Kendimize vadettiğimiz güzel günlerin direşken sözcüğü olarak “Hayır”
09.04.2017 09:18 BİRGÜN PAZAR

Levent Turhan Gümüş

Bazı sözcükler bazı tarihsel zaman dilimlerinde o sözcüğün kendisinden önce söylenmiş bütün hallerini, insanlık tarihinin sahiplendiği bütün onurlu pratikleri içerebilir.

İspanya İç Savaşı›nda Franco’nun faşist güçlerine karşı direnişin simgesi olan ve sonrasında dünyanın tüm direniş pratikleri tarafından sahiplenilen No Pasaran böyle bir sözcüktür örneğin; bugünlerde karanlıkla aydınlık arasındaki çatışmada bulunduğu yeri net bir şekilde tarif eden bir itiraz, bir gelecek çağrısı olarak Hayır böyle bir sözcüktür.

Zalimin zulmüne karşı geliştirilen her türlü pratiğin üzerinde yükseldiği bir direniş sözcüğü olarak Hayır’ın insanlık tarihi içindeki yeri oldukça eskidir.

Hikayemiz, ‘zincire vurulmuş Prometheus’la başlar. Prometheus, kardeşlerinden farklı özelliklere sahip bir Titan’dır. İnsanın çaresiz, güçsüz halini dert ederek tanrısal düzene karşı çıkar. Ateş Tanrısı Hephaistos’un hiç sönmeyen ocağından ateşi çalar. Tanrıların tanrısı Zeus’un öfkesi büyük olur. Prometheus’u Olimpos dağındaki kayalıklara zincirler. Cezası ağırdır. Devasa büyüklükte bir kartal her gün ciğerinden bir parça kopartır. Gece kendini yenileyen ciğer ertesi gün keskin gaga darbeleriyle yeniden yeniden parçalanır. Bin yıl sürecek bu acılar döngüsü Herakles’in müdahalesiyle son bulur. Geriye göze alabilmek bilinci ve insanın hiç eksilmeyen özgürlük tutkusu kalır, Ateş Hırsızı olup başkaldırı olup Hayır olur çoğalır
Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş binlerce ve onbinlerce kez doğup batar.

Tanrıların iktidarı yerini soyluların iktidarına bırakır. Dönem, Roma imparatorluğu döneminin hemen öncesidir. Soyluların saltanatı binlerce, on binlerce kölenin kanı canı üzerinde yükselmektedir. Mal olarak görülen köleler ağır çalışma koşullarına isyan ederek ayaklanır. Kendisi de bir köle olan gladyatör Spartaküs ve arkadaşları, yollarının üzerindeki köleleri özgürleştirerek ilerler. Köle ordusu, Petelia’nın doğusundaki dağlık bölgede Crassus yönetimindeki seçkin Roma lejyonları tarafından kuşatılır. ‹Siler Nehri Muharebesi› Spartaküs birliklerinin yenilgisiyle sonuçlanır. Sağ kalanlar Roma’dan Capua’ya doğru uzanan Appian Yolu boyunca çarmıha gerilir. Geriye köle kalmaktansa ölümü yeğleyen binlerce savaşçının çarmıha gerilmiş görüntüsünden oluşan muazzam bir fresk ve ‘vardık, varız, varolacağız’ sözü kalır, iki bin yıl sonra Liebknecht olup Rosa olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

Osman elinde Kanuni Sultan Süleyman hükümrandır, Acem ülkesindeyse Şah 1. Tahmasb. Sadrazamları vardır Kanuni’nin her biri diğerinden kanlı paşaları. Ve paşalar içinde bir Hızır Paşa vardır astığı astık kestiği kestik. Sivas illerinde sazı çalınan bir ozan vardır bir de, bir de onun hak yoluna çağırdığı müridleri. Pusatlı atlılar İran şahı adına halkı Osmanlı’ya karşı kışkırttığı gerekçesiyle yakalayıp ozanı getirirler paşanın huzuruna. Paşa nedamet getirmesini ister, aşağılar ozanı, taşlatır. Taşlar değil dostun tek bir gülü yaralar Pir Sultan Abdal’ı. Ne bir ah ne de pişmanlık. Geriye Sivas ellerinde çalınan bir kırık saz ve «dönen dönsün ben dönmezem” dizeleri kalır, bir yaralı semah olup Şah-ı Merdan olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.
kendimize-vadettigimiz-guzel-gunlerin-diresken-sozcugu-olarak-hayir-270619-1.
Ekip biçerken ortada olmayan ama iş yemeye gelince ortak olan Osmanlı hükmünü icra etmektedir. Köylü perişandır. Milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal etmek, yarin yanağından gayri her şeyde ortak olmak için Bedrettin ve müridleri zuhur ve huruç ederler. Aydının Türk köylüleri, Sakızlı Rum gemicileri ve yahudi esnafı düşman ormanına on bin balta gibi dalar.

