Kıdem tazminatı ‘yükü’nün arttığı yalan!
Atilla Özsever Atilla Özsever
“Kıdem tazminatının tavanı, asgari ücretin 2,5 katına kadar geriledi. Bu miktar, 1980’lerde asgari ücretin 7,5 katı idi. Bugün 12 bin lira olması gereken tavan, 4 bin liraya düştü. Yeni tasarı ile kıdem tazminatı hakkının ortadan kaldırılması isteniyor”

DİSK’e bağlı Lastik-İş Sendikası’nın Toplu Sözleşme ve Eğitim Dairesi Müdürü Üzeyir Ataman’la, hükümetin kıdem tazminatıyla ilgili yapmak istediği yasal düzenlemeyi konuştuk. Ataman, işverenlerin kıdem tazminatının kendileri için ciddi bir yük oluşturduğu ve bu yükün giderek arttığı yönündeki serzenişlerinin gerçeği yansıtmadığını vurguladı.

>> İşveren kesimi, kıdem tazminatının ciddi bir yük oluşturduğunu iddia ediyor. Bu görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?
1980’ler başında kıdem tazminatı tavanı, asgari ücretin 7,5 katı idi. Şimdi ise, 2,5 katına kadar geriledi. Brüt asgari ücret 1.600 lira dolayında. Kıdem tazminatının tavanı da 4 bin TL civarında. Bugünün değerleriyle kıdem tazminatı tavanının 12 bin TL olması gerekirdi. Bu durum bile kıdem tazminatının giderek yükseldiği ve işletmelere büyük bir yük oluşturduğu efsanesini tamamen çürütüyor.

Potansiyel yükü ve üst sınırı, 30 yılda üçte iki oranında gerileyen bir ödemenin yükü, ancak sermaye gelirlerinin ve kârlarının üçte ikiden fazla oranda düşmesiyle artabilir. Böyle bir gelişme yaşanmadığına, özel sermaye giderek güçlendiğine ve kârlar genel olarak arttığına göre kıdem tazminatı ‘yükü’ artmamış, tersine büyük oranda azalmıştır, demektir.



>> AKP’nin ve sermaye kesiminin gerçek niyeti nedir?
Gerek AKP’nin hükümet programlarında, gerekse işverenlerin ısrarlı taleplerinde, güvencesiz ve ucuz emek istihdamının sağlam temellere bağlanabilmesi için kıdem tazminatından kurtulmak gerekiyor. Mayıs ayında yasalaşan özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi veren yasa ile kıdem tazminatı konusunu birlikte değerlendirmek gerekir.
Amaç, tamamıyla çalışanların güvencelerinin zayıflatılması ve kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bugün tartışılan şekliyle hem miktarı düşürülmekte, hem de iş güvencesi başta olmak üzere temel birçok hakla olan ilişkisi koparılmaktadır.

>> Kiralık işçilikle kıdem tazminatının ne gibi bir ilgisi var?
Esneklik, taşeron işçiliği, özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisinin verilmesi ile kıdem tazminatı bir bütünün parçaları olarak bir arada ele alınmalıdır. Kiralık işçiler açısından sendikalaşma ve toplusözleşme haklarının çerçevesi belli olmayan, kıdem tazminatına hak kazanması hiçbir şekilde mümkün bulunmayan bu insanlar gerekçe gösterilerek bir süre sonra kıdem tazminatı konusundaki tüm değişiklikler kolaylıkla gerçekleştirilebilecektir. Nitekim fon uygulaması konuşulmasına karşılık kıdem tazminatının yıllık tutarı konusunda bugüne kadar 30 günden daha aşağı bir düzeyi söz konusu etmeyen bakanlıkların, bugünlerde 15-16 günlük süreleri ısıtmaya başlamaları bir rastlantı değildir. Anlaşılması gereken Türkiye’de çalışma ilişkilerinin bireysel açıdan yeniden ve daha esnek biçimde yapılandığı bir döneme girdiğidir. Bu dönemin yasal altyapısı ve hukuksal çerçevesi esnek çalışma düzenleri, özel istihdam büroları, taşeron işçiliği ve kıdem tazminatı konusunda değişiklikler yapılarak oluşturulmaktadır.

***

Sinan Cemgil’e Süleyman Demirel hediyesi tabanca
kidem-tazminati-yuku-nun-arttigi-yalan-142431-1.

68 kuşağının öğrenci liderlerinden, Deniz Gezmiş’lerin yoldaşı, THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kurucularından Sinan Cemgil, bundan 45 yıl önce 31 Mayıs 1971 günü Adıyaman’ın Nurhak dağlarında güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştü.

Bu vesile ile Sinan Cemgil’le ilgili ortak bir anımızdan söz etmek istiyorum. 1968 yılında Kartal Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay’da muvazzaf piyade subayı olarak göreve başladım. Aynı birlikte görevli topçu teğmen Sabahattin Sakman ile arkadaştık, ikimiz de devrimci fikirleri benimseyen kişilerdik.

1970 yılının kasım ya da aralık ayı idi. Sakman, birisini tanıdığı iki sivil devrimci gencin görüşme talebinde bulunduğunu söyledi. Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda buluştuk. İlk kez tanışıyordum, karşımızdaki kişiler Sinan Cemgil ile Tuncer Sümer’di. Bir eylem için silaha ihtiyaçları olduğunu söylediler. Bizim ise, 9 mm Kırıkkale yapımı şahsi tabancalarımız vardı. Üzerlerinde Harp Okulu’ndan mezuniyetimizi gösteren sicil numaralarımız bulunuyordu.

Herhangi bir eylem sırasında ele geçmeleri durumunda bizlere ait olduğu ortaya çıkacaktı, riskli bir durum söz konusu idi, o nedenle şahsi tabancalarımızı vermedik. Daha sonra Sabahattin, kendisinde bulunan ikinci bir tabancadan söz etmiş. Sabahattin Sakman’a 1968 yılında Harp Okulu’nu ikincilikle bitirdiği için hediye olarak üzerinde kayıt bulunmayan bir tabanca daha verilmişti. Sakman’a bu tabancayı hediye olarak veren kişi de, o dönemin Başbakanı olan Süleyman Demirel’di. Sabahattin de, daha sonra bu tabancayı vermekte herhangi bir sakınca görmemiş…

Tuncer Sümer, 2014 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Erikler Çiçek Açınca” isimli kitabında bu olaydan kısaca söz eder. Tuncer’in verdiği bilgiye göre, eylem girişimi sonuçsuz kalmış, silah kullanılmamış, daha sonra da eylemi gerçekleştirmekten vazgeçmişler…

Sabahattin Sakman ile ben, 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrası tutuklandık, re’sen emekliye sevk edildik, 2,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974 affıyla birlikte hapisten çıktık. Tuncer Sümer de, 1971’de yakalandı, af yasası ve Anayasa Mahkemesi kararıyla 1975’te Niğde Cezaevi’nden tahliye oldu.

Sinan Cemgil, yiğit bir kişiliği olan, entelektüel birikimi yüksek, geniş kültürlü bir aileden gelen devrimci bir insandı. Ne yazık ki şimdi aramızda yok…