Kilit 2
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
Koltuk altına aldığı besin kutusuyla birlikte kabinden içeri girerken, belindeki sancının şiddetlendiğini hissetti. İki büklüm oldu bir

Koltuk altına aldığı besin kutusuyla birlikte kabinden içeri girerken, belindeki sancının şiddetlendiğini hissetti. İki büklüm oldu bir anda; kutu kabinin metal zeminine düştü fakat neyse ki açılıp dağılmadı. Doğrulduğunda, hayatı boyunca çektiği en büyük acıyı atlatmış olmanın şaşkınlığı vardı yüzünde. Ne Merkez’den gelen görevlinin (fiziksel olarak gördüğü ilk insandı o) çocukken yaptığı iğne, ne de altı yıl önce, bireysel güvenlik uydusu arıza yaptığında bir kedi yavrusunun cildini tırmalaması bu kadar şok etmişti onu. Daha önce hiç tatmadığı, fakat garip bir biçimde haz da veren panik duygusu içinde soyundu; mavi jel ile dolu iletişim küvetine girdi ve yekpare jel tabakası kulaklarından içeri sızacak şekilde bağlantı pozisyonu aldı.
İki dakika sonra kalktığında, gerçek zamanlı karşılığı 35 saate yaklaşan veri ve danışma hizmeti temin etmiş durumdaydı. Fakat yine de kabinin mekanik devreleriyle jel arasındaki organik katkılı bağlantıyı gözden geçirme ihtiyacı duydu; çünkü her nedense, erotik duygular talebi ve belindeki ağrıya ilişkin sorgulama karşılıksız kalmıştı.
Bağlantıda problem olmadığını görünce, şaşırdı.
Jelin soğuk etkisi henüz çıplak vücudunu terk etmemişti ki, kapıda bir canlı olduğunu sezinledi. Ne yapacağını bilemedi bir an. Bireysel güvenlik uyduları, hayvanların kapıya kadar gelmesine izin vermezdi. Ya bir insan geldiyse diye düşünerek, kabinin ana koridorunu adımladı ve kadını gördü.
Yedi ay önceki buluşmalarına kıyasla saçları daha uzundu, yüz ifadesi farklıydı ve en önemlisi (her nedense) habersiz gelmişti. Hatta, sistemle bağlantısını da (her nasılsa) devre dışı bırakmış olmalıydı ki civarda onu korumakla yükümlü bireysel uydular görünmüyordu. Her ikisinin de çok yabancı oldukları eski alışkanlıklar ve protokoller gereği, içlerinden birinin çıplak olması da, diğerinin izin istemeksizin içeri girmesi de tuhaftı. Tıpkı Merkez’in tavsiyelerinde önerildiği gibi, elini uzattı kadın. Böylece yedi ay sonra, tekrar el sıkıştılar. İhtiyar adamla her ay görüştüğü için, kadının fonetik pratiği çok daha fazlaydı. Konuşmayı başlatan da, bu yüzden kadın oldu:
-İletişim kurmadan geldim, çünkü bana gelen kişi de böyle yapmıştı... Civardakiler birbirlerine uğrayarak sözlü bağlantı kuruyor. Veri aktarım sisteminde bir tuhaflık olduğu görüşü yaygın.
-Nasıl bir tuhaflık?
-Engellemeler var. Ben, son iki haftadır erotik taleplerime ve Çözülme Çağı  öncesi geleneksel tıp bilgilerine dair bazı detay verilere ulaşamadım. Bana gelen adam ve ona gelen bir başkası da, veri tabanının normalde sağlamakla yükümlü olduğu benzer bir takım his ve bilgilere erişim sağlayamadıklarını söyledi. Merkez’de alışılmadık bir uyumsuzluk, hatta çatışma olduğunu düşünüyorlar. Söylentiye bakılırsa, Gelenek takipçileri, kendi ilkelerinden yana oy kullanmayanların algoritmasına da sızmak istemiş. Merkez tarihinde ilk kez olarak, fiziksel bir gerilim yaşanmış. Bir delege, diğerine tokat atmış.
Bunu duyduğu an, şaşkınlıkla gözleri açıldı. Tokat, bel ağrısı, cevapsız talep... Hepsi de, yaşadığı çağın gerçekliğine ters şeylerdi. Sistem, böyle travmaları insan yaşamından uzak tutmak üzere kurulmuştu.
-İhtiyar adamla da konuştun mu bunları?
-İki gün  önce öldü ihtiyar.
Kadın bir yandan konuşuyordu ama, gözleri kabin sahibinin istemsiz ereksiyonuna takılmıştı. Her ikisi de bundan rahatsız oldular. Kadına sırtını  dönüp kıyafetlerini giymeye başladı, öte yandan da mantık yürütüyordu. Konuşma pratiğindeki eksiklikten ötürü bazı kelimelerde zorlansa da, düzgün cümleler kurmaya çalışarak sordu:
-Peki ama... Sana gelen adamın da Gelenek yanlısı olmadığı ne belli? Şöyle bir düşünecek olursak: İnsanların tek tek değil, ikişer ve hatta daha yüksek sayıda gruplaşması bir Gelenek söylemi... Gelenek yanlısı düşünce Merkez görevlileri arasında yaygınlaşana dek, Merkez hep otomasyonu korumaya, fiziksel teması minimize etmeye çalıştı... Şimdi ise, bir yandan sosyallik kokan fiziksel yakınlaşma telkinleri var, diğer yandan birileri iletişim sistemini kullanmaksızın bizi uyarıyor; Merkez’den kopuk bir domino etkisi ile gruplaşmaya iteliyor...
Durakladı  bir an. Gelişkin zihni, olasılıkları çok iyi süzmekteydi. Kendisinin de tecrübe ettiği güncel sorunlara değinse de, kadının her konuda doğru söylemiyor olabileceğini düşündü. Ya kadın da Gelenek yanlısı idiyse? Bu durumda, tipik bir Gelenek karşıtı olan ihtiyar adamı bizzat öldürmüş olabilirdi. Madem ki tokat mümkündü, cinayet neden mümkün olmasındı? Biliniyordu ki endorfin salgılama düzeyleri, Çözülme Çağı öncesi insanlarınkinden daha geride değildi. Kaçmak ya da saldırmak yönündeki içgüdüsel davranışlardan ikincisini seçmesi halinde, kadın da, bir başkası da, hatta kendisi bile cinayet işleyebilirdi.