Mübalağa cenk olunur. On binler verir sekiz binini. İsyanın liderlerinden Börklüce Mustafa Karaburun’da yakalanarak çarmıha gerilir. Torlak Kemal’in Aydın ilinde başlattığı isyan da bastırılır. Dede Sultan pes etmez. Deliorman bölgesinde ayrı bir isyan daha örgütler. Yenilir. Serez’e götürülüp Padişah 1. Mehmet’in huzuruna çıkartılır. Fetva kesindir. Geriye durmaksızın çiseleyen bir yağmur ve ücralarda söylenen “ben de hallimce Bedreddinem” sözü kalır, bir vakitsiz ütopya olup Varidat olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş binlerce ve onbinlerce kez doğup batar.

Bedrettin’in ölümü sonrasında da padişahlar Al-i Osman için kardeşlerini öldürmeye devam ederler. Tanzimatla başlayan modernleşmenin önü fetvalarla kesilir. Sanayi devrimini ve aydınlanma çağını ıskalayan İmparatorluk çatırdamaktadır. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı başlar. Osmanlı paylaşılacak ülkeler arasındadır. Padişah ve avenesi teslim bayrağını çeker ama biat etmeyenler vardır. İlk kurşun İzmir’de sıkılır. Gazeteci Hasan Tahsin’i Maraş’ta Sütçü İmam izler, Antep’te Karayılan. Anadolu el verir, emperyalistlere karşı verilen mücadeleyi sahiplenir. Kuvay-ı Milliye her yerdedir. Mavi gözleri çakmak çakmak şayak kalpaklı bir adamın örgütlediği direniş yaygınlaşır. İstiklal kazanılır. Geriye vatan tehlikeye düştüğünde söylenen ‘İzmir’in dağlarında çiçekler açar’ marşı ve ‘ya istiklal ya ölüm’ şiarı kalır, Mustafa Kemal Paşa olup bağımsızlık olup Hayır olur çoğalır.
Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

Saltanata ve hilafete son verilerek Cumhuriyet ilan edilir. Yönetme iradesi artık padişahta değil millet adına meclistedir.

Devrimin önderleri milli bağımsızlık temelinde yeni bir toplum inşa etmeye girişirler. Devrimler birbirini izler. Tevhid-i tedrisat kanunuyla ikili eğitime son verilir. Medreseler, tekkeler, zaviyeler, sübyan mektepleri ve cami imamlarının yönetimindeki mahalle mektepleri kapatılır. Önce ortaokullarda, sonra şehir köy ilkokullarında din dersi müfredattan çıkartılır. İktidardan uzaklaştırılan ve gündelik hayattaki etkileri azalan din ulemalarının önderliğinde gericiler ‘şeriat isteriz’ diyerek ayaklanır. Teğmen Mustafa Fehmi Kubilay, yeni rejimi savunurken şehit düşer. Geriye gericiliğe karşı mücadele ve ölüm pahasına savunulan Cumhuriyet ilkeleri kalır, Kubilay olup laiklik olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

Mazlum milletlere ilham kaynağı olan milli kurtuluşçuların ülkesinde devrimciler kendi devrimlerine yabancılaşır. Bozkırda yakılan çoban ateşleri tek tek söner, köy enstitüleri kapatılır. Milli ekonomi ve milli savunma anlayışı terk edilir. Devir, milletin anasını ağlatan Adnanların, Polatkanların ve Koraltanların devridir. Şose boylarında insanlar açlıktan ölmekte, muhalefet edenler hapse atılmaktadır. İstanbul’da, Beyazıt’ta, “Hürriyet isteriz” diyerek yürüyen öğrencilerin üzerine ateş açılır. Turan Emeksiz öldürülür. Nazım, kurşun yarası alnında kızıl bir karanfil gibi açmış delikanlıyı, “Beyazıt Meydanındaki Ölü” şiirini yazar. Çınarlı kubbeli mavi bir limanın uzağında ve çok yorgundur. Şile bezinden dokunmuş gömleği çoktan paralanmıştır. Bir haziran sabahı hasretlik içinde hayata gözlerini yumar. Geriye egemenlerin kokuşmuş karanlığına karşı yükseltilmesi gereken bir yurtseverlik ülküsü ve ‘toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü’ kalır, Nazım Hikmet olup memleket olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

