Kayıp şehrin kayıp takımı Trabzonspor
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Trabzonspor’un tarihçesine baktığımızda kulübün önemli yerlere gelmesini sağlayan iki beden eğitimi öğretmeninin olduğunu görüyoruz.

Avni Aker ve Hayri Gür.

Başlangıç noktasındaki kalite ve süreç temelinin ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor.

Bu bir misyon ve kimliktir.

Bunun farkında olmak ve felsefesini anlamak sanırım oldukça ağır ve önemli bir prensip meselesidir.

Maalesef artık bunlardan söz etmemiz mümkün değil.

Şehrin ve takımın beraberce sürüklendiği açık pozisyon, artık her bir hücresine kadar iktidarların ve kişisel çıkarların gücünün etkisinde kalmasını sağlamaktadır.

O uzun burunlu, kıvrak zekâlı insan profilinin kaybolması; tüm farklılıklarımızın bozulmasına ve ayrışmasına neden olmaktadır.

Bu sadece Trabzon yüzünden olup olmaması meselesi değil, asıl olan ülkenin uğradığı deformasyondan en çok etkilenen vilayet olmasıdır.

Bir şehir takımı üzerinden pazarlık konusu yapılamaz.

Başlangıç noktasındaki eğitim misyonu ve insan profilinin 80 yılda bu kadar kayba uğraması insana hüzün vermektedir.

Bunun bedelini şehir ve takımın ödemesi ise başka bir yıkıntıdır.

Ama hep kazanan birilerinin olması ise bunun tesadüf olmadığına dair bir gerçektir.

Trabzonspor, bir takım hüviyeti ve futbolun iç dinamiklerini kullandığı süre içinde İstanbul takımlarına karşı hep üstünlük sağlamıştı.

Bu tesadüf değildi, olması gereken bir stratejiydi.

Altı tane lig şampiyonluğunu kazandığı dönemlere baktığımızda, sadece futbolun bu dinamiklerinin geçerli olduğunu görüyoruz.

O zamanki şehrin demogratif yapısına baktığımızda, bugün ile arasındaki fark ancak ciddi bir kültür erozyonu ile açıklanabilir.

Şimdi ise siyasi argümanlara sarılıp başarı sağlam histerisi, bir pazarlık meselesini beraberinde getiriyor ki; İstanbul takımlarının elinde güç ve argümanlar her zaman bu konuda Trabzonspor’un önünde yer almasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Kişisel beklentilere Trabzonspor’u alet etmek, sonucu önceden belli başarısızlıklardan başka bir şey yaratmamaktadır.

İşin kötü tarafı, iki öğretmenin o zamanki koşullar içinde yaptıkları katkının boyutu ile şimdiki zaman diliminde başkanların yaptığı katkı karşısında çok ileride olmasıdır.

Günümüz koşullarında Trabzonspor’u yöresel bir figür olarak yönetme zorunluluğu başkanların donanımlarının sorununa bağlı olmaktadır.

Milliyetçi muhafazakâr bir anlayış ancak futbolun içindeki şiddet unsurlarını ortaya çıkartır.

Global bir oyun olan futbolu bu anlayışın yönetmesi ve sahada uygulanması, ciddi bir acizlik içine düşerek futbolu rehin almaya giden bir maço sonuçla nihayete kavuşur.

Sonuçta ortaya çıkacak şoven duygular; artık kaçınılmaz bir kin ve ayrışma ile rekabet unsurlarını ortadan kaldırarak, yok edilmek üzerine kurgulanan savaşın tarafı olmaya kadar giden bir haritanın uygulanmasına neden olur.

Bu harita Trabzonspor’un hak ettiği bir yol haritası değildir.

Sistem ve insan unsurları maalesef açık pozisyona düşürülen Trabzonspor’u rehin almıştır.

Odaya kitlenen Trabzonspor ve onun geleceğiydi.

Ama asıl sorun; kitletenin umurunda olmadığı gibi nereye varacağını kestiremeyen bir anlayışın Trabzonspor’u ele geçirmesidir.

Artık şiddet sarmalı Trabzonspor’u o kadar kolay ele geçirdi ki her koşulda bunu görmek çok kolay olacak.

Tabii öncülüğü futbolcular almaktadır, entelektüel kaygı taşımayan bu grup, dogmatik etki altına kolayca girerek bu tepkiye çok kolay cevap vermektedirler.

Bu da Türkiye futbolunun oyuncu profilidir.

Sadece Aykut-Marin, Salih-Markoviç veya Yasin’den kaynaklanan sorunlar olmayacak; çaycısından malzemecisine kadar herkes bu konuda sarmala dahil olmuştur.

Ortaya dökülenler onların suçu veya yapısal sorunu değil, bu yaşadıkları sürecin parçası olmaları ve bu sürecin şiddet koşulları ile yönetilmesidir.

Her yer küçük bir Türkiye anlayışı ile yönetilen ülkede, Trabzonspor bunu fazlası ile benimsemiş ve açmazları da fazlası ile yaşayan bir takım ve vilayet olarak artık dışlayan ve dışlanan çelişkisi ile yalnızlık girdabında çırpınmaktadır.

Tek beklenti o çok değerli öğretmenler Avni Aker ile Hayri Gür’ün mirasına ve misyonuna sahip çıkarak kulübün futbol değerleri ile yönetilmesidir.

Bu sadece Trabzon vilayetinin beklentisi olmaz, bu tüm Türkiye’yi içine alan bir beklentidir.

Uzun burunlu, kıvrak zekâlı “duyarlı” insanlara ihtiyacımız var.