Anasayfa BİRGÜN PAZAR Kazanınca Alman, kaybedince Türk!

Kazanınca Alman, kaybedince Türk!

Mesut Özil’in “Kazanınca Alman kaybedince göçmen!” sözlerini hatırlarsak aslında kurtuluşun neden bazen suça bulaşmak pahasına örgütlenmek olduğunu anlayabiliriz. Çözüm bazen bir yol bulup ‘uyum sağlamak’, bazense güçlü olmanın başka yollarını bulmaya çalışmak. Çünkü dizinin bir sahnesinde çalan müthiş Motörhead şarkısındaki gibi “Tanrı’nın asla onların tarafında” olmadığı hayatlar bunlar

murat tırpan

Berlin Almanya’nın en karmaşık ve fakir şehirlerindendir. Hem düzenli ve Avrupalıdır hem de nüfusunun çoğunu oluşturan göçmenleriyle doğuya özgü bir keşmekeşe sahiptir. Bu anlamda biz Türkler için Avrupa şehirleri arasında İstanbul’u en çok andıran yerlerden biridir Berlin, pek yabancılık çekmezsiniz. Tarihsel önemi, mimarisi, tuhaf karmaşası ve tekinsizliği, heterojen nüfusu, kültür ve eğlence dünyasının çeşitliliğiyle cazibe merkezidir. Bu yüzden ister ikiye ayrıldığı geçmiş günlere dair olsun ister günümüzde geçsin Berlin filmleri başka tür bir çekiciliğe sahiptir. Goodbye Lenin’i, Başkalarının Hayatı’nı, Koş Lola Koş’u ve elbette Berlin Üzerinde Gökyüzü’nü nasıl unutabiliriz?

Son dönemde bu anlatılara Berlin dizileri de eklendi. Bütün bir sezonu bu şehirde geçen Homeland, ikinci sezonunu merakla beklediğimiz Soğuk Savaş draması Deutschland 83 ve Netflix’in Babylon Berlin’inden sonra şimdi karşımızda şehrin ‘underdog’larının cirit attığı, yine bir orijinal Netflix yapımı olan Dogs of Berlin var. Alman yapımlarının birbirine benzer temalar, mekanlar ve hikâye yapısına sahip Amerikan işlerine göre daha bir ‘gerçekçi’ ve farklı durduğunu, bunun da izleyicinin ilgisini fazlasıyla çektiğini söyleyebiliriz. Netflix’in ikinci ‘orijinal’ dizisi olan Dogs of Berlin (ilki Dark) böyle bir şehirde elbette bir Türk olarak turist şeklinde gezmekle, azınlık olarak yaşamanın bambaşka şeyler olduğunu sözünü sakınmadan gösteren çarpıcı bir iş.

Dizinin temelde bir polisiye olduğunu söyleyebiliriz. Almanya milli takımında oynayan Türk kökenli bir futbolcu (Orkan Erdem) Türkiye-Almanya milli maçından bir gün önce ölü bulunuyor ve hikâye başlıyor. Karşımızdaki modern bir ‘katil kim’ polisiyesi, ama aslında ondan çok daha fazlası. Dogs of Berlin’i tanımlayabilecek şeylerin başında çok fazla kahraman, hikâye, mesele, yan hikaye barındırması geliyor. Bu dizide her şey var, cinayet, Neo Naziler, futbol, uyuşturucu ve bahis çeteleri, motosikletli Türkler, eşcinsellik, aldatma… Elbette bir hikâyede bu kadar meselenin var olması normalde dramatik anlamda bir handikap sayılabilir, eleştirilebilirdi ama Almanya’daki azınlık dünyasına baktığımızda tüm bunların geçmişten bugüne zaten iç içe geçmiş bir şekilde var olduğunu görüyoruz. Bu yüzden dizinin, türün ve formatın getirdiği bazı mantığı zorlayan unsurları bir yana bırakırsak son derece gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz.

Dogs of Berlin’in açılışında gördüğümüz, Almanya milli takımında oynamayı kabul ettiği için tepkilerin hedefindeki bir kişilik olan Erdem’in öldürülmesi, aslında birbiriyle hiç anlaşamayacak biri Alman diğeri Türk olan iki dedektifi birlikte çalışmaya zorluyor ve Berlin’in suç dünyasına doğru sürüklüyor. Anlaşıldığı kadarıyla üst düzey bir futbolcu olan (ve ister istemez sekiz numaralı formasıyla akla Mesut Özil’i getiren) Erdem, profesyonel nedenlerle Almanya milli takımını tercih ettiği için bir taraftan Türkler tarafından dışlanmış diğer yandan ise göçmen bir futbolcu olması sebebiyle Neonazilerin de sevmediği bir kişilik.

