Kiralık işçilik: insan onuruna saldırı
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Meclis gündeminde olan Özel İstihdam Büroları (ÖİB) aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulmasına ilişkin yasa tasarısının “kiralık işçilik” olarak adlandırılması, kavramın yaygınlaşması ve benimsenmesi rahatsızlık yaratmışa benziyor. Çünkü kiralık işçilik kavramı uygulamanın özünü bir çırpıda ortaya koyuyor ve üzerindeki örtüyü yırtıp atıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu kiralık işçilik kavramından rahatsızlığını “geçici işçiliğin ‘kiralık işçilik’ şeklinde nitelendirilmesi insan onuruna yapılan bir saldırıdır” şeklinde ifade etmiş (suleymansoylu.com, 17 Şubat 2016).

Ancak bakan Soylu’nun ifadesinde bir düzeltme yapmak gerekir. İnsanlık onuruna yapılan saldırı kiralık işçi kavramı değil kiralık işçiliğin kendisidir. İşçinin kazanç karşılığı, komisyon karşılığı kiralanmasıdır. İnsan onuruna yapılan saldırı, Türk-İş tarafından konuyla ilgili olarak hazırlanan kitabın adında yer aldığı gibi “yeni kölelik düzeni”dir. İnsan onuruna yapılan saldırı KemalSunal’ın Kibar Feyzo filmindeki amele pazarının cilalanmış halinin “güvenceli esneklik” olarak sunulmasıdır.

Önce işin kavramsal boyutunu ele alalım. İşçi kiralama kavramı yeni bir kavram değil. Hire (kiralamak) ABD çalışma hayatında yaygın olarak kullanılır. Hatta bu sistemin insan onuruna aykırı özü hire and fire (kirala ve at) şeklinde ifade edilir. “Hire workers” şeklinde ilanlara duyurulara sık sık rastlanır. Yine İngilizce’de temporary agency work (geçici işçilik) olarak ifade edilen ÖİB aracılığıyla geçici iş ilişkisi leasing work olarak da kullanılmaktadır. Tıpkı bir makinenin leasing yoluyla kullanılması gibi işçide de bir tür leasing konusu olmaktadır.

Dahası kiralık işçiliğin mucitlerinden biri de ecdattır! Kiralık işçilik kavramına Osmanlı’nın Medeni Kanunu olan Mecelle’de rastlıyoruz. Mecelle’de iş ilişkisi bir kira [icare] ilişkisi olarak düzenlemiştir. Mecelle 413. Maddeye göre “Ecir [işçi] nefsini [kendini] kiraya veren kimsedir.” Müstecir [işveren] ise işçi kiralayan kimsedir. Mecelle iş ilişkisini dönemin Avrupası’nda da egemen olan borçlar hukuku çerçevesinde ve liberal bir yaklaşımla kira ilişkisi olarak ele almıştır. Mecelle’nin bu liberal yaklaşımı Cumhuriyet’le birlikle değişmeye başlamış ve 1936 İş Kanunu ile liberal yaklaşımın yerini koruyucu yaklaşım aldı.

Gelelim Bakan Soylu’nun “bu yönteme ait eleştiriler, dünyaya ve bunların sonuçlarının ne olduğuna bakılmadan ortaya konulan eleştirilerdir” değerlendirmesine. Yanılıyorsunuz sayın Bakan! Tam da dünyada bu uygulamanın yarattığı fecaat nedeniyle sizi uyarıyoruz. Dünyadan ders alalım ve aynı hataya düşmeyelim diye uyarıyoruz.

Kiralık işçilik ve diğer esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri insan onurunu tahrip etmektedir. Kiralık işçilik tıpkı leasingle çalışan mülkiyetsiz işverenler gibi işçisiz işverenler yaratıyor. Bir şirket yöneticisi durumu şöyle ifade ediyor: “insanları istihdam etmek bizim işimiz değil”, bir başkası ise İneği satın almak niye? Senin olmadan da ipleri elinde tutabilirsin” diyor. Kiralık ve geçici işçilik dünyada eğreti (precarious) istihdam olarak adlandırılıyor. Eğreti gelin gibi! Bu çalışma biçiminin yarattığı sonuçlara dair kitaplar ve makaleler yazılıyor, filmler yapılıyor. Bakınız: Guy Standing ve Ken Loach.

Bakan Soylu diyor ki “Avrupa’da geçici iş ilişkisinin ortalaması 1,8, Amerika’da 2,2. İngiltere’de toplam 3,9. Yani bu oranlardaki bir çalışma şeklinden bütün iş hayatını, bütün sendikal yapılanmalarımızı tehdit eden bir anlam çıkarmak, ebetteki büyük bir haksızlık.” O halde soruyu şöyle soralım: Madem kiralık işçilik işgücü piyasası açısından bu kadar önemsiz neden ısrar ediyorsunuz? İş Yasası’ndaki belirli süreli iş sözleşmesi kurumu varken neden kiralık işçilikte ısrar ediyorsunuz?

Kiralık işçilik en tehlikeli güvencesizlik virüsüdür. Türkiye gibi çalışma hayatında kolektif işçi haklarının kullanılamadığı, sendikalaşmanın özel sektörde yüzde 3-4 seviyesinde olduğu, teşmil mekanizmasının işlemediği ülkelerde kiralık işçilik yaygın bir çalışma biçimi haline gelir, bu virüs bütün çalışma hayatına bulaşır. Sendikalaşmanın anayasal güvence altında olduğu Türkiye’de parasını verip bu anayasal hakkı çiğneyen işverenlerin kiralık işçilik konusunda neler yapacağını hayal etmek zor olmasa gerek. Bunca güvencesizliğin olduğu çalışma hayatına yeni bir güvencesizlik virüsü daha sokmayın.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız