Kazanılanı kaybetmek!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Toplumun Hayır diyen yüzde 49’luk bölümünün ruh hali hiç de kaybedenlerin ruh hali değil. Tam tersi… İnsanlar yalnız olmadıklarını, az değil çok olduklarını hissettiler. Geçen gün Hayır diyen bir öğretmenin dediği gibi, “Biz en az yüzde 49-50 olduğumuzu gördük. Onlar en çok yüzde 50 olduklarını gördüler!”

Şimdi herkes bir şey düşünüyor! Saray’ın içi, AKP örgütleri “düşünen adam”larla dolu! Oralardaki düşünmenin, her ne kadar tersi bir imaj çizilmeye çalışılsa da, “ak” bir düşünme olmadığı ortada.

“En az” ne kadar olduklarını görenlerin, en az oldukları yerin “en çok”larla aynı olması toplumsal psikoloji açısından az şey değil. Müthiş cesaret verici!

Üstelik, bu saptama, henüz YSK’nin de dahliyle yapıldığına çok geniş bir kesimin inandığı seçim sahtekârlıkları hesaba katılmadan yapılabiliyor.

Burada birçok kez, “Yalnızca korku değil, cesaret de bulaşıcıdır” diye yazdım. Öyledir!

Dr. Hülya Şen, oyunun çalındığı, bir haksızlığın ve hukuksuzluğun dayatıldığı düşüncesi ile yürümeye başladı. Belki de Hayır kampanyasına ve attığı oya sahip çıkmak adına attığı ilk adıma kadar hiçbir siyasal eylem içinde olmamış, hiçbir siyasal öznenin, örgütün parçası olmamış bir vatandaş Hülya Şen. Bir aile hekimi…

Her şeyi bırakıp; işini gücünü, evini, İstanbul’dan çıkıp yürümeye başladı. Nerede durursa dursun, kaç adım atabilirse atsın, nereye kadar gidebilirse gitsin attığı her adım “cesaret” Dr. Şen’in!

Bir vatandaş olarak, “Oyum çalınıyor” dedikten sonra, o hükmün gereği atılabilecek en radikal adımı attı.

Hayır kampanyası yürüten bütün siyasi özneleri, partileri, grupları da bir sınava zorladı!

Anayasaya aykırı ama evet… Gayri meşru ama evet… Oyunun kuralları maçın ortasında değişti ama evet… Bunları söyleyen bir siyasi özne; anayasaya aykırılığın, gayrimeşruluğun, kuralsız oynamanın da parçasına dönüşüyor demektir.

Şimdi, yüzde 49’u bütünüyle CHP’ye yazan ve zaferin, Hayır’ın tek lideri ilan edilen Kılıçdaroğlu’na ait olduğunu söyleyenler var. İlginç; bu söylemin bazı sahipleri bütün bir kampanya boyunca Evet için çırpınanlar!

CHP açısından ölümcül yanlış, içerisinde çok farklı kesimlerin olduğu yüzde 49’u kendi hanesine yazmak olur. Öyle çevreler vardı ki Hayır diyenler arasında, siyasi projeleri genelde asla örtüşmese de bir rejim değişikliğine itiraz etme, onu reddetme noktasında buluştular.

Anayasal değil, meşru değil, oyunun kurallarına aykırı ama… diyerek bir şey olmamış gibi oyuna devam etmek, başta CHP olmak üzere, Hayır cephesindeki herkesin ikinci büyük yanlışı olur.

Kuşku yok ki, bundan sonra siyasetin doğasına uygun olan olacak; Hayır diyen Saadet’liler, MHP’liler, AKP’liler, HDP’liler, sol parti ve gruplar kendi yollarında yürüyecekler.

Hayır kampanyası sürecinde ilk kez eylemli muhalefetle tanışmış ve olağanüstü bir cesaretle çalışmış kesimler de olacaklara bakacaklar şimdi. Onlar, bu harekete geçmiş halleriyle, kuşkusuz siyasi özneleri de değerlendirecek, onlara not verecek ve kendileriyle etkileşebilenlere yönelecekler. Uzaklaşacakları ilk siyasi özne de, onca emekle var ettikleri Hayır oylarına sahip çıkmak noktasında ürkek, hatta uzlaşmacı davrananlar olacak.

Bu süreçte, referandumdan hemen sonra son derece başarılı ilan edilip yüzde 49 hanesine yazılan CHP, en büyük kaybeden de olabilir! Hayır’ı savunma konusundaki zayıf, uzlaşmacı, gayri meşru ilan ettiğine meşruiyet kazandırıcı tavır, yüzde 49 hayali görürken yüzde 25’i bile bulamaz noktaya taşıyabilir.

Hayır kampanyası ve ortaya çıkardığı sonuç, o kampanya içinde çalışan tüm kesimler için olağanüstü bir fırsat yarattı.

Cesaret ekti toplumun yüreğine, kendisini “en az yüzde 50”, karşıdakileri de “en fazla yüzde 50” gören, o yüzde 50 içindeki insanlarla da etkileşime girip onları kazanabileceğini gören bir kitle oluştu.

Bu muazzam bir kazanç! Bu kazancı büyütecek olan şey Dr. Şen’in kendine ait çok şeyi geride bırakıp yürümeye başlamasıdır. Kazancı kayba dönüştürecek şey ise o cesareti gösteremeyip, Dr. Şen’inki gibi radikal bir yürüyüşü başlatamamak olacaktır!