Kırık ruhların şairi Cohen (III)
19.11.2017 11:15 BİRGÜN PAZAR
Montreal’deki aile sinagogunun korosu ve kantorunun eşlik ettiği ilk parçada Cohen “Hazırım, Tanrım” diyor, albümün en güzel şarkılarından “Traveling Light”ta “Yüksüz seyahat ediyorum / Artık veda zamanı” diyerek çok zamanının kalmadığını anlatıyordu

Güven Güzeldere

Geçen hafta Leonard Cohen’in 1966’da 32 yaşında New York’ta başlayan müzisyenlik serüveninden ve 60’lı yaşlarında müzik dünyasından uzakta beş yılını geçirdiği Zen Manastırı’ndaki yaşantısından söz etmiştim. Yeniden Los Angeles’a dönen Cohen, yokluğunda menajerinin bütün parasını gizlice zimmetine geçirdiğini öğrenir. 2008 yılında, sahneden uzak 15 yılın ardından, 74 yaşında ve beş parasız olarak bir dünya turnesine çıkmaya karar verir.

~/~

Cohen, başka müzisyenlerin aksine, sahnede olmayı özellikle seven, bunu arayan bir müzisyen değildi. Büyük ihtimalle eğer ilerleyen yaşında parasız pulsuz kalmasaydı, büyük bir dünya turnesi yapmayı da düşünmüyordu (Turne sırasında “Menajerinize müteşekkiriz Bay Cohen” pankarlarının açıldığına, seyircilerin böyle seslendiğine şahit oldum). Oysa, çocukluğumdaki siyah-beyaz televizyonların sevilen dizisi “Kaçak”ın girişinde söylendiği gibi, “kader ağlarını örüyordu”.

Cohen’in hayatında, son yıllarında onu asude bir insana dönüştürecek yeni bir sayfa açılmak üzereydi.

Cohen, eski şarkılarını seneler içinde kendi deyişiyle 500 ton viski ve bir milyon sigara tükettikten sonra iyice pesleşen sesine uydurmak için, çalgılarını yeniden akort eder ve ilk konserine memleketi Kanada’da çıkar. Bu turnedeki konserlerin her biri izleyenler için hayat boyu hatırlayacakları bir müzik şöleni olmuştur dersem, abartmış olmam. İstanbul konserlerinde kendisini dinleme şansına erişmiş herkesin muhtemelen hemfikir olacağı gibi, okyanus kadar derin sesi ve yaşından beklenmeyecek enerjisiyle, dinlemek istediğimiz hiçbir şarkısını ihmal etmeyen Cohen’i sahnede izlemek gerçekten unutulmayacak, efsunlu bir deneyimdi.

Konserlerinin sonunda ekibindeki müzisyenleri tek tek, dizleri üzerine çökerek selamlayan Cohen şıklığı, alçakgönüllülüğü, içtenliği, ve zarafetiyle herkesi büyüledi. Konserlerinin başında “Bir daha yolumuz kesişir mi bilmiyorum, o yüzden bu gece elimizde avucumuzda ne varsa hepsini sizlerle paylaşacağız” diyen Cohen her seferinde sözünü tuttu; defalarca geri dönüp bir şarkı daha seslendirdi, üç saatten az sahnede kaldığı olmadı.

Montreal’den Londra’ya, New York’tan Moskova’ya, İstanbul’dan Sydney’e kadar beş yılda 380 konserle süren turne, Aralık 2013’te Yeni Zelanda’nın Auckland kentinde sona erdiğinde, karşımızda küllerinden doğarak müzisyenlik hayatına yeniden dönmüş ve hayatının sonbaharında dinleyicileriyle daha önce var olmayan cinsten çok özel bir bağ kurmuş bir Cohen vardı.

~/~

Los Angeles’ta bir araya geldikleri bir sefer, Bob Dylan, Cohen’i otomobiliyle alır, yolda giderlerken Dylan, zamanın ünlü müzisyenlerinden birine atıfta bulunarak şöyle der: “Geçenlerde konuşurken bana ‘Tamam, Bob, bir numara sensin; ama ben de senin hemen arkandan iki numarayım’ dedi.” “Oysa, Leonard” diye devam eder Dylan, “Benim gözümde asıl bir numara sensin. Bense sıfır numarayım.”

Cohen bu anekdotu, aşina olduğumuz ironik nezaketiyle, “Yani Dylan kendi müziğinin ulaşılamaz bir kategoride olduğunu, ama benimkinin de biz faniler için fena olmadığını söyleyerek bana iltifat ediyordu; karşı çıkacak halim yoktu” diye aktarır.

Müzisyenleri yarıştırmak, sıralamak, hoşlandığım bir iş değil. Ama Cohen’in şarkılarına tutkun ve onu son konserlerinde dinleme şansına erişmiş çoğu insanın, asıl kendisini kategoriler-dışı biricik bir yere oturtuyor olduğunu tahmin ederim.

~/~

2016’nın Temmuz ayında Cohen’e, Marianne Ihlen’in yakın bir arkadaşından bir e-posta gelir. Marianne kanserdir ve yalnızca birkaç günü kalmıştır. Zaman zaman iletişimleri sürdüğü halde bu durumdan habersiz olan Cohen, hemen Marianne’e iletilmek üzere bir mesaj yazarak gönderir. Mesajda şu satırlar vardır:

"Evet Marianne, sonunda bu da oldu. O kadar yaşlandık ve bedenlerimiz öyle kırılganlaştı ki… Bilesin ki hemen arkandayım, elini uzatsan benimkine dokunabilirsin. Biliyorsun, seni güzelliğin ve bilgeliğinle hep çok sevdim. Elveda eski arkadaşım. Sonsuz sevgiler, yolun sonunda buluşmak üzere."

Marianne, Cohen’in Hydra Adası'nda tanışıp 8 yıl birlikte yaşadığı ve sonunda “So Long Marianne” şarkısıyla veda ettiği büyük aşkı, bu mesaj kendisine okunduktan birkaç gün sonra, hayata veda eder. Bizlerse, sonradan sosyal medyada paylaşılan bu mesajı okuduğumuzda, “yolun sonunda buluşmak”tan söz eden Cohen’in de yalnızca birkaç ay ömrünün kalmış olduğundan bihaberdik.

Oysa, aynı yılın ekim ayında çıkan ve Cohen’in neredeyse hasta yatağında tamamladığı “You Want it Darker” albümündeki pek çok şarkıda da benzer göndermeler vardı. Montreal’deki aile sinagogunun korosu ve kantorunun eşlik ettiği ilk parçada Cohen “Hazırım, Tanrım” diyor, albümün en güzel şarkılarından “Traveling Light”ta “Yüksüz seyahat ediyorum / Artık veda zamanı” diyerek çok zamanının kalmadığını anlatıyordu. Albümü dinlemeye başlayalı henüz üç hafta olmamıştı ki, Cohen’in bu dünyadan göçüp gittiği haberi geldi.

~/~
Haftaya, bu tefrikanın dördüncü ve son bölümünde, Cohen’in ölümünün ardından Montreal’deki mahallesine, evine, sinagoguna, ve aile mezarlığına yaptığım ziyareti anlatacağım.

Bir önceki yazı: https://www.birgun.net/haber-detay/kirik-ruhlarin-sairi-cohen-ii-189776.html
Editörün Notu: Güven Güzeldere, 2013-2015 yılları arasında kardeşi Altuğ Güzeldere’yle birlikte Açık Radyo’da 100 bölümlük Çatlaktan Sızan Işık: Dünden Yarına Leonard Cohen Şarkıları programını hazırlayıp sundu. www.catlaktansizanisik.com