Tüm dünyada özgürlük rüzgarları esmektedir. Küba’da devrim gerçekleşmiş, Vietnam’da çanlar dünya jandarması Amerika için çalmaktadır. Yeni dünya çiçek çocuklarının ve savaş karşıtı hareketlerin etkisindedir. Fransa’nın Sorbonne Üniversitesi’nde meydana gelen öğrenci isyanı yaşlı kıtayı sarsacak olayların fitilini ateşler. Devrimi And dağları boyunca yaygınlaştırmak isteyen Comandante Che Guevara Bolivya’da öldürülür. Alnı kızıl yıldızlı berenin yarattığı etki, Türkiye’nin sokaklarında ve meydanlarında ‘iki..üç..daha fazla Vietnam, Ernesto’ya bin selam’ şiarında karşılığını bulur. Amerikan deniz piyadeleri ‘yanki go home’ sloganlarıyla Dolmabahçe’den denize dökülür. İşçilerin örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan yasaya karşı DİSK harekete geçer. 15-16 Haziran büyük işçi direnişi patlak verir. Çok sayıda fabrikada işçiler iş bırakarak eyleme katılır. Omzu kalabalık generaller sosyal uyanışın iktisadi gelişmeyi aştığına hükmederler. 12 Mart askeri faşist darbesi gerçekleştirilir.

Aydınlara ve devrimcilere yönelik cadı avı başlatılır. Deniz, Şarkışla’da yakalanır. Cevahir ve Ulaş öldürülür. Denizlerin idamını engellemek için İngiliz teknisyenleri kaçıran THKP-C ve THKO savaşçılarının Kızıldere’de sığındıkları ev ordu tarafından ağır silahlarla taranarak bombalanır. Geriye “kurtuluşa kadar savaş” şiarı ve imkansızı gerçek kılma iradesi kalır, Mahir olup Che olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

Giydirilmek istenen deli gömleği dar gelir. Ülke bir kez daha yitiklerinin ardından ayağa kalkar. İşçi sınıfı “DGM’yi ezdik sıra MESS”de diyerek yollara dökülür. Hakça bir düzen istenmektedir. ‘Toprak işleyenin su kullananın’ sloganı daha çok duyulur olur. Fabrikalarda, gecekondu mahallelerinde, köylerde emek hakkını almak için örgütlenmektedir. Sivil faşist güçler devreye sokulur. Demokratik üniversite ve özgür toplum talebi her gün artan bir şiddetle karşılaşır. Devrimin şanlı yolunda yürüyen halkların bayramı 1 Mayıs, 77’de kana bulanır. Kontrgerilla ve sivil faşistler işbirliğiyle işlenen aydın cinayetlerini Çorum ve Maraş katliamları izler. Dönemin başbakanı Demirel “Maraş’ı bırakın Fatsa’ya bakın” diyerek ‘Nokta Operasyonu’nu başlatır.

Halkın kendi kendini yönettiği bu özgün deneyim kanla bastırılırken devam eden süreçte nokta operasyonunu tüm ülke sathında gerçekleştirmeyi kolaylaştıracak 12 Eylül darbesi devreye sokulur. Kardeş kavgasına son verme savıyla yönetime el koyan askeri faşist cunta döneminde çok sayıda devrimci öldürülür, binlercesi işkenceden geçirilir. Geriye zindanlarda ve mahkeme koridorlarında yankılanan “insanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganı ve bedenini özgür yarınlar için sessizce ölüme bırakabilme kararlılığı kalır, Cihan olup Fatih olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

ABD, Yeşil Kuşak Projesi’ni yürürlüğe koyar. Sovyetler kuşatılır. 12 Eylül cuntası eliyle dinci faaliyetlerin önü açılır. Mitinglerde Kuran’a el basan cunta lideri marifetiyle din dersi zorunlu hale getirilir. Tarikat, siyaset, ticaret üçgeninin memleketi sürüklediği karanlığı cesaretle anlatan Uğur Mumcu katledilir. Mumcu cinayetini hemen hepsi dinin siyasete alet edilmesine karşı yazılar yazan diğer aydın cinayetleri izler. Son Kürt isyanını bastırmakta zorlanan devlet yargısız infazlar dönemini başlatır. Binlerce Kürt, devletin karanlık güçleri tarafından kaçırılarak yok edilir. Kürtlerin Ape’si Musa Anter öldürülür. Çatışmaların on beşinci yılında PKK lideri Öcalan yakalanarak Türkiye’ye getirilir. Aynı tarihlerde devrimcilere yönelik tarihin en ironik operasyonlarından biri gerçekleştirilir. ‘Hayata Dönüş’ olarak adlandırılan ve 20’ye yakın cezaevinde gerçekleştirilen operasyonda 30 tutuklu öldürülür, yüzlercesi yaralanır. Geriye kimyasal bombalar etlerini eritirken devrimcilerin söylediği ‘omuzdan tutun beni, halaya katın beni’ türküsü ve ‘bana oğlumun kemiklerini verin’ haykırışı kalır, Cumartesi Anneleri olup direnç olup Hayır olur çoğalır.

