Kayıp sendikacı
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
Memleketin namlı ve belagat sahibi sendikacılarından biriymiş. 1970’lerden bu yana sendikacılıkla uğraşıyormuş. Uzun yıllar bir işçi konfederasyonunun genel başkanlığını yapmış. Halen onursal konfederasyon genel başkanıymış
 
CV’si çalışma ilişkileri ve sendikacılık açısından oldukça kabarık, kıskanılacak nitelikteymiş. Uluslararası Endüstriyel İlişkiler Derneği, Türk Endüstriyel İlişkiler Derneği, AB-Türkiye Ekonomik ve Sosyal Konsey Karma İstişare Komitesi Üyeliği ve Eş Başkanlığı, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ve Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Konsey üyeliği CV’sinde yer alan görevlerinden sadece bazılarıymış. “Bütün Yönleriyle 1 Mayıs”, “21. Yüzyıla Doğru Çağdaş Sendikal Anlayış” ve “Türkiye’den Avrupa’ya Göç” adlı çalışma hayatıyla ilgili kitapları varmış.
 
Sendikacılık yaptığı dönemlerde konusuna hakim bir sendikacı profili çizmeye çalışır, sık sık sendikal konularda TV tartışma programlarına çıkar ve gazetelerde yazılar yazarmış. Okumuş-yazmış ve entelektüel sendikacı algısı yaratırmış. Uzun yıllar sendikacılık yapmış. Başbakandan milletvekili olma çağrısı almasaymış daha da yaparmış. Sendikacılığı o derece severmiş anlayacağınız. Bir gece geç saatlerde başbakanın kendisine milletvekilliği teklif etmesi üzerine konfederasyon genel başkanlığından istifa etmiş. Deneyimlerini, birikimlerini eğilip bükülmeden parlamentoda savunmak gerektiğine inandığı için sendikacılık görevinden istifa ettiğini açıklamış
 
Ardından “Yolun açık olsun ... başkan” başlıklı “dokunaklı”  ve yağcılık sınırlarını zorlayan bir yazı kaleme alan bir başka sendikacı onu “Türkiye sendikal hareketinin vizyon sahibi, yeni sendikal yaklaşımları olan kararlı, dürüst bir lideri” olarak ilan etmiş. Bu dokunaklı yazı “Türkiye siyaseti, emek dünyasından ve sendikal hareketten özellikle sosyal siyasete katkısı en üst düzeyde olacak bir sendika liderini transfer etmiş oldu”  gibi ölçüsüz övgülerle doluymuş.
 
Ancak bunca sendikal deneyimle, iddiayla ve beklentiyle milletvekili seçilen bu sendikacıdan bir süredir haber alınamıyormuş ve dahası sosyal siyasete pek katkısına rastlanmıyormuş. Sendikalarla ilgili en tartışmalı konularda ortalıkta yokmuş. Onca deneyim heba oluyormuş!
 
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu meclis genel kurulunda görüşülürken gözler kendisini aramış. Günlerce süren yasa müzakerelerinde ortalıkta yokmuş. Kanun üzerine yapılan tartışmalarda söz almamış. 400 sayfaya yaklaşan tutanaklarda tek sözüne rastlanmıyormuş. Yılların sendikacısı ve yeni milletvekili sendikal haklar konusunda konuşmuyormuş. İşveren örgütleri TOBB ve TUSKON işçilerin neredeyse yarsıdan fazlasının sendika güvencesini ortadan kaldırırken sesi çıkmıyormuş. Grev yasaklarına karşı tek kelime etmiyormuş.  Yılların sendikacısı kayıplara karışmış.
 
İnsanlık hali. Meclise gelemeyecek, sendikalar yasası üstüne konuşamayacak bir manisi mi varmış? Aslında yokmuş. Vekilliği pek sevmiş, ziyaretler, açılışlar ve nutuklar derken pek faalmiş. Anlaşılan bu faaliyetlerden başını kaldırıp sendikal sorunlarla pek ilgilenemiyormuş.
 
Şimdi bir parantez açalım.  İspanyol İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (UGT) Genel Sekreteriymiş. Yıllarca Franco diktatörlüğüne karşı mücadele etmiş. İspanya Sosyalist İşçi Partisi Yürütme Kurulu üyesi ve milletvekili seçilmiş. Ancak 1988 bütçesinde hükümetin sosyal harcamaları kısmaya yönelik tutumuna karşı çıkarak ve “parti disiplinine” aykırı davranarak kendi hükümetinin bütçesine ‘hayır’ oyu vermiş. Milletvekilliğinden istifa etmiş. ve
ardından 1988 yılında ülke tarihinin en büyük genel grevini ilan etmiş. UGT, “sosyalist” hükümete karşı üç kez genel greve gitmiş. Bu üç genel grevde de UGT’nin genel sekreteriymiş. İşçilerin çıkarlarını savunmak için 40 yıllık partisini karşısına almış. Parti lideri karşısında başını eğip elini kaldırmamış. Partisi işçi haklarını budarken bir sendikacı olarak susmamış. Adı Nicolas Redondo imiş.
 
Bizimkinin adı mı? Adı yokmuş,  çünkü “kayıp” bir sendikacıymış.