Kayıp özne

Bir şeyleri değiştirecek, ‘ölü burjuva kültürünü’ bir kez daha derinden sarsacak özneyi yeniden romanın içine çağırmak için inatla özgürlük türküleri söylememiz gerekiyor

DOĞUŞ SARPKAYA

Franco Moretti, burjuvanın edebi yolculuğunu anlattığı eserinde ‘kapitalizmin muzaffer, burjuva kültürünün ölü’ olduğunu vurgulamıştı. Bu ölü kültürün çocuğu roman ise neredeyse dört yüzyıl boyunca yaşanan dönüşümlerin kaydını tutuyor. Edebiyatta roman kadar yaşanılan döneme bağlı bir tür olmuş mudur, bilmiyoruz. Ortaya çıkışından itibaren, toplumsal değişimlerin aynası olmuş bir türden bahsediyoruz. Bunu başarmasını sağlayan özelliklerinden biri melez olması. Diğer bir özelliği ise doğrudan sınıfsal bir mücadelenin içine doğması, diyebiliriz. Aristokrasi karşısında hegemonya savaşı veren yeni orta sınıfların mücadele aracı olan roman, mücadeleyi kazanıldıktan sonra muzaffer burjuvazinin kültürel silahına dönüştü. Kaçınılmaz olarak bir mücadele sahası haline gelmesi de bundan sanırım. Ve her paradigma değişiminde ya da toplumsal mücadelenin yükseliş, yenilgi, ricat gibi farklı görünümlerinde kendisini yenilemeyi, yeni duruma adapte etmeyi başardı.

Maceracıdan yaralı özneye

Yeni duruma adapte olma başarısı sadece türün teknik olarak kendini yenileme potansiyeliyle ilgili değil: Roman, aynı zamanda karakterlerin dönüşümlerini de hızlı bir şekilde yansıtmayı başardı. Maceracı, girişken, cesur burjuvanın başarı öyküsünün anlatıldığı Robinson Crusoe’dan, bugünün yaralı, gizli, kayıp, neredeyse görünmez olmuş roman kahramanlarına nasıl varıldığı ise özellikle incelenmeyi hak eden bir konu. Bu tarihsel gelişimin tamamını yansıtmak bu kısa yazının sınırlarını aşıyor. Ama son yıllardaki dönüşümle ilgili birkaç not düşebiliriz. Neredeyse son kırk yıldır kapitalizm, tüm dünyaya hâkim olmuş durumda. Kapitalizmin egemenlik araçlarını çeşitlendirmesi ve güncellemesiyle birlikte özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramların altı oyulmaya başlandı. Egemenler bu süreci gizli kapaklı yürütmediler. Her şeyi aleni bir şekilde, insanların gözüne soka soka yaptılar. Bunun sonucunda geleceğe dair umut yerini dipsiz bir karamsarlığa, özgürlük ve adalet talebi yerini karakter aşınmasından muzdarip bir benmerkezciliğe bıraktı.

Bu durum romanda iki farklı karakter türünün baskın hale gelmesine neden oldu: Parçalanma aşamasını geçerek hızla atomize olan dünyada atomize olmuş yaralı özne ve tüm yaşananları yaptıklarının bahanesi olarak öne sürebilen anti kahraman. Türk edebiyatında geçen yıl çıkan iki eser -Şükrü Keleş’in İmiş’i ve Naim Dilmener’in Obsesyon’u- bu durumu yansıtmak için mükemmel örnekler olması açısından incelenmeye değer.

İmiş’in parçalanmışlığı

Şükrü Keleş’in İmiş’i, hem başkası olmaktan korkan hem de kalabalıklar içerisinde kaybolan, silikleşen, ayırt edilemeyen bir karakteri merkezine alıyor. Kitabın özetini yapmak neredeyse imkânsız. Çünkü yazar, klasik bir hikâye anlatmayı düşünmemiş hiç. Olaylar parça parça veriliyor, merkezde karakterin duygularına yoğunlaşılıyor. Ama karakterin duyguları da yekpare değil. İmiş, kendi yaşamını kurmaya, ayakta kalmaya çalışan bir karakter. Kimseye benzemek istemiyor. Aynı zamanda en çok korktuğu şeylerden biri kaybolmak ama yine de kayıp bir ruh olduğunu seziyoruz.

Sayfalarda ilerledikçe Keleş’in, tam da bu zamanın ruhuna değen bir metin yazmaya çalıştığı hissediliyor. İmiş’in saçları dökülüp ayağı aksarken dünyanın saçlarının dökülüp ayağının aksadığını sezinliyoruz. İmiş, tüm tek tipleştirmelere karşı yüzünü değiştirip kendine kaşlar çaktırırken dünyanın marjinalleştikçe tek tipleşmeye başladığını fark ediyoruz. Keleş, bunu içe kapalı bir dil, sıkı bir kurgu ve hesaplanmış ama dağınık bir olay örgüsüyle gerçekleştiriyor. Bir insanın toplumun içinde kayboluşunu anlatırken, özne olmanın olanakları üzerine bir tartışma açıyor.