Zaman geçer. Dağların ve denizlerin üzerinde güneş yüzlerce ve binlerce kez doğup batar.

‘Büyük Satranç Tahtası’nda oyun yeniden kurulur. 11 Eylül 2001’de, New York’ta, İkiz Kuleler’e yönelik intihar saldırısı gerçekleştirilir. 3.000'e yakın kişi hayatını kaybeder. Eylemi El Kaide üstlenir. Emperyalist haydutlar, yaratılan düşmanlar üzerinden modern haçlı seferini başlatırlar. Bir yandan ‘Medeniyetler Çatışması’ propagandası üzerinden ‘terörizmle mücadele’ kapsamında Afganistan ve Irak işgalleri gerçekleştirilirken öte yandan radikal islama karşı ‘Ilımlı İslam’ projesi devreye sokulur.

Ulusal ve uluslararası ortam ‘müslüman demokrat’ bir partinin sahne alması için son derece uygundur. 2002 seçimleriyle birlikte AKP iktidara gelir. 2004 yılında gerçekleştirilen G8 zirvesi sonrasında ABD Başkanı Bush, Büyük Ortadoğu Projesini dünya kamuoyuna duyurur. İslamla demokrasinin birlikte telaffuz edilebileceği mümtaz bir ülke olarak gösterilen Türkiye, BOP’un eş başkanlığıyla payelendirilir. Çok sürmez, BOP’un bambaşka bir proje olduğu anlaşılır. Fas’tan Basra körfezine kadar uzanan coğrafya içinde yer alan bir çok devlette iç karışıklıklar çıkar, bazılarında rejim değişiklikleri gerçekleşir. ‘Arap baharı’ olarak lanse edilen yalancı baharın en kanlı sonuçlarından biri Suriye’de yaşanır. Binlerce insan iç savaş sürecinde hayatını kaybederken milyonlarcası göçe zorlanır. Başbakan Erdoğan, durumdan vazife çıkartarak emperyal heveslerini açığa vurur. Türkiye adım adım Orta Doğu bataklığına çekilirken içerde eğitim başta olmak üzere gündelik hayatla ilgili her şey siyasal islamın ihtiyaçlarına göre düzenlenir. İstiap haddi dolmuştur. 2013 Haziran’ında ‘üç beş ağaç’ın savunulmasıyla başlayan Gezi isyanı, dalga dalga tüm ülkeye yayılır. Milyonlarca insan on beş gün boyunca kentlerin sokaklarını ve meydanlarını doldurur. Devletin kitlelerin hak ve adalet arayışına yönelik tepkisi sert olur. Polis şiddeti sonucunda hemen hepsi genç çok sayıda insan öldürülür, yüzlercesi yaralanır. Türkiye tarihinin bu en önemli, en kitlesel kalkışmasından geriye ‹bizi Gezi Parkı›ndan çıkardınız ama Gezi›yi kalbimizden asla çıkaramayacaksınız› sözü ve ‹bu daha başlangıç mücadeleye devam» şiarı kalır, Ali İsmail olup Berkin olup Hayır olur çoğalır.

Su yandı, ateş aktı, kan çürüdü (*)

2013 Haziranından bu yana çok alametler belirdi. Ülke karanlıktan karanlığa, bir sonraki bir öncekini aratan binbir türlü kötülüğe savruldu.

Şimdi bir kez daha ‹ya istikrar ya kaos’ denilerek fiili diktatörlük referandum aracılığıyla yasallaştırılmak isteniyor.

Son derece kritik bir eşikteyiz. Ya karanlık galebe çalacak ya da aydınlık.

Bizden önce bu dünyadan geçmiş olanların, ‘yok edin insanın insana kulluğunu’ diye haykıranların sesleri duyuluyor uzaktan.

Bir kez daha bütün tarihsel itirazlar tek bir sözcükte vücud buluyor. ‘Ya istibdat ya hürriyet’ diyenlerin sesi dalga dalga aydınlık dalga dalga Hayır olup çoğalıyor.

Günden güne yükseliyor umut, günden güne netleşip belirginleşiyor:

No Pasaran. Biz Kazanacağız.

(*) : Emirhan Oğuz, Axagorn