Kendi kültürünü oluşturan kadın rakısı
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Eskiden meyhane deyince ne anlaşılırdı? Tavanına balık ağı, içine birkaç deniz yıldızı, duvarlara çapalar, müdavim resimleri, üç beş de Atatürk resmi, bir meze dolabı hop olurdu sana meyhane. Şimdi nasıl çeşit çeşitler.

Kadınlar, yakın zamana kadar rakı sofralarının hep dışında oldu. İçindeymiş gibi yaptılar ama dışında oldular. İtibar gösterilir gibi yapıldı kadınlara ama hep dışında tutuldular.

Burada hemen biracılardan bir dış ses girsin: Peki ya bira öyle mi? Şunun şurasında 200 sene öncesine kadar üretiminden satışına bira olayı bütünüyle kadınların elindeydi. Hem de bira dediğiniz dünyanın en yaşlı içkisidir. Şaraptan bile eskidir.

Evet! Ama bir sorun bakalım niye? Bira gıda muamelesi görürdü çünkü. O yüzden kadınların elindeydi. Erkeklerin fikriydi yine yani.

Rakı hep erkek içkisiydi. Üstelik diğerleriyle karşılaştırılınca biraz daha erkek içkisiydi. 500 yıllık geleneği, ritüelleri, dayanıklılık çağrıştırması filan sayesinde belki hep daha bir erkek içkisiydi.

Meyhanelerde hep saygı gördü kadınlar. Ama bu erkeklerin bahşettiği bir saygı oldu genellikle.

Dolayısıyla o rakı tarihinde karşılaştığımız kadınların hepsi efsane oldu. Marksizm tarihi için Kollontai, Rosa Luxemburg filan neyse rakı tarihi için de Madam Anahit, Benli Belkıs, Despina filan odur. Müzeyyen Senar, Safiye Ayla gibi en ünlüler bir kenara…

Türkiye’nin her yeri ve bütün zamanlar için konuşmuyorum tabii. Misal, Kıyıköy-Kastro’da ben bildim bileli açık hava rakı kokar ve kadınlı erkekli içilir. Eminim böyle bir yığın başka yer de vardır.

İstisnaları bir kenara bırakırsak, bugüne doğru geldiğinde -neyse ki- işin rengi biraz daha değişir oldu.

Önce kadınlar ince ince meyhaneye girip çıkmaya başladılar. Girip çıkmaya başladılar derken, burada da pek çoğumuz oranlarken pozitif ayrımcılık yaptık. Bir mekânda bir kadın göründü mü orası hemen "kadınların da takıldığı mekân” olarak kodlanırdı. Hâlbuki numune birkaç tane kadın olurdu genellikle buralarda. Onlar da kıllı bıyıklı kalabalık içinde hemen dikkat çektiği için bir çeşit "farkındalık hatası” olarak dikkat çeker, bütün mekâna hâkim bir görüntü sunarlardı.

kendi-kulturunu-olusturan-kadin-rakisi-153686-1.

Neyse ki bir süre sonra, kadınların "kadın kadına rakı” olayı çok makbul hale geldi. Artık Nevizade’de, Kumkapı’da filan sık sık kadın kadına masalar görmeye başladık. Bu, beraberinde başka kodlar da getirdi. Kadınlara özel rakı markası denemesi dahi oldu. Mest, pek güzel bir rakıydı üstelik, neden ilgi görmedi bilemem.

Fakat hâlâ çok azdı bu kadınların sayısı. Meyhane Muhabiri Adem Erkoçak üşenmeyip saymıştı. Ve kadın oranı yüzde 20’yi geçen tek bir mekân bulamamıştı. Kadınların en çok gittiği mekânlarda bile her on erkeğe karşılık ancak bir iki kadın bulunabiliyordu.

Tek problem bu da değildi… Bütün bu kadınlar dışarıdan 'Pek bir erkek’ algılanıyordu. Güzellemeler yapılırken dahi böyledi bu... Rakı içen kadın erkek kadındı… Kadınlar da sanki bunun üzerine gider gibi ne bileyim daha fazla sek içerlerdi rakıyı. Daha bir sert içerlerdi.

Bu öncü kadınlar önce babalarında sonra sevgililerinde görmüştü rakıyı. Oradan yayılıp gelmişti onlara doğru. Evde rakı pratikleri en fazla konu komşuyla kurulan, piknikte görülenden ibaretti. Kadınlara münhasır bir rakı ortamı yoktu…

Çok şükür geçiyor.

Bugün artık rakı içen kadınlar "erkek kadın” değiller. Kendilerine epey bir kımıldama alanı açtılar kendilerine. Bugünün dünden apaçık bir farkı var. Bütün bu açılan alanlar artık kadınlara yetmiyor. Kadınlar münhasıran kendilerine ait bir rakı kültürü, dili peşindeler gibi geliyor bana. Ben bunun kendi başıma emarelerini görüyorum. Yeni açılan meyhaneler eskilerine kıyasla daha feminen mesela.

Ama tabii 500 yılın erkekliği öyle bugünden yarına yıkılmıyor. Sofra düzeninden meyhane duvarlarına rakı kültürü neredeyse külliyen erkek alışkanlıklarına göre tanzim edilmiş eril yerler.

Eskiden meyhane denince ne anlaşılırdı? Tavanına balık ağı, içine birkaç deniz yıldızı, duvarlara çapalar, müdavim resimleri, üç beş de Atatürk resmi, bir meze dolabı hop olurdu sana meyhane. Şimdi nasıl çeşit çeşitler.

Ben, rakının bütünüyle kadınlara ait ve özerk bir dili olacağını görüyorum ve buna çok seviniyorum. Bunun neye benzeyeceğini çok uzak olmayan bir zaman gösterecek. Fakat sektörün pompaladığı pembeli, çıtkırıldım filan "fit” bir kültür olmayacağı muhakkak.

Bunun bizlerin, genelin rakı kültürüne de faydası olacağı muhakkak. Bir kere sür’atle azalsa da rakı 'alemlerinde’ hala bulunan "dağıtmak için içmek” haline, sarhoşluk zibidiliğine kadın rakısında pek rastlanmıyor. Kadınların oluşturmakta olduğu o yeni kültürün dağıtıp yıkıp dökmeye tacize "öpüjem”lere uzak olacağını tahmin etmek zor değil.

Sonra erkek rakısının egemen dili hüzne yakınsa kadın rakısınınki neşeye yakın gibi geliyor bana. Kadın rakısı bana Müzeyyen Senar, Sezen Aksu çağrıştırdığı kadar Madonna da çağrıştırıyor bir yandan çünkü.

Kadınlar meyhanelerde, evlerde, parklar ve bahçelerde kendilerine alan açtıkça erkeklik kaynaklı marazlar da azalacak.

Bence bununla da bitmiyor iş. Gençler de genel olarak rakının gerçek olmayan ama bazı erkekler tarafından pek sevilen sert, kuralcı, muhafazakâr, didaktik, yaşlı ve "uzakta” haline isimsiz bir savaş yürütüyorlar. Savaş şiddetlendikçe rakı meyhanelerden uzaklaşmadan barlardaa, klasik Türk müziğinden, türküden uzaklaşmadan cazlarda, rock’larda kendine yer buluyor. İyi de oluyor.

Bu hafta kadehimi güzel tarihçi, güzel insan Bilgi Üniversitesi’nden hunharca ilişiği kesilen Zeynep Sayın Balıkçıoğlu’nun ardından yazdığı istifa mektubuyla rektöre üniversite nedir dersi veren güzel hoca Prof. Christoph Neumann şerefine kaldırıyorum.