Kim zengin, kim müflis?
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Küresel finansın servis sağlayıcı IMF-AB üst yapı kurumlarının tarihsel sınırları tükenmiş, Avrupa kapitalizmine Yunanistan adresli yeni birikim alanı açma hevesleri kursaklarında kaldı.

2008 mali krizinde “spekülatif para balonları” ellerinde patlayınca, kumarbaz finansın borçlarını “kamulaştırıp” AB ülke halklarına “acı reçete/kurtarma paketi” diye dayatan, taviz vermez AB ve IMF “Troykası” 5 Temmuz’da büyük hezimet yaşadı.

Yunan halkı 5 Temmuz’da hayır oyu vererek, bütün Avrupa emekçilerine “Biz halkız ve korkmuyoruz” dedi ve örgütlü dayanışmayı işaret ettiler.

Uzun yıllar “yaprak kıpırdamayacak” kâr maksimizasyonu düşmüş Avrupa kapitalizmine, hegemon Almanya liderliğindeki “Troyka” tarafından Alman ve Fransız bankalarınca borç sarmalına düşürülmüş Yunanistan, “müflis” ülke algısı eşliğinde, halkın bütün sosyal kazanımları ve onuru gasp edilerek, “finansal müstemleke” halinde ikram edilecekti.

Akabinde bu sistematik “neoliberal kolonizasyon” kredi ve likitide yağdırarak borç batağına saplanmış, Güney ve Doğu Avrupa ülkelerine doğru kaydırılacaktı.

Beş yılda finans sistemine olan borçlarını “fedakârca” misliyle ödeyen Yunan halkı bu zaferiyle, sermaye otokratlarının bu planını cesaretle bozmakla kalmaktı, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm, mali krizin faturası sırtına yüklenmiş zayıf halka AB ülke emekçilerine de tarihsel bir yol açtılar.

Bu arada “Troyka’nın” karabasanı gerçek olmuştu, yaşlı hantal Avrupa’nın en tehlikeli siyasi tehdidi sol Syriza hükümeti “ piyasa kuralları içinde kalarak” götürdüğü hamlelerle AB’nin neoliberal paradigmasını sarsmıştı.

Demokrasi kavramıyla yolları çoktan ayrılmış, evrensel değerleri değil finansal değerleri varlığına içkin kılan, borçlandırdığı ülkelere tepeden teknokrat hükümet atayan “Avrupa Kapitalist Birliği’ne” SYRIZA hükümeti tarafından halk iradesinin hatırlatılması da ayrıca küstah gururunu epeyce yaralamıştı.

Dolayısıyla “Troyka’nın” Yunanistan’a dayattığı son finansallaştırma saldırısını 5 Temmuz’da referanduma götürüp halka oylatan SYRIZA’ya öfke ve kızgınlıklarının sınırı olamazdı.

Tabii ki ilginç olan; referandum öncesi Avrupa ve Yunan sermaye ittifakı, medya aparatı ve kamuoyu yanıltıcı anket şirketleri SYRIZA’nın Yunanistan’ı “ekonomik ölüme” sürüklediğine dair orta sınıf panik-anksiyetesini yayarken…

Türkiye gibi sıcak para-kara para bağımlısı, ithal tüketim obezi, tasarruf yoksulu, halkı borç içinde yüzen yarı tedarikçi ülkemizden yükselen ırkçı “Yunanistan battı, batıyor iflas etti, Yunan tembelliği, Yunan tembel demektir” haber ve yazılarıyla sermaye tapıcısı ideolojinin vatanı ve etnik kimliği olmaz dedirtiyordu.

Oysa dönüp baksalar, Manisa’da dayıbaşı sisteminin devşirip açık kamyonet kasasına “yük” gibi doldurduğu 13 kayıtdışı tarım işçisi kadınımızın yan yana cesedini görürlerdi.

O kadınlar, yaşasalar o gün kilosu 1.5 TL’ye günde en fazla 6 kilo asma yaprağı toplayacaklardı.

Arçelik’te ücretlerin artırılması ve Türk Metal’in gitmesini isteyen işçilerin iş akitleri fesh edilirken “sosyal duyarlılık” kumkuması sermaye tarafından 15 işçi çevik kuvvete teslim ediliyordu.

Karaman’da ise eski/bakımsız servis aracı kaza yapınca yol kenarına karga tulumba yatırılan yaralı 17 işçiyi de Türkiye’nin bu her gün büyüyen kanlı “ekonomik servet” toplamına katsınlardı.