Kırık ruhların şairi Cohen (IV)
26.11.2017 10:57 BİRGÜN PAZAR
Cohen, 82 yıllık yaşamında, şairliğinin ve yazarlığının yanı sıra, şarkılardan bir kule kurdu, ve her gün o kulede “kendisine bahşedilmiş altın ses”e karşılık borcunu ödemeye çalıştı

Güven Güzeldere

Bu tefrikanın ilk üç bölümünde, yazar, şair, ve müzisyen Leonard Cohen’in Montreal’de başlayan, Londra, Hydra Adası, New York ve Los Angeles’ta devam eden hayatını ve müzisyenlik serüvenini özetlemeye çalıştım. Diziyi, Cohen’in ölümünün ardından Montreal’deki mahallesine, evine, sinagoguna, ve aile mezarlığına yaptığım ziyareti anlatarak noktalıyorum.

~/~

Aralık 2016. Soğuğun insanın iliklerine işlediği bir sabah, gökyüzünden nazlanarak düşen kar tanelerinin altında, Cohen’in öğrencilik yıllarını geçirdiği McGill Üniversitesi kampusundan, Shaar Hashomayim Sinagogu'na yürüyorum. Montreal, Cohen’in doğup büyüdüğü, şairlikle tanıştığı ve bir kaç hafta önce öldüğünde defnedildiği baba ocağı. Cohen’in “dedelerimin inşa ettiği, hep önden üçüncü sırada oturduğumuz, benim içinde büyüdüğüm” dediği sinagogu bir gün önce gezdim. Bugün, Cohenler’in Kanada’ya göç eden ilk kuşağından, Leonard Cohen’in uzun beyaz sakallı büyük dedesi Lazarus Cohen’in dev bir yağlıboya portresinin asılı olduğu sinagogun cumartesi sabahı ayininde, Cohen’in son albümündeki “You Want it Darker”da seslerini duyduğumuz erkekler korosunu ve kantor Gideon Zellermyer’ı dinleyeceğim.
Şarkıda, önce Cohen ve koro, ardından kantor, “Hineni, Hineni” nakaratını tekrarlıyorlar. Eski Ahid’deki hikâyeye göre, sonradan bağışlayacağı oğlu İshak’ı kendisine kurban etmesini isteyecek olan Tanrı onu çağırdığında, İbrahim Peygamber’in verdiği cevap bu. “Buradayım, hazırım.” Cohen de öyle diyor, “Buradayım, Tanrım.” Hazır, ama her zamanki gibi hınzır da. “Sen ihtişamlıysan, ben utanç doluyum” diyor Tanrı’ya. İnsanların kendisine yakararak yaktığı milyonlarca muma rağmen, onlara yardım elini uzatmadığını satırlarının arasına sıkıştırıyor.

~/~
Sinagogdan sonra Cohenler’in aile mezarlığını ziyaret ediyorum. Ziyaretçi kabul etmiyorlarmış ama uzun yoldan geldiğimi anlatınca izin veriyorlar. Cohenler’in mezarları hemen girişte. Yan yana sıralanmış mezarların arasında yeni bir tanesi göze çarpıyor. Mezar taşının üzerinde, yanında, çiçekler sıralanmış. Başka şeyler de bırakmış ziyarete gelenler. Alelacele oracıkta bir kağıda çiziktirilmiş satırlardan ibaret mektuplar, deniz kabukları, çakıl taşları, bir sigara...

Yıllar önce Moskova’daki ünlü Novodeviçi Mezarlığı’nı ziyaret ettiğimde Nâzım Hikmet’in mezarı başında da benzer şeyler görmüştüm. Vesikalık fotoğraflar, sigara paketleri, artık herkesin cebinde, yanında o anda ne varsa... İçine dokunan şeyler söylemiş olan biriyle, artık mümkün olmasa da, iki çift laf etmek, ona bir şeyler anlatmak isteği, belki bir vefa borcu duygusundan olsa gerek.