Dizideki kurbanın futbolcu olması göçmen meselesini işlemek için verimli bir alan yaratıyor elbette, çünkü futbol maçları ve burada elde edilecek başarılar etnik grupların diğerlerine karşı zafer kazanmış hissedebileceği yegâne kamusal alanlardan biridir. Bir Almanya- Türkiye milli maçının Berlin’de yaşayan Türkler ve zamanında her duvara ‘Turken Raus’ yazmış Almanlar için ne anlama gelebileceğini söylemeye bile gerek yok.

Bu dünyanın çok farklı cephelerini izlerken, Berlin’in ne kadar kozmopolit olduğunu görmemizi sağlayarak her türlü yer altı insanını tanırken, bir yandan da bu iki polisin kendi insani zayıflıkları ve suç geçmişleriyle, özellikle de aileleriyle yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bu iki polis yeraltı dünyasıyla mücadele ederken kanunların hangi tarafında kaldıklarına, adaleti nasıl sağlayacaklarına karar vermek zorunda kalıyorlar. Güçlü performanslar sergileyerek dizinin çıtasını yükselten Felix Kramer (Kurt Grimmer) ve Fahri Yardım’ın (Erol Birkan) canlandırdığı karakterlerden biri eski bir Neo-Nazi, diğeri Alman polis teşkilatına girebilmiş bir Türk olmasının yanında bir eşcinsel. Dolayısıyla ana hikayenin çetrefilliğinin yanı sıra kahramanlarımızın da kimlikleriyle ilgili sancıları var.

Dizinin yapımcısı Christian Alvart

Bu iki polis bir yandan katili arıyor, diğer yandan kendi sorunlarıyla boğuşuyorken aynı zamanda suç çeteleriyle de mücadele ediyorlar. Hatta Alman polis Grimmer bahis işlerine karıştığı için çözmesi gereken para meseleleri var. Berlin’deki bu çetelerin etnik olarak olarak Araplar (uyuşturucu işindeki Lübnanlı Tarik Amir çetesi), Türkler (motosiklet çetesi) ve Doğu Avrupalılardan (Hırvat bahis çetesi) oluştuğunu görüyoruz. Tabi bir de küçük gruplar halinde Kuzey Doğu Berlin’deki Marzahn semtinde örgütlenen Neo Naziler var ki Grimmer’in kardeşi de bunlardan biri. Toplantılarında bu şehirde azınlık olduklarını, göçmenlerin memleketlerini istila ettiklerini, yozlaştırdıklarını söyleyen, milli takımlarındaki safkan Alman olmayan bir futbolcu gol attığında bile sevinmeyen, bu grupların söylemine hiç yabancı değiliz. Yakın zaman önce Berlin’den çok uzak olmayan Chemnitz kasabasında, beş bin kadar aşırı sağ görüşlü Alman’ın (bazıları Nazi selamı veriyordu), bir kişinin ölümünden sorumlu tuttukları göçmenlerin şehirden çıkarılmasını için gösteri yaptığını, bazılarının bu gösteride Nazi selamı verdiğini hatırlarsak dizideki temsilin abartılmamış olduğunu anlayabiliriz. Dogs of Berlin’in bölümleri ilerledikçe “Orkan Erdem’i kim öldürdü” sorusu anlamını kaybediyor ve günümüz Avrupa’sının temel meselelerinden olan ‘bütün bu insanların acılar, çatışmalar, nefret ve farklılık içerisinde nasıl birlikte yaşayabileceği’ sorusunun peşine düşüyoruz.

Dizide bütün farklı kimliklerin kesiştiği, çetelerin mesken tuttuğu nokta Kaiserwarte adlı semt. Ancak Berlin’de böyle bir yer gerçekte yok, yapımcılar belli ki meseleyi özellikle bir yerleşime bağlamak istememişler. Berlin’i bilenler içinse bu semtin neye referans olduğunu anlamak zor değil, buranın göçmen nüfusun çokluğu ile Kruezberg’den bile daha dikkat çekici olan, Arap kökenlilerin yoğun olduğu ama ciddi oranda Türk ve Kürt kökenlilerin de yaşayıp esnaflık yaptığı Neukölln olması muhtemel. Dogs of Berlin’in en büyük başarısı bu gibi semtlerde yaşayan göçmen grupların bir yere ait olma-olamama savaşını, bu ruh halinin yarattığı hayatta kalma stratejilerini izleyiciye gerçekçi bir şekilde aktarabilmesi. Özellikle seksenlerdeki göçmen düşmanlığı sonucu başlayan bu çeteleşme bazıları için var olabilmenin tek yolu olmuş. Mesela Kreuzberg’deki ünlü 36Boys çetesini anabiliriz. Öte yandan Erdem gibi başarılı bir futbolcu olduğunuzda da bu ruh hali yok olmuyor, Mesut Özil’in “Kazanınca Alman kaybedince göçmen!” sözlerini hatırlarsak aslında kurtuluşun neden bazen suça bulaşmak pahasına örgütlenmek olduğunu anlayabiliriz. Çözüm bazen bir yol bulup ‘uyum sağlamak’, bazense güçlü olmanın başka yollarını bulmaya çalışmak. Çünkü dizinin bir sahnesinde çalan müthiş Motörhead şarkısındaki gibi “Tanrı’nın asla onların tarafında” olmadığı hayatlar bunlar.

