Kıbrıs’ın seçimi
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Bugün pek çok köşede Bahçeli’nin bilineni ilan ettiği; “Aday göstermeyeceğiz, Erdoğan’ı destekleyeceğiz” sözleri tartışılacaktır. Sürpriz olamayan bu açıklama önümüzdeki günlerde daha çok konuşulur.

2019 seçimi ve adaylar konusunu bugünlük bırakıp Kıbrıs seçimlerine bakmak istiyorum. Solun oradaki seçim sonuçlarına ve sonuçlar üzerinden kendisine bakmasında yarar var.

Bir süredir Kıbrıs’ın, Türkiye’yi yaşanılmaz bulan ve gittikçe de daha yaşanılmaz olacağını düşünen hali vakti yerinde ve eğitimli Türkiyeliler’in tercihi olmaya başladığını duyuyordum. Türkiye’den “kaçış”ta yeni adreslerden biri olmaya başlamıştı Kıbrıs. Sükûneti, daha çağdaş ve hoşgörülü toplumsal iklimi ile burada bunalanları cezbediyordu.

Burada Kıbrıs’a ilgi böylesine artarken, Kıbrıs’ta “sessiz sedasız” bir seçim oldu. Sessiz sedasız diyorum, çünkü galiba şimdiye kadarki Kıbrıs seçimleri içinde Türkiye’den en az ilgi ile izlenen seçim oldu. Belki de “izlenmeyen” demek daha doğru.

Hoş, bu ilgisizlik yalnızca buraya özgü de değildi. Kıbrıstürk halkının geçen pazar yaptığı ve 1976’dan bu yana yapılan 14’üncü milletvekili genel seçimi şimdiye kadarki seçimler içinde adada da en az ilgi uyandıran seçim oldu.

Kıbrıstürkleri için her seçimin en önemli konusu olan “Kıbrıs sorunu”, KKTC’nin geleceği ve partilerin bu konudaki yaklaşımları hemen hiç konuşulmadı. Partilerin bu konuyu hiç tartışmadıkları kampanya sonucu vatandaşın sandığa ilgisi de son derece düşük oldu.

Bir önceki seçimde yüzde 82 oranında katılım sağlanan seçime bu kez katılım yüzde 62 düzeyinde kaldı. Mevcut koalisyonun büyük ortağı merkez sağ Ulusal Birlik Partisi (UBP) hemen hemen hiçbir şey söylemeyerek yüzde 36 civarında oy aldı ve zafer ilan etti. Geçen seçimde aldığı oyun yüzde 27.3 olduğu düşünülünce zafer ilanında pek de haksız sayılmaz.

Ancak, sandığa ilgi göstermeyenlerin (bir anlamda boykot edenlerin) yüzde 38’lik oranına bakınca, en büyük partinin boykot partisi olduğu da söylenebilir.

Kampanyasını boykot üzerine kuran ve “Sandığa gitmemek sorumluluktan kaçmak değil, ortak olmamaktır”, “Pazar günü mevcut sisteme karşı öfken, seçimi boykot ile sokakta umuda dönsün…” ve “HAYIRlı Pazarlar…” gibi sloganlar kullanan ÖDP’nin Kıbrıslı dostu Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) sonucun “Hayırlı” olduğunu söyleyecektir.

Ancak, YKP’nin daha önce de boykot çağrıları yapmasına karşın böyle bir sonuca hiç ulaşılmadığı düşünüldüğünde, ortaya çıkan tablonun ardında farklı nedenler olduğunu görmek gerekir.

İlk kez uygulanan nispeten karmaşık seçim sisteminin de katılımın düşüklüğünde bir etkisi olabilir. Yine de bu, sol partiler arasında bir sorumlu arama tartışmasının başlamasını engellemeyecek. Zaten pazar gecesinden itibaren katılımın bu denli düşük olması nedeniyle seçime gitmeyen sol eğilimli siyasi parti, oluşum ve bireylere yönelik suçlamalar da başladı.

Siyasi yaşamına SSCB çizgisinde başlayan ve önceki iki seçimde oylarını sürekli artırarak yüzde 38’lere getiren Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) bu kez yüzde 21’lere gerileyerek tarihi bir yenilgi yaşadığı ortada.

Ancak, sorun CTP ile sınırlı değil. Bu son seçimde “milliyetçi duyguların” en etkin olduğu 1976 yılındaki ilk genel seçimlerin yüzde 70 sağ - yüzde 30 sol oy dağılımına geri dönülmüş oldu!

Seçime ilk kez giren ve “temiz siyaset” kampanyası yürüten sağ çizgideki Halkın Partisi (HP) oyların yüzde 17’sini alarak sürpriz yaptı. İlk anda iki sağ partinin (UBP + HP) rahat bir koalisyon kurabileceği akla gelse de, HP’nin kuruluşundan beri geçmiş hükümet üyelerinden hesap sorulmadan, onlarla koalisyon yapmayacağı vurgusu ve seçim sonrası yaptığı açıklama bu koalisyonu neredeyse olanaksız kılıyor.

Bu sonuçlar, belki de yeni bir erken seçimi dayatacak. Yakın zamanda yüzde 50’lere yaklaşan oy oranlarına ulaşmış solun, bugünkü noktaya hangi politikalar sonucu geldiğini sorgulaması, barış ve demokrasi için meydanları dolduran insanları evlerine göndermenin karşılığını iyi tartması gerekecek!