Bir ‘anti kahraman’

Naim Dilmener’in romanı Obsesyon ise çağın ruhunu yansıtan bir karakter armağan ediyor edebiyatımıza: Selami. Varını yoğunu plak koleksiyonlarına yatıran, evliliğini bu yüzden bitiren, arada bir gördüğü kızıyla ilişkisi kopma noktasına gelmiş ama koleksiyonculuktan asla vazgeçmeyen bir karakter, Selami. Roman, Selami’nin tutkunu olduğu bir şarkıcının bulunamaz denilen bir plağının peşine düşmesine odaklanıyor. Selami’nin tek gerçek tutkusu plaklar. Ne siyasetle ne sporla ilgileniyor. Benmerkezci ve ahlaki sınırları sevmeyen biri Selami. İstanbul’un dindar ve milliyetçi esnafına porno filmler ve resimler satarak geçimini, para karşılığı seks yaparak cinsel ihtiyaçlarını karşılıyor. Pek çok açıdan bir anti kahraman ile karşı karşıya olduğumuzu, Selami’nin kötü biri olduğunu düşünebiliriz.

Oysa durum tam da öyle değil. Dilmener, son yirmi yıl boyunca ülkede ahlaki sınırların nasıl belirsizleştirildiğini, bencilliğin ve hırsın nasıl dominant bir davranış biçimine dönüştüğünü anlatıyor. Selami karakteri, aslında sokakta gördüğümüz, apartmanda karşılaşınca merhaba diyeceğimiz kadar sıradan biri. Yaptığı kötülükler ise nedense bu toprakların okuyucusunu şaşırtabilecek türde değil. İnsanların katledilmesini, işkence görmesini, cemaat yurtlarında çocukların istismar edilmesini, kadına şiddetin hiç olmadığı kadar artmasını, iş cinayetlerini kanıksamış bir toplum için Selami karakterini anti kahraman olarak nitelendirmek çok zor. Obsesyon da tam da böyle bir ahlaki aşınmayı vurguladığı için önemli bir roman.

Öznenin kayboluşu

Anlatıda öznenin konumunu belirsizleştiren bir dönemden geçiyoruz. Tüm edebiyat dünyasını etkisi altına alan bu durum normalleşme eğiliminde. Toplumsal hareketlerin yenildiği, özgürlük hayalinin distopyalarla boğulduğu bir çağda bir şeylerin değişeceğine inanan ve bu değişim için harekete geçen kişilerin romanlarının yazılması neredeyse olanaksız. İmiş ve Obsesyon’un son yıllarda yaşananların özneyi nasıl yaraladığını anlatması da bu yüzden tesadüf değil. Bir şeyleri değiştirecek, ‘ölü burjuva kültürünü’ bir kez daha derinden sarsacak özneyi yeniden romanın içine çağırmak için inatla özgürlük türküleri söylememiz gerekiyor.

- Reklam -

SON HABERLER

Erdoğan: Bizim trenden inenler bir daha bu trene binemeyecekler

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adıyaman'da düzenlenen mitingde konuştu....

ABD’den F-35 açıklaması

ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, Türkiye'nin F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı'nda...

Sonar Araştırma Başkanı anket sonuçlarını açıkladı

Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı, 31 Mart yerel seçim anket sonuçlarını paylaştı.

Kılıçdaroğlu: Oylarımızı bölmeyeceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Şişli'de düzenlenen mitinge katıldı. Burada konuşan Kılıçdaroğlu,...

Cezayir’de ordu Cumhurbaşkanı Buteflika’nın istifasını istedi

Cezayir Genelkurmay Başkanı, cumhurbaşkanı makamının boşaltılmasını öngören Anayasa'nın 102'nci maddesinin uygulanmasını istedi.

AP onayladı: Yaz saati uygulaması kaldırılıyor

Avrupa Parlamentosu (AP), üye ülkelerde yaz ve kış aylarında saat değişikliği yapılmasına son verilmesine ilişkin...

Karlov suikastı davasında 2 sanık tahliye edildi

Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un öldürülmesine ilişkin, Fetullah Gülen'in de aralarında ...

İstanbul Valiliği: Hafta sonu nüfus müdürlükleri açık olacak

İstanbul Valiliği il ve ilçe nüfus müdürlüklerinin seçim nedeniyle hafta sonu 8.30-17.00...

Fikret Orman’dan yeni hoca açıklaması

Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, Şenol Güneş'in sezon sonunda milli takımın başına...

Çocukların oynadığı tüfek ateş aldı: 2 yaralı

Ankara'da bir çocuk, babasına ait tüfekle oynarken silahın ateş alması sonucu iki arkadaşını...

Sonraki haber