Kiralık işçi veya ‘milli toplum’!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Yeni rejim tesisinde, içerde ve dışarıda yaratılan ‘savaş ikliminin’ ne büyük fırsatlar yarattığı açık.

Suriye içlerine doğru yapılan top atışları, Güneydoğu’dan gelen harabe kent görüntüleri, bodrumlar dolusu insan bedeni ve polis, asker cenazelerinin milli kamuoyunda ‘milliyetçi-militer’ Kürt karşıtı kabarışı avaz avaz nasıl yükselttiği de...

Ama bu rüzgârı arkasına almış Yeni Rejim ‘Türk tipi Başkanlık sistemine’ yelken açarken, kurguladığı ‘milli önderle bütünleşmiş toplum’ karakteri için ‘Çalışma hayatına’ da son formunu verecekti.

Tarih, bütün savaş koşullarının sermaye birikimi önündeki hak hukuk engelini temizleyen ve emekçinin insani, sosyal, örgütsel kazanımlarının silindiği zamanlar olduğunu yazardı.

Önce kadın bedenini ‘ana vatan’, doğurganlığını ‘vatan hizmeti’ sayan maço militer zihniyet, kadınların ‘kısmi süreli çalışma’ yasasını, Meclis’ten geçirmiş ve çalışıyor görüntüsü aslında aile-içi ucuz işçi ve doğurma aygıtına dönüştürülen kadının emeği tamamen ‘esnek-güvencesiz’ kılınmıştı.

İkinci aşamada ise ‘terörle mücadele’ diye milli hamaset tarafından kuşatılan siyasal alanı, toplumsal kesimlerin hak ve çıkar mücadele sahası olmaktan çıkartarak, sessiz kalabalıklar halinde Özel İstihdam Büroları önünde uzayan kuyruğa dizmek olmalıydı.

Çünkü ‘esnek ve güvencesiz çalışma rejimi’ 2071 yılı vizyon dahilinde, Yeni Türkiye ideolojisinin İslamcı Milli Eğitim müfredatıyla birlikte eşgüdümlü diğer önemli ayağını teşkil ediyordu.

Kapitalist totaliter devlet kurulumuna ve sermaye birikimine uyumlu, kolektif enerjisi atomize olmuş, rejim rızası yüksek toplum örgütlemek için kiralık işçi düzenlemesi adıyla bilinen ‘modern kölelik’ geçen hafta Meclis’e geldi.

Emekçiyi, işverenin iş hukuku yükümlülüğünden çıkartıp, topyekûn zaten verilmeyen sosyal güvence, diğer haklar ve zaten fona aktarılacak kıdem tazminatı ile piyasa ‘metası’ halinde Özel İstihdam Büroları’na devreden bu tasarıyla taşeron işçilik kadar beter ‘kiralık işçi’ dönemi başlatılacaktı.

Özel İstihdam Büroları aracılığıyla ‘geçici iş ilişkisi’ diye tarif edilen bu yeni istihdam biçimi, Yeni Türkiye’nin istediği ‘emeği üzerinde etkinlik duygusunu kaybetmiş’, ‘geçici işli ama aslında işsiz’, her tür otoriteye teslim, sınıf bağları zayıflamış ‘ideal vatandaşı’ da yaratmış olacaktı.

‘Evden çalışma, uzaktan çalışma, esnek/geçici zamanlı’ gibi tercüme kapitalist jargona sıkıştırılmış bu kısmi istihdam modelleri aslında herkesi ve gelecek kuşakları nasıl ‘iş piyasa rehinesi’ durumuna düşüreceği ortadaydı.

Çalışma mekân ve zamanının parçalanması zaten hayatın öznesiyle birlikte parçalanması demekti.

Ve güvenceli, kadrolu, adresi belli ‘sürekli iş tanımını’ ortadan kaldırarak, failliğini kaybetmiş, ne zaman, nerede çalışacağını bilemeyen, dolayısıyla örgütlenme kapasitesi elinden alınmış büyük ‘kiralık işçi’ nüfuslar yaratacak bu düzenlemenin ‘ideolojik misyonu’ çok açıktı.

Tabii ki, çalışanların işveren karşısında hukuki ve insani birey olmaktan çıkartılması ve ‘kârlılık odaklı işletme’ Özel İstihdam Büroları’nın güdümünde kısa vadede gayet suskun ‘tevekküllü’ kitleler inşasını da beraberinde getirirdi.

Böylece; hem Yeni Rejimin ‘yerli-milli iradesini’ berkitilir, hem emekçiler arası ‘kadrolu, kiralık işçi’ veya ‘taşeron/asli iş yapan’ ayrımcılığı kışkırtılır, olmadı her dem ‘millet düşmanını’ gösteren mezhebi, etnik faylar işletilir ve mutlaka küresel piyasalara Avrasya tipi ‘kiralık/en ucuz genç’ emek gücü arz edilmiş olurdu.

İşçinin emek ve varlıkları ‘canlı meta’ gibi İşçi Tacir Büroları tarafından pazarlama yasası çıkarken, Başkanlık sistemine geçişte gerekli ‘milli anlatı’ Güneydoğu’daki beş ildeki savaş hattından Suriye içlerine doğru kaydırılarak, bir müddet daha top atışlarıyla sağlanabilirdi...