Azınlık olmanın sonuçları dışında basının her olayı çarpıtan yanlı bakış açısını, devlet kurumlarındaki zafiyet ve çürümüşlüğü, bir yandan sıradan Almanların vurdumduymazlığını öte yandan Grimmer’in sevgilisi Bine karakterindeki gibi çaresiz ve fakir Almanları, elbette göçmenlerin kendilerini en iyi ifade etme biçimlerinden olan hip hop kültürünü de görüyoruz dizide. Bütün bunların ana hikâyeye entegrasyonu da gayet başarılı. Zaten Almanya’daki göçmen dünyası üzerine bir hikâye anlatıyorsanız bütün bu konulara girmek kaçınılmaz bir şey, işin doğasında var. Hip hop demişken dizinin Haftbefehl gibi ünlü grupların da içinde olduğu, hip hop şarkılarının da yer aldığı güçlü bir soundtracki olduğunu da belirtelim.

Estetik olarak da -içeriğine uygun bir şekilde- gerçekçi bir kamera işçiliğine, tempolu bir kurguya sahip, özellikle dokuzuncu bölümdeki plan sekans çatışma sahnesi gibi güçlü sinematografik anları olan Dogs of Berlin nihayetinde günümüz Almanya’sının başarılı ve heyecanlı bir panoraması. Öte yandan İngilizceye yerleşen yeni bir tabirle ‘binge’ yapılası, yani bir oturuşta bitirilecek kadar heyecanlı ve akıcı bir dizi. Hem -bizde de başka nedenlerle gündemde olan- göçmenlik gibi meseleleri tartışmamıza yarayan iyi bir hikâye hem de eski klişe tabirle ‘keyifli bir seyirlik.’ İkinci sezonu beklerken bu minvalde devam etmek isteyenlere de Almanya, Berlin, milliyetçilik ve azınlıkların dünyası üzerine daha politik ve doğrudan bir anlatısı olan 4Blocks adlı diziyi ve internette bulunabilen aynı adlı Türk çetesinin hikâyesini anlatan Al Jazeera yapımı, 36 Boys belgeselini önerebiliriz.

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

11,471AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Gazete Fersude’ye erişim engeli

Gazete Fersude'ye, sitede yer alan haberlerden ötürü erişim engeli getirildi.

Galatasaray’a dünyaca ünlü golcü!

Galatasaray'ın dünyaca ünlü golcü Radamel Falcao ile prensip anlaşmasına vardığı ifade edildi....

Menemen’de AKP Gençlik Kolları yönetimi CHP’ye geçti

AKP Menemen Gençlik Kolları Başkanı Haldun Çakmak ve yönetim kurulundan toplamda 9 kişi...

Kaputaş Plajı’nın da yer aldığı Kaş-Kalkan yoluna ‘ÇED gerekli değildir’ kararı iptal

Antalya'da dünyaca ünlü Kaputaş Plajı'nı da içine alan ve tartışmalara yol açan...

Kırklareli’nde fabrikada patlama: 4 yaralı

Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde daha önce faaliyeti durdurulan ambalaj fabrikasında meydana gelen patlamada 4...

Huawei: Android kullanmaya devam edeceğiz

Çinli Huawei şirketinden yapılan son dakika açıklamasında, Hongmeng işletim sisteminin akıllı telefonlar...

Almanya Çevre Bakanı Schulze, uçak biletlerine ‘iklim vergisi’ getirilmesini önerdi

Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze, ülkede uçak biletlerinin tren biletlerinden daha ucuz...

YKS tercih kılavuzu yayımlandı

YKS tercih kılavuzu ÖSYM'nin internet sitesinden erişime açıldı.

Savunma Sanayii Başkanı Demir’den F-35 açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, ''Türkiye'nin F-35'ten çıkarıldığını resmî olarak bekliyoruz. Türkiye o...

Kazdağları altın madenine direniyor: Her ağacı tek tek savunacağız

Çanakkale’nin Kirazlı köyünde ÇED raporunda 45 bin denmesine rağmen 195 bin ağaç...

Sonraki haber