Kim bankalara kızabilir?
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU

Hükümet bütçe açığını kapatmak için tahvil ve bono satıp borçlanmayı tercih edecek, diğer bir ifadeyle bankalar, hükümet başkanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan’ın velinimeti. Dolayısıyla Başbakan bankalara kızmaya hakkı olan son kişi durumunda. Silahlı soygun teşebbüsünden yakalanan Serkan Sağlam’ın ise bankalara veryansın etmek için meşru nedenleri bulunabilir
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “önden geleni kapma, arkadan geleni tepme” alışkanlığı devam ediyor. Salvolarına kamu çalışanlarını, doktorları azarlayarak başlamıştı. Zamanla işe yurttaşların “analarını” bile karıştırabilen bir üslup benimsedi. Kriz sırasında kredi kartı mağdurlarını “dürüst bulmadığını” söylemekten de geri durmadı. Bunlardan birinin, Aydın Kuşadası’nda bir banka şubesini basarak soygun girişiminde bulunan Serkan Sağlam’ın çeşitli bankalara 20 bin TL civarında kredi kartı borcu bulunduğu bildiriliyor.

BORCUNA SADIK BANKA SOYGUNCUSU!
Eğer, kendisini “Çilekeş” diye tanıtan Sağlam’ın eylemi başarıyla sonuçlansa, “ganimeti” banka borçlarını kapatmak için kullanacağı anlaşılıyor. Belki de başbakanın dürüst bulmadığı kredi kartı mağdurları borçlarına o denli sadıklar ki, bu yolda soygunu bile göze alabiliyorlar. Gerçekten de, “soygundan gelen başka bir soyguna mı gidecekti?” İşte önümüzde somut bir “vaka çalışması” fırsatı çıktı. Acaba Sağlam’ın 20 bin TL borç bakiyesinin ne kadarı faizlerden oluşuyor? Bu borçlar ne kadar zamanda birikmiş? Bankalar kredi kartlarını nasıl leblebi gibi dağıtmışlar? İşin ilginç yanı, Kuşadası eylemi Tüketici Dernekleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Çetin’in, “bankaların Merkez Bankası’ndan yüzde 11 ile aldıkları krediyi tüketicilere yüzde 57’ye satarak karlarına kar kattıklarını” vurguladığı, bu nedenle tüketicilerin cinnet geçirdiğini öne sürdüğü basın toplantısının hemen ertesinde gerçekleşti. Hakkını yemeyelim, Başbakan bankaları da boş geçmedi, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu üzerinden, “Bankalara niye bağırmıyorsun. Finans sektörü görevini yerine getirmiyor, bariyer rolü oynuyor” sözleriyle, bankacılık sektörüne de öfkesinden pay ayırdı.
Acaba bankalar bu paylamaları hak ediyor mu? Bu soruya cevap vermeden önce kendi pozisyonumu kısaca özetleyeyim; bankacılık sisteminin kamulaştırılmasını, kredilerini toplumsal yarar doğrultusunda ve dayanışmacılık temelinde yönlendirmelerini savunuyorum. Ama eğer bankaların, “hissedarlarının sahip olduğu, kar için faaliyet gösteren ve bu doğrultuda kredi veren” kurumlar şeklinde tanımlanmasına itirazınız yoksa, bankaları da bu paradigma çerçevesinde değerlendirmek zorundasınız.
Öncelikle banka kredilerinin düzeyi ekonomik pastanın büyüklüğüyle oranlandırılarak ölçülür. Bilindiği gibi, Türkiye 2008’in son çeyreğinde yüzde 6.2 küçüldü. 2009’un ilk çeyrek rakamları henüz açıklanmamakla beraber, genel kanı iki haneli bir daralmanın yaşandığı doğrultusunda. Örneğin, TÜSİAD’ın tahmini, “küçülme yüzde 13 olur” şeklinde. Banka kredilerinin ve takipteki alacakların seyri ise şöyle:
Görüldüğü gibi, kredilerdeki yıl sonuna göre yüzde 2.5’lik düşüş, ekonomik daralma ölçüsünde keskin değil. Diğer önemli bir gösterge, takipteki alacaklar ise yılsonuna göre yaklaşık yüzde 25 artmış. Demek ki risklerin, dolayısıyla zarar olasılığının arttığı bir ortamda kredi veriliyor.

ERDOĞAN’IN VELİNİMETİ: BANKALAR
Bankaların menkul değerler portföyüne baktığımızda, kamu borçlanma senetlerinin 2008 sonu 115 milyar TL düzeyinden 133 milyar TL’ye sıçradığını gözlemliyoruz. Aynı dönemde iç borç stoku ise 275 milyar TL’den 292 milyar TL’ye artmış. Öyleyse yeni borç senetleri tümüyle bankalar tarafından emilmiş.
Bankalar açısından bakılırsa, tüm dünyada görüldüğü gibi riskten kaçma, güvenli limanlar arama eğiliminden söz edilebilir. Konuya hükümet cephesinden yaklaşınca, 2009 yılının daha ilk 4 ayında bütçe açığının 20 milyar TL’yi aştığını gözlemliyoruz. Bu 2008 ilk 4 ayındaki 5.45 milyar TL açığa göre yüzde 268’lik bir artış anlamına geliyor. Bu açıkta en önemli etken, başbakanın iddialarının aksine, kriz Türkiye’yi teğet geçmediği için vergi gelirlerindeki düşüş. Öyleyse hükümet bu bütçe açığını nasıl kapatacak? İlk akla gelen, tahvil ve bono satıp borçlanarak. Diğer bir ifadeyle bankalar, hükümet başkanı sıfatıyla Tayip Erdoğan’ın velinimeti.
Sözün özü, silahlı soygun teşebbüsünden yakalanan Serkan Sağlam’ın, bankalara veryansın etmek için meşru nedenleri bulunabilir. Bankalara kızmaya en az hakkı bulunan ise, Tayyip Erdoğan’ın ta kendisi olmalı.