Kimin krizi?
07.09.2018 01:11 EKONOMİ

YALÇIN KARATEPE

Türkiye ekonomisinin krize girdiği artık herkesin malumu. Bu hafta açıklanan veriler de bunu teyit etmektedir.

TCMB tarafından açıklanan Reel Kesim Güven Endeksi Ağustos ayında 6,3 puan azalarak 96,4 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu endeksi oluşturan kalemlere baktığımızda reel kesimde faaliyet gösteren firmaların gelecek üç aylık döneme ilişkin beklentilerinin iyice bozulmuş olduğunu ve ekonominin durgunluğa doğru hızla ilerlediğini görebiliriz. Şirketlerin gelecek üç aydaki toplam istihdam miktarı, üretim hacmi, ihracat sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı ve mevcut mamul mal stoku olmak üzere tüm alt endekslerin azaldığı görülmektedir “Reel kesim” dediğimiz sadece bir tanımlama değildir. Fabrikada, organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren, mahallenizdeki manav, bakkal gibi istihdam yaratan, vergi ödeyen, banka kredisi kullanan, iş yaptığı paydaşlarına çek ya da senet vererek ticari borcu olanlardan bahsediyoruz. Yani doğrudan ekonomik aktivenin içinde yer alanlardan bahsediyoruz. Ve bu reel kesim tünelin ucunun karanlık olduğunu, bir ışık göremediklerini ve bu kötü gidişatın devam edeceğini düşünüyor.

Finans sektöründe de işler ve beklentiler bundan pek farklı değil. Özellikle bankacılık sektöründe 2,4 trilyon liranın üzerine yükselmiş olan kredilerin, yukarıda bahsettiğimiz kredi kullanıcıları tarafından nasıl ödeneceği de ciddi bir tartışma konusu olmaktadır.

Ağustos ayı Tüketici Fiyat Enflasyonu(TÜFE) %17,9 olarak açıklandı ama hiç kimse tarafından inandırıcı bulunmadı. Sokakta yaşanan enflasyonun bunun çok üzerinde olduğunu biliyoruz. Ancak bu yüksek enflasyonun ekonomik koşulların bir sonucu değil, “fırsatçıların” mevcut durumdan yararlanmalarının bir sonucu olduğu algısı da oluşturuluyor. Bunun örneğini Ticaret Bakanlığının “normalin üstünde zam yapanların ihbar edilmesi” açıklamasında görüyoruz. “Normalin üstünde” zammın ne olduğu, “normal” zammın nasıl hesaplandığı bu açıklamayı yapan bakanlığın dahi bilmediği şeylerdir. Hükümete yakın medya kuruluşlarının (ki medyanın belki %80’ni bu gruba giriyor) bu yöndeki yayınlarının vatandaş algısı üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum.

Ancak yaratılan algı ile gerçeklik örtüşmüyor.

Vatandaşın satın alma gücünün hızla azaldığı, temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandıkları haberlerini sıkça okuyoruz. Dün gazetemizde manşet olan haberde de okuduğunuz gibi, belediyelerin dağıttığı bedava ekmek ve yemeği alabilmek için Başkent Ankara’da kadınların sabahın erken saatlerinde kuyruklar oluşturduğunu görüyoruz. Gıda yardımı almak için sırada bekleyenlerin yaptıkları açıklamalardan anlıyoruz ki, asgari ücret ya da emekli maaşı alanların gelirleri ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değil. Bu nedenle yapılan sınırlı yardımlardan yararlanabilmek için büyük bir mahcubiyetle kuyruk oluşturuyorlar.

Millet kendi evinde sofraya koyacağı yemeği yardımlarla temin etmeye çalışırken, “Milletin Evi” olarak tanımladıkları Saray’ın vermiş olduğu 30 Ağustos resepsiyonunda “ikram” edilen yiyeceklerin adını duymadığımız gibi telaffuz dahi edemiyoruz: Ejder Meyveli Smoothie (Chia tohumu eşliğinde), Efuli (Liçi meyvesi eşliğinde), Aloevera (Starex meyvesi eşliğinde), Orman Meyveli Special, Pataşur içerisinde Çerkez Tavuğu, Zencefilli Somonlu Suşi vs.

Sahi, bu yaşadığımız kimin krizi?