee, bunlar partilere oy atmıyor mu? Hıristiyan demokratlara da atarlar, sosyal demokratlara da. Buradaki durumu asla AKP ve Türkiye ile karşılaştırmayız.

Türkiye bir tek PKK’lilere şahin
Her ne kadar medyada 5 sanık hakkında zamanaşımı kararı verildiği çıksa da, Almanya’daki Türkiye ve Almanya medyası, Sivas Katliamı’ndan 9 zanlının Almanya’da olduğunu belirtiyor. 9 katil zanlısının Türkiye’ye getirilmemesi ve ‘zamanaşımı’yla kurtulması, göz göre göre oldu. Olup bitenler katil zanlılarının adeta bilinçli bir tutumla korunduğunu gösteriyor.

Belgeler ve bilgiler katil zanlılarının, Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin içinden çıktığı Milli Görüş Hareketi tarafından Almanya’ya getirildiği, kollandığı ve korunduğu yönünde. Zaten Erdoğan Hükümetinin katil zanlılarının Interpol tarafından aranmalarının sağlanması için kırmızı bülteni bile çok sonra çıkardığı biliniyor.  (2005’te Almanya Hürriyet’e konuşan, Almanya’da döner dükkânı işleten Muhammed Nuh Kılıç’ın Interpol tarafından aranmadığı, çünkü Türkiye’nin bu konuda girişimde bulunmadığı ortaya çıkmıştı.)

Zanlıların Türkiye’ye iade edilmesi için AKP’den önceki hükümetlerin de neredeyse kılını kıpırdatmadığı biliniyor. Alevilerin, Avrupa’daki Alevi örgütlerinin ve demokrat kamuoyunun yoğun baskısı sonucunda hükümetlerce atılan kimi zayıf adımların çoğunda da Almanya kurumlarına belgeler eksik, bilerek ya da bilmeyerek yanlış sunuldu. Almanya mahkemeleri veya resmi daireleri de eksik belgelerle yapılan girişimleri, açılan davaları reddetti. Türkiye, örneğin “PKK’lileri” hiçbir hukuk tanımadan başka ülkelerin egemenlik haklarını çiğneyerek kaçırıp ülkeye getirirken, adı sanı belli Sivas davası sanıklarıyla ilgili hukuki sürece bile yaklaşmadı.
 
Örneğin Türkiye, Almanya nezdinde bu sanıkların iadesi için gerekli şart olan ‘iltica haklarının iptali’ davası açmak için bu zamana kadar hiçbir girişimde bulunmadı. Evrensel gazetesinin Almanya baskısının editörlerinden gazeteci Yücel Özdemir, konuyla ilgili birçok haber yaptı. Zamanaşımından sonra yazdığı son yazılarından birinde Türkiye’nin yapması gereken şeyleri yapmadığı, Almanya’nın da işi geçiştirdiğini örneklerle çok iyi anlatıyor. Özdemir şöyle diyor:

“Son olarak Yeşiller Partisi Milletvekili Avukat Mehmet Kılıç’ın verdiği bilgiye göre, Aachen İdare Mahkemesi’nin geçtiğimiz yılın son günlerinde verdiği bir karar (22.12.2011, Az. 6 K 1961/08.A) Almanya’nın tavrını çok iyi şekilde örneklendiriyor.

Kararda Sivas sanıklardan birinin mülteci statüsünün iptali için Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi (BAMF) tarafından açılan davanın temyiz duruşmasında davalı konumundaki BAMF duruşmaya katılma gereği bile duymadı.

Sonuçta BAMF davayı kaybetti, ‘Sivas firarisi’ de ilticacı statüsünü korumaya devam etti. Mahkemenin kararında, ‘Sivas firarisi’nin ilticacı statüsünün kaldırılması için BAMF’nin yaptığı başvuruda sunduğu belgelerin de son derece kötü olduğu sıkça dile getirilmişti. Özetle; özensiz, ciddiyetsiz, formalite icabı yapılan failin ilticacı statüsünün kaldırılması yönündeki başvuru, tersine dönmüş, failin işine yaramıştır.

Benzer şekilde, Mannheim’de yaşadığı tespit edilen katillerden Muhammed Nuh Kılıç’ın Türkiye’ye iade edilmesi için yapılan girişimler de fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Keza geçtiğimiz yılın sonunda Polonya’da tutuklanan sonra da Almanya’ya iade edilen Sivas Katliamı sanığı Vahit Kaynar için de ciddi girişimlerde bulunulmamıştı. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda, birincisi, Sivas Katliamı sanıklarının Almanya’ya getirilmesi, burada barındırılması, iltica başvurusu yapmalarında, bugün zaman aşımı kararını alkışlayan anlayışın büyük bir rolü bulunuyor. İkincisi; bunların Türkiye’ye iadesini sağlamak için işbaşında olan Milli Görüş geleneğinden gelenlerin bunların iade edilmesi için hiçbir şey yapmadığıdır. Üçüncü ise, geçmişte insanlık suçu işleyenlerin yargılandığı Almanya’nın bu konuya tamamen kayıtsız kalmasıdır…”