Kimyasal yalanlar, Körfez petrodoları ve İsrail güvenliği
15.04.2018 09:39 BİRGÜN PAZAR
ABD, Irak’tan çekilirken Irak sahasını İran nüfuzuna teslim etmişti. Bu, İran ile anlaşmalı ve ABD’nin istediği bir şey değildi, aksine Irak’tan çekilmek zorundaydı. Bugün aynı durum Suriye’de söz konusu. Suudi Veliaht'ın “Çekilmeyin ben öderim” çığlığı bununla alakalı

Hasan Sivri - Ortadoğu Uzmanı @hasansvri

Irak’ı işgal edebilmek için Birlemiş Milletler’de elinde tuttuğu kimyasal tüp ile tüm dünyayı aldattığını itiraf eden Amerika Birleşik Devletleri, bugün aynı tiyatroya dört elle sarılmış, Suriye’ye saldırmak üzere dünyayı yeniden aldatmanın peşinde.

Dolayısıyla bugün en sıradan bölge insanı kimyasal “hikâyesini” ABD ve emperyalist müttefiklerinden duyduğu anda, belleğine bir göz atar ve bu hikâyenin arkasındaki gerçeği görür. Fakat bugün muhalif medyada, kimyasal saldırı yalanlarını ve arkasındaki gerçeği faş edenlerin “Esad lobiciliğiyle” suçlandığını, şüpheli ve siyasi hedefli eski BM raporlarını sunarak “Bakın rejim kimyasal kullandı, demek ki tekrar kullanabilir” şeklinde gerçeğin üzerini boş tartışmalarla örtenleri okuyoruz.

Oysa Amerikan Savunma Bakanı, geçen sene Şaytat Askeri Üssü’nün vurulmasıyla sonuçlanan bir önceki kimyasal ‘hikâye’ hakkında ellerinde yeterli kanıt olmadığını itiraf etmişti. Amerikalı bakan 12 Nisan günü Kongre’deki silahlı kuvvetler komitesi ile gerçekleşen oturumda Duma ile ilgili iddialar için de ellerinde kanıt olmadığını açıkladı.
SDF Basın Ofisi Müdürü Mustafa Bali’nin şu söylediği çok ilginç: “Kimyasal kullanılıp kullanılmadığı teyitli değil ancak bildiğimiz bir şey var ki biz Kürtler, Kürt mahallesi Şeyh Maksud’a kimyasal attıklarında İslam Ordusu adlı gruba ‘Kimyasal Alluş’ ismini vermiştik.”

Ortadoğu’daki halklar kimyasalı tartışmıyor bile. Kimyasal saldırı yalanları faş edilirken kimse kimseyi lobicilikle suçlamıyor. ‘Hikâyenin’ benzerini büyük bedeller ödeyerek, ödemeye devam ederek deneyimlediler. Amerikan emperyalizmi ve şuursuz lideri Trump, Suriye’nin tarihi düşmanı Fransa’yı yanına aldıktan bölgeyi ateşe vermek istiyor.
Suriye’deki yıkıcı savaşın üzerinden 7 yıl geçti. Kullanılmayan yıkıcı silah, başvurulmayan vahşi katliam ve ölümün uğramadığı bölge kalmadı. Katar Emiri'nden Suudi prenslerine, Batılı yetkililerden Trump dahil Amerikan karar vericilere kadar herkes, Suriye rejimini yıkmak için teröristlerin desteklendiğini itiraf etti. Yani IŞİD’i, Nusra’yı ve bu sahada raporlara göre kurulan 1500 silahlı örgütü desteklediler.

Vekiller rejimi devirme hedefini gerçekleştiremeyince, kamuoyuna IŞİD ile mücadele gerekçesi sunuldu ve uluslararası ve bölgesel güçlerin orduları birer birer sahada yerini almaya başladı.

ABD’nin bölgede kalma gerekçesi tükendi
ABD “IŞİD’e ve IŞİD terörünün dünyayı tehdit etmesine sessiz kalınamaz” diyerek; Suriye’ye, Birleşmiş Milletler’de temsil edilen Suriye devletinin ve hükümetinin resmi daveti ile değil kendi kurduğu ve liderlik ettiği IŞİD ile Mücadele Koalisyonu aracılığıyla girdi.

