Kimsenin dinlemediği “önemli” adam
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK

İlk karşılaştığımda, bir yönü trene giden diğer yönü oturduğum semte dönen köprünün üstünde Hong Kong (HK) halkına nutuk çekiyordu. Biraz anlayabildiğim HK Çincesiyle (Cantonese) evlilik kurumu ve boşanmalar üzerine konuşuyordu. “Kadınlar iş hayatına katıldıkları, çalıştıkları için erkekleri takmaz olmuşlardı. Bu yüzden aile birliği, mutluluğu bozulmuş ve boşanmalar artmıştı. Çalışan kadınlar ilk görevleri olan annelik sorumluluğunu unutmuştu. Otuz yaşını geçmiş ama evlenmek istemeyen çok sayıda kadın vardı. Erkekler evlenecek kadın bulmak için Çin’e hatta Vietnam’a gidiyorlardı…” Sonraki beş yıl boyunca, gıda sorunundan ulaşıma kadar birçok konuda nutuk attığına tanık oldum. HK’ta çok sorun vardı ve sürekli yeni sorunlar ortaya çıkıyordu. O da ahalinin göremediği, farkında olmadığı bu sorunlar hakkında onlara yol göstermeyi kendine vazife edinmişti.

Kalabalıktan durup dinleyen olmadığı halde, her konuşmasını büyük bir ciddiyetle sürdürüyor, bir nevi ilahi kudret yüklü olduğuna ve her işiteni büyülediğine inandığı o sesini duydukça adeta aşka geliyor ve coşuyordu. Bir ara eski konuşmalarının yaptığı etkiye dair birkaç cümle ettiğini duydum. Sözlerinin insanlar üstünde etkili olduğuna inanıyor ve bunun için kanıt da buluyordu. Sadece çok az insanın düşünebileceği önemli konulardaki düşüncelerini ahaliye sebil niyetine sunmaktan veya kuşyemi gibi serpiştirmekten büyük gurur duyuyor ve böylece önemli biri olduğuna dair inancı daha da pekişiyordu. Konuştuklarında mantıksal tutarlılık ve anlamlı içerik aramak boşunaydı. Çoğu zaman birbiriyle çelişen kalın kalın cümlelerle önemli konularda büyük laflar ettiğine inanıyordu. Oysa, yaşamın kendi aklından-küçük dünyasından ibaret olduğuna inanan her “önemli adam” gibi, çoğunlukla basmakalıp konuşuyor veya saçmalıyordu.

Hedef kitlesine “HK’lu kardeşler” veya “HK’lu yurttaşlar” diye hitap ediyordu. Anladığım kadarıyla, bu “kardeşler” ve “yurttaşlar” içinde Çinliler dışındaki HK vatandaşları yoktu. Zira bir seferinde, “Beyazlar, Hintliler ve diğerleri yüzünden HK’luluk değerleri yok oluyor” demişti. Milliyetçilik damarı aşikârdı ama galiba imanı sağlam biri değildi. Bir konuşmasında din adamlarına, “Bir gün olsun ter dökerek para kazanmamış asalaklar” diye sataştığını hatırlıyorum.

Bu “önemli adam”ın bir kırmızı çizgisi vardı: Sorguya çekilmek gibi algılıyor olsa gerek, soru sorulmasından hiç hoşlanmıyordu. Arada bir (takılmak için) soru soran olduğunda, “Konuşmamı dinle hepsini anlatıyorum” diye ayar veriyordu.

“Şemsiye Devrimi/Hareketi” günlerinde (26 Eylül 2014’te başladı) ilk bir iki gün kendi gündemine ait konularda nutuk atmaya devam etti. Katılımın arttığı ve protestoların yükseldiği o günlerden birinde o da konuya dâhil oldu; ama yanlış yerden. Bu “önemli adam” yanlış tarafta yer almıştı. Bir akşamüstü onun için daimi miting meydanı sayılan yerde “Şemsiye Devrimi Hareketi”nin Çin’in kışkırtması ve hareket liderlerinin de “Emperyalist Çin’in ajanları” olduğunu söyledi. O günkü konuşmasını bu iddia üzerine kurmuştu ki, saçmalamanın bu kadarı o sakin ve saygılı HK’luları bile çileden çıkardı. Gözümün önünde tartaklandı ve hakarete uğradı. Yere düştüğünde öylece bıraktılar. Yerden kalkmasına, toparlanmasına yardım eden kimse çıkmadı. Bir daha nutuk çektiğini görmedim, başka gören de olmadı. Kendisine HK halkını irşat etme vazifesi ihdas etmiş “özel yaratılmışlardan” olan bu “önemli adam”ın gururu kırılmıştı. HK’lulara büyük bir ceza kesti ve onları irşat etmekten vazgeçti. Ahaliyi kaderiyle baş başa bıraktı. HK halkını bilmem ama ben yokluğunu hissettim. Memlekette bu zatla aşağı yukarı aynı frekanstan konuşanları izlemediğim için o “eksikliği” bu “önemli adam”ın vaazlarıyla gideriyordum. Yeter ki “önemli adam” dinleyip feyz almak gibi bir niyetin olsun, gerisi kolay… Yine de, onun yokluğunu telafi etmek için memlekettekileri dinleme yoluna gitmedim. Yani o kadar da değil…

Geçenlerde trende gözüme çarpan bir gazete haberi “Kimsenin takmadığı ‘önemli adam’ artık yok” diyordu. Oysa o, HK’a nizamat verme aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Olmadı. Kadir bilmez HK milleti yüzünden misyonunu tamamlayamadan ayrıldı bu âlemden. Gazetenin haber görseli tam da onun tutarsız aklını yansıtıyordu: “Asalsak dilenciler” diye sataştığı rahiplerden biri cenazesi yakılırken başında dua ediyordu…