Cohen’in çoğu şarkısıyla içimize dokunmayı, en çok da kırık ruhlarımıza hitap etmeyi becerdiğini söylemeye gerek yok. Sanki kendisine kısa bir süre önce toprağında yer açıp onu bağrına almış Montreal şehri de böyle hissediyor, onun yasını tutuyor gibi. Cohen’i gerçekten anlamak için, Amerika’lı olmadığını, Kanada’nın öz oğlu olduğunu ve kimi yönleriyle hep öyle kaldığını unutmamak gerek. Cohen’in dev bir duvar resmi yüksek bir binanın yüzüne nakşolunmakta, göklerden bir yeni zaman peygamberi gibi Montreal’li hemşerilerine bakıyor olsun diye. Belediye, şehir merkezinde büyük bir sergiye hazırlanıyor. Kentin her noktasında Cohen, bir duvar yazısında, bir vitrine yapıştırılmış fotoğrafta, trafik direğine zaptedilmiş eski bir konser duyurusunda insanın karşısına çıkıyor.
kirik-ruhlarin-sairi-cohen-iv-391438-1.
Son durağım, Cohen’in mahallesi ve küçücük “Portekiz Parkı”na bakan mütevazı evi. Otobüste önümde oturan yaşlı bir adam, yanındakine Cohen’le ilkokul arkadaşı olduklarını anlatıyor, tesadüfen kulak misafiri oluyorum. Belli ki buraları onun mahallesi. Ana caddede Cohenler’in de sıkça yemek yediği Musevi şarküterisinin önünde kuyruklar var. Şef garson, “Son haftalarda bizim dükkan Cohen’cilerin hac mekânı gibi oldu, gelen gidenden başımızı alamıyoruz” diyor.

Evinin önüne bırakılan çiçeklerin kaldırımı kapamasından bunalan belediye, Cohen’in kapısının önüne küçük bir barikat inşa etmiş, astıkları levhada “Lütfen buraya koymak istediklerinizi, parktaki kameriyenin altına bırakın” yazıyor. Dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlarca bir çiçek ve mektup bahçesine döndürülmüş olan kameriye, Cohen’in dünyanın dört bucağında ne denli sevildiğinin en sahici göstergesi. Görebilse, eminim o da gerçekten mutlu olurdu.

~/~
Son uğraşı, 2018’de yayımlanacak “Flame” (Alev) başlıklı şiir kitabını tamamlamak olmuş. Ölümünden önceki söyleşilerinde Cohen’in dünya yüzünde işlerini olabildiğince bitirmiş, son yolculuğuna çıkmaya hazırlanmış, huzurlu ve mesut bir insan olduğunu görmek hem çarpıcı, hem sevindirici. Her zamanki zarafetiyle, “Artık gitmeye hazırım” diyor.

Bir ömür boyu varoluş kaygıları, yaratıcılık sancıları, aşk acısı, depresyon, kaçış, yenilgi, ve kendi deyişiyle en sonunda zor bela uysallaştırabildiği içindeki “sefil canavar”la mücadele ettikten sonra, Cohen’i böyle bir yerden uğurluyor olmak da, iyi talihin nadir bir pırıltısı.

~/~
Kurt Cobain, “Pennyroyal Tea” şarkısında, “Bir Leonard Cohen ahireti çıksın ki karşıma/ Ah edeyim sonsuza dek” demişti. Cohen, 82 yıllık yaşamında, şairliğinin ve yazarlığının yanı sıra, şarkılardan bir kule kurdu, ve her gün o kulede “kendisine bahşedilmiş altın ses”e karşılık borcunu ödemeye çalıştı. Her ne yaptıysa, karanlığa teslim olmadı. Biz de onu kendi sözleriyle son bir kez analım: “Her şeyde bir çatlak vardır / Işık da oradan sızar.”

Bir önceki yazı: https://www.birgun.net/haber-detay/kirik-ruhlarin-sairi-cohen-iii-191215.html

~/~
Bu tefrikayı hazırlarken yardımlarını eksik etmeyen BirGün Pazar editörü Berkant Gültekin’e içten teşekkürlerimi iletiyorum.
Editörün notu: Güven Güzeldere, Leonard Cohen (2013-15) ve Bob Dylan (2015-) programlarının yanı sıra, Açık Radyo’da Salı sabahları Açık Bilinç: Bilim ve Felsefe Sohbetleri programını sunuyor.

Twitter: @AcikBilinc / www.acikbilinc.com