IŞİD, ABD’nin müdahaleleri için bir kart görevi gördü. Bu sırada Rus Dışişleri ve Savunma Bakanları, İranlı yetkililer, Suriye’deki askeri kaynaklar ve sahada olan Lübnan Hizbullahı bir şekilde dünyaya defalarca şunu duyuruyordu: “ABD helikopterleri IŞİD liderlerini taşıyor.”

Rusya ile aralarında çatışmasızlık hattı belirlendi ve IŞİD ile mücadele alanları paylaşıldı. IŞİD bitti, ortada gerekçe kalmadı ve ABD bölgede kalışın “gerçek gerekçelerini” açık bir şekilde duyurdu: “Şam rejimi ve İran nüfuzu ile savaşacağız.”

Eski Katar lideri, Amerikan televizyonuna “Nusra dahil teröristleri destekledik, bunu müttefiklerimizle birlikte yaptık” diyerek bir yandan tarihi bir itirafta bulunurken bir yandan Amerikalıları “Bu b.ku birlikte yedik, bizi Suudilere yem ederseniz başka şeyler de söyleriz” şeklinde tehdit ediyordu.

Körfez şeyhleri peşinen ödedi
Suriye’ye yönelik olası saldırının faturasını; haftalardır sırasıyla İngiltere, ABD, Fransa ve en son İspanya’yı ziyaretinde milyarlarca dolar anlaşma yapan Suudi Veliaht Bin Selman peşinen ödedi. İmzalar atılırken Trump, Suudi Veliaht'a “Bu milyar dolarlar senin için kuruyemiş” demiş ve gerisinin geleceğinin işaretini vermişti. Trump birkaç hafta önce “Suriye’den çekileceğiz” açıklamasını yapınca Suudi Veliaht verdiği demeçte “Trump Suriye’den çekilmesin, biz ödeme yaparız” şeklinde cevap vermişti.

ABD Irak’tan çekilirken, Irak sahasını İran nüfuzuna teslim etmişti. Bu, İran ile anlaşmalı ve ABD’nin istediği bir şey değildi, aksine Irak’tan çekilmek zorundaydı. Bugün aynı durum Suriye’de söz konusu. Suudi Veliaht'ın “Çekilmeyin ben öderim” çığlığı bununla alakalı.

Suudi Veliaht'tan hemen sonra Katar, Trump’ı ziyaret ediyor ve 2 milyar dolara yakın anlaşmalara imza atılıyor ve Katar Emiri kendini beğendirmek için operasyona desteğe hazırız açıklaması yapıyor.

Suudi Veliaht, Fransız şirketler ile 18 milyar dolarlık anlaşmaya imza attıktan sonra Fransız lider Macron mafya lideri gibi açıklamalar yaparak Suriye’yi ‘hesap sormakla’ tehdit ediyor. Suudilerin istediği gibi İran’ın nüfuzuna karşı harekete geçeceklerini açıklıyor.

kimyasal-yalanlar-korfez-petrodolari-ve-israil-guvenligi-451879-1.
Suriye’nin ve diğer Arap ülkelerinin elbette yönetim krizleri vardır. Fakat bu krizler, İsrail’in çıkarına olacak şekilde derinleştiriliyor. Bu krizlerin çözümünde Arap ülkeleri; sürekli olarak Batılı dış güçlerin çıkarına olacak şekilde halkların birbirine kırdırıldığı savaşlarla daha da karmaşık hale getiriliyor.

İsrail uçağının düşürülmesi
Enerji savaşları, gaz hatları, petrol, Rus-Amerikan çatışması ve daha birçok alan Suriye savaşında esas sebepler olarak ele alınıyor. Fakat en başından beri işaret edilen Filistin toprağının işgali gerçeği var ki bu gerçek ana sorunu teşkil ediyor.

Suriye’den bunca yıldır talep edilenler İsrail’in güvenliği ile ilgiliydi. Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyi olduğu dönemde, Katar’ın Suriye’ye 20 milyar dolar teklif ettiği 2008 yıllarında da teklifler ve baskı araçları hep aynı hedef için kullanıldı: İsrail ile barışın, Golan’ı alın.

Irak işgalinde Bağdat düştükten bir hafta sonra, Colin Powell Şam’a geliyor ve “Artık yeni bir düzen olacak, bu düzende yer almak istiyorsanız İran ve Hizbullah ile ilişkilerinizi kesin, Filistinli fraksiyonları toprağınızdan kovun” diyordu. Suriye yıllardır süren savaşa rağmen, Filistin davasındaki pozisyonunu ve İran-Hizbullah ile olan ilişkilerini korumakla kalmadı bu ilişkileri İsrail açısından varlığını tehdit edecek seviyeye doğru geliştirdi.

