Kelepçeli iki kitap
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Temmuz ayı da ölümlerle kıyımlarla dolu… Her birini aklımızda tutmamız gerekiyor. Bunları düşünürken, bir taraftan da Veli Saçılık’ın kitabını okuyorum; Kelepçe. Geçen günler içinde Veli kardeşim sol eliyle imzalayıp vermişti.

Veli’nin sağ eli Isparta’da bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Tarih, 10 Temmuz 2000 idi. Haber, Isparta Çözüm Gazetesi’nde yer aldı önce. Kolun sahibi o an belli değildi. 5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Hapishanesi’ndeki mahpuslara yapılan katliam girişimde Veli’nin sağ kolu koparılmıştı. Geçen ay Ankara’da Veli ile yaptığımız bir belgesel çekiminde “Koğuşta dozer ne gezer” diyordu gülerek! Koğuşa giren dozer koparmıştı kolu. Sonra, kopuk kolu sol Veli’nin eline tutuşturup hastane yolları… Burdur’dan Isparta’ya. Yerine dikilmeyen kolu bir yerlere bırakan birileri… Oradan köpeğin ağzına gitmesi ve haber olması... Gazetecilikte çok bilinen, insanı ısıran köpeğin değil, köpeği ısıran insanın haber olması diye bir altın kural vardır. Bizim ülkenin zulüm tarihi her türlü özdeyişi, deyimi ve savsözü böyle tepetaklak eder: Köpeğin ısırdığı kol, hapishanede dozer ile kopartılan bir mahpus koludur.

O dönemde iktidar zulmünün sözcüleri olan devlet görevlileri riyakâr açıklamalarda bulundu. Onları bir okuyun. İktidar yalaması “basının” hapishaneler ve mahpuslara yönelik yalan ve iftiralarına bir bakın. Aslında değişen bir şey yok. Şimdi de aynı yalanlar devam ediyor. Ama bu kol, sıra dışı bir örnek olarak bir demokrasi sınavıdır. Onlarca ölüm kıyım katliam elbette çok önemli… Ama bir devlet, bir insanın bir parçasını koparıyorsa, bundan sonraki süreç tam anlamıyla bir turnusoldür: Demokrasi için turnusol. Bu konuda siyasal iktidar ne yapmıştır? Son yaptığı, Veli’nin kolunun koparılması sırasında yıkılan duvarın parasını Veli’den almak için dava açmıştır. İşte bunun için iktidar yalaması/yalancısı olanlara en küçük bir saygım yok ve olmayacak!

Veli 5 Temmuz’da sosyal medyadan duyurdu kolunun kaybedilme yıldönümünü. Veli kopan kolunun derdinde değil. Bunun da ötesinde zulmün iç yüzünü, yalanlarını göstermek için Burdur Hapishanesi katliam girişimini kitaplaştırmış. Adını “Kelepçe” koymuş. Kolu koptuğunda sanmış ki artık en azından kendine kelepçe takamayacaklar Öyle ya tek kolu var. Ama sol koluna bir jandarmayı ortak edip kelepçe vurdular o ağır yaralı halinde. Hastanede ise ayağına pranga vurup tedavi süresince demire bağladılar. Veli’nin sağ yanındaki boşluk ve yokluk, ülkedeki demokrasinin boşluğu ve yokluğudur.

Veli’nin kitabıyla aynı zamanda Rosida Koyuncu bir kitap verdi; “Voltaçark Hapiste LGBTİ Olmak.” Kapağında kelepçe. Rosida değişik zamanlarda hapsedilmiş insanların öykülerini toplayıp kitaplaştırmış. Bu açıdan “hapishanenin başka bir yüzü” gibi beylik bir tanımlama yapmayacağım. Zaten dışarıda kuşatılmış bir konumda olan LGBTİ bireylerin mahpusluğu daha beter.

Burada ilginç olan bir yön var. İktidar için ikisi de sakıncalı, kabul edilmez olan insanlar var söz konusu kitaplarda. Farklı zamanlarda farklı öyküler yaşanmış. Ama iki kitabı anlam olarak neredeyse tek bir kitaba dönüştüren bir ortak nokta var; İktidarın sınır tanımaz, bitip tükenmez insanlık dışı zulmü… Kitaplardaki kelepçe işte bu zulme vurulan bir kelepçedir aslında. Yazılarak, teşhir edilerek! Her mahpus kendi kelepçesini taşır taşımasına, ama o kelepçelerde iktidarın suçları da kazılıdır.

Haftaya dize; “ve koptuğu yerden yeniden başlıyor gece” (Fettah Köleli, kitaptan)