Kazımalı, erkeğin yüzünü yeryüzünden!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

Özgecan Aslan can havliyle katilinin yüzünü tırnaklarıyla kazımak istedi. Keşke hiç kimse öldürülmeden, doğanın, toplumun, insanın ırzına geçilmeden çok önce kazımış olsaydık bu yüzü ya da hiç üretmemiş olsaydık. Yeryüzüne resmi bir damga olarak sürekli basılan bir yüz;  fetihçi, tecavüzcü, nefret dolu erkeğin yüzü. Toplum bir yüz fabrikası gibi çalışıyor. Peki nasıl üretiliyor bu yüz? Yerleşik hayata geçildikten sonra eril anlayış, doğayı egemenlik altına alarak kapalı bir evcilleştirme alanına dönüştürdüğünde erkeğin yüzü egemen bir form haline gelmişti zaten. Çitlerle çevrili bir evcilleştirme alanı erkeğin alanıdır; erkek mülk sahibidir, hükümdardır. Doğaya özgü olan ne varsa, kendi bedenlerimiz de dâhil, bu evcilleştirme alanında aklı, uygarlığı, tarihi temsil eden erkeğin elinde olmadık biçimlere sokuldu, biçime sokulamayanlar katledildi. Bir form dayatıcı olarak erkeğin etkinlik alanına girdik, ıstampasıyla yüzünü her yere basan erkeğin. Nereye bakarsak bakalım erkeğin yüzüyle karşılaşıyoruz. Doğaya, topluma, insana saldıran ve ele geçirmeye çalışan bir yüz. Toplumsal hiyerarşilerin en tepesinde bu yüz kendini tanrı-kral, hükümdar olarak gösteriyor. Hiyerarşilerin en altındaki erkek ise kendi hükümranlığını evinde kuruyor, duvarlarla çevrili evcilleştirme alanında.

Ülkeyi ele geçiren iktidar ile evi elegeçiren iktidar arasında işleyiş ve anlayış arasında fark yoktur. Her ikisinde de dışarıda dayak yedikçe evine, karısına ve çocuklarına şiddet uygulayan ve evde ne var ne yoksa har vurup harman savuran bir erkeği görüyoruz. Çaresizlik içinde evin sınırlarına kapanmış ve büzülmüştür ve tek iktidarını göstereceği yer evidir. İç Güvenlik Yasası erkeğin faşizmidir ve bu faşizm, baskı altında olsa da hane halkının rızasıyla sürdürebilir ancak. Ve üstelik kadının rızasıyla. Özgecan kardeşimizin katledilmesinin ardından, bu vahşeti protesto etmek ve çözüm önermek amacıyla internette dolaşıma sokulan ve okumuş, yazmış erkek ve kadınlar tarafından paylaşılan, beğenilen bir videodaki kadının yüz ifadesinde bu rızanın nasıl yeniden üretildiğini gördük. Sol gösterip sağ vuran bir video; özgürlükçü geçinenler tarafından paylaşılması da manidardır; tam da sağduyuya hitap ederken solduyusal önerilere ihtiyacımızı gizliyor. Bildiğimiz teraneyi, eril iktidarı tekrarlayan ve meşrulaştıran bu video, sokakta iki erkeğin tacizine uğrayan bir kadının yine başka erkekler tarafından nasıl korunduğunu anlatıyordu. Ama ne koruma! Mahallenin delikanlıları el ele tutuşarak oluşturdukları çemberin içine, bir İç Güvenlik ortamına hapsediyorlar kadını ve tacizden korunduğu için kadının yüzünde bir gülümseme; eril iktidara rıza göstermenin gülümseyişi.

Bu korunmanın en korunaklı çemberde bile çok geçmeden tacize dönüşebileceğini, ülkemizde sık sık karşılaşılan aile içi şiddetten biliyoruz; Nazan Öncel baba tacizinin şarkısını bile yapmıştır: “Demirden Leblebi”. Videoda çözüm olarak önerilen, aslında sorunun kendisidir; ne yazık ki bunu göremeyenler var hala: bir kısır döngü, durmadan kendini üreten şiddetin döngüsü. Tıpkı kendi kuyruğunu ısıran yılan Oroborus gibi. Sokakta saldırıya uğrayan kadın, erkeklerin korumasına, eve sığınıyor ve tacize uğruyor; sonra tekrar evden kaçan kadın sokakta başka erkeklerin saldırısına uğrayıp yine eve sığınıyor ve bu kısırdöngünün, eğer kırmazsak sonsuza kadar dönüp duracağını artık görmemiz gerek. Bu döngü, videodaki gibi erkek çemberidir, erkeğin yüzüdür, her şey bu yüzün etrafında dönüp duruyor; yani, dön ‘baba’ dönelim. Kazımadığımız takdirde hep kendi kuyruğumuzu ısıracağız ve canımız çok yanacak. Geçen yazımda yeryüzünün kıvrımlarını kazıdıkça insanı da kazıyoruz, diye yazmıştım. Ekliyorum: Başka oluş hallerini, yaşam tarzlarını bastıran erkeğin yüzünü, iktidarı yeryüzünden kazımadıkça, ebruli bir kıvrım olan insan hiçbir zaman çıkamayacaktır yüzeye.