İsrail ile barışılmadı ve bugün İsrail, Suriye güneyinde; Türkiye’nin hedeflediği gibi güvenlik veya tampon, ismine ne derseniz deyin, kontrolü altında bir bölge istiyor. Golan işgalini, aynı Filistin’de olduğu gibi, kendi güvenliğini sağlamak ve işgali iyice yerleştirmek için kontrolünü Suriye içlerine doğru genişletmek istiyor.

Ortadoğu’nun orta yerinde Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen kontrol edilemeyen serseri mayın gibi hareket edip kendi güvenliği için her tarafı ateşe veren bir işgal devleti var.

Geçen aylarda röportaj yaptığımız FHKC siyasi büro başkanı Semir Loubani’nin “Nerede olduklarını bilmiyoruz, kayıplar, mülteci oldular, yok oldular” dediği 12 milyonluk Filistin’in 6 milyonu kayıp. Toprağından, yurdundan ve evinden edilmiş durumda ve nerede oldukları bilinmiyor. Bir halk yok ediliyor. Filistinli mültecilere Geri Dönüş Hakkı Birlemiş Milletler kararlarıyla verilmesine rağmen İsrail bu kararları tanımadan haydut bir devlet gibi işgalini genişletmeye devam ediyor. “Geri Dönüş Hakkı” sloganlarıyla Toprak Günü’nde yürüyüş yapan Gazzeliler bilinçli bir şekilde İsrail işgal askerleri tarafından hedef alınalı 2 hafta olmadı. 26 Filistinli katledildi. İsrail’i kınama tasarılarının ikisini veto eden Amerika Birleşik Devletleri oldu.

Suriye’nin ve diğer Arap ülkelerinin elbette yönetim krizleri vardır. Fakat bu krizler, İsrail’in çıkarına olacak şekilde derinleştiriliyor. Bu krizlerin çözümünde Arap ülkeleri; sürekli olarak Batılı dış güçlerin çıkarına olacak şekilde halkların birbirine kırdırıldığı savaşlarla daha da karmaşık hale getiriliyor.

Trump, ABD elçiliğini Kudüs’ü taşıma kararını duyuruyor, Suudi gericiliği ABD ile “Yüzyılın Anlaşması” ismini verdikleri anlaşma ile Filistin’e Dönüş haklarını da ortadan kaldıracak bir sürece hazırlanıyor ve Körfez gerici ülkeleri ve özellikle Suud-i Arabistan İsrail ile normalleşme siyasetini başlattığı bir döneme giriyorken denklemleri yerle bir eden ve İsrail’i sarsan bir hadise gerçekleşiyor: Suriye Hava Sistemleri, İsrail’e ait F-16 uçağını düşürüyor.

İsrail caydırıcılığını kaybetmiştir. Belli aralıklarla Suriye’de bazı noktaları hedef alan ve bombalayan İsrail işgal devletinin uçağının Suriye hava sistemleri tarafından düşürülmesi, 70 yıllık işgal tarihinde stratejik bir değişimdir ve dönüm noktalarından biri olarak hatırlanacaktır. Batı’nın ve ABD’nin Ortadoğu politikalarında “İsrail’in Güvenliği” önceliği ile koruduğu ve kolladığı İsrail, varlığının hiçbir zaman bu kadar ciddi tehdit altında olduğunu hissetmemişti.

Suriye Hava Savunma Sistemleri’nin çoğu, Suudilerin finanse ettiği ve İsrail’in sınırda tedavi edip silahlandırdığı İslam Ordusu tarafından imha edilmişti. Suriye; Suudi-İsrail ittifakı tarafından İsrail’in güvenliği için hedef alınmıştı. Fakat Şam, hava savunma sistemlerini Rusların desteği ile yeniledi.

Ortadoğu’da siyonizm ve emperyalizme karşı hareket eden güçlerin çoğu; İsrail uçağının düşürülmesinin ardından Suriye Ordusu’nu selamladı ve İsrail’e karşı direnişte Arapların bayrağını taşıdığını ve Arapları temsil ettiğini dile getirdi. Bu güçlerden bazılarını anarak bitirelim: Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Tunus Halk Hareketi, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Nidal Hareketi, Lübnan Komünist Partisi, Filistin Direniş Komiteleri, Hizbullah, Bahreyn Ulusal Demokratik Hareketi, Yemen Devrim Konseyi…