Kirlenmenin boyutları
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

   Önceki yazımızda, “küresel dil” dayatmasının sonuçlarını incelemeye başlamıştık. Bu konuda o kadar çok örnek var ki, hepsini bir yazıya sığdırmak olanaksız. O nedenle, dilde kirlenmenin en yoğun yaşandığı alanlardaki çarpıklıkları yeri geldikçe konu etmeyi sürdüreceğiz.

    AVM’LERDE YABANCI AD ÖZENTİSİ

     Yunanca kökenli kimi arkaik sözcükler şimdilerde moda oldu! Sinemalara, büyük alışveriş  merkezlerine artık şöyle adlar veriliyor:

     -Arcadium

     -Artium

     -Galleria

     -Gordion vb.

     Kimsenin anlamını  doğru dürüst bilmediği bu eski sözcükleri çağdaş yapıların alnına kazıyarak ne yapmak istiyoruz? Yeni bir moda yaratmak mı?

      Belki de mekânların  “marka değeri”ni artırıp sahiplerine havadan para kazanma olanağı sağladığı için özellikle seçiliyor böyle adlar…

      En son örnek yine başkentten… Ankara Ticaret Odası’nın Söğütözü’ndeki yeni binasının içinde fuar ve sergi alanı olarak ayrılan yere, bula bula şu adı bulmuşlar: “Congresium”. 

      Neden bu özenti? “Sergi ve Toplantı Salonu” deseydiniz süsünüz mü  bozulurdu?

 

      TELEVİZYON ADLARI VE İZLENCELER

   “Küresel dil” dayatması, yalnızca AVM adları ve dükkân tabelalarıyla sınırlı değil. İşin bir de “medya ayağı” var…

     Ülkemizde “Star”, “Show”, “Fox”, “CNBC-e”, “CNN Türk”, “Sky Turk”, “Flash Tv”, “Cine5” gibi televizyon adlarına alıştık. Hatta, açılımı “Nergiz Televizyonu” olduğu halde, inatla “En Ti Vi” diye seslendirilen kibirli kanalın öykünmeciliğine bile!

      Hadi bu kurumların adını savunmak için, “marka” filan gibi kimi gerekçeler ileri sürüyorlar. Peki, “Aktif Life” (Show TV), “Life Style” (NTV),  “Performance”, “Cinemania” (Kanal D), “Sound Wave” (Kanal D), “Pip Stop” (CNN Türk), “Cosmoplus” (Kanaltürk), “Backstage” (Sky Turk) gibi yabancı sözcüklerden oluşan izlence adlarına ne demeli?

      Hangi ülkede yapılıyor bu izlenceler ve de kime sesleniyor?

      “Dindar ve kindar nesil yetiştirme”yi anladık da, buna ek olarak bir de “dilsiz toplum” mu yaratılmak isteniyor? Çoğu yabancı ortakların yönetiminde olan bu televizyon kanallarının ana işlevi Türkçeyi yozlaştırmak ve halkımıza “küresel dil”in egemenliğini dayatmak mıdır?

       İngilizceyi kutsayan, ama öz diline yabancılaştırılmış bir “yitik kuşak”la nereye varacağız?

    “VETERE” YERİNE “İZLETİ”

     “Vetere” dediğimiz şey, aslında İngilizce “video tape recorder”’ın (yani “video bant kaydedicisi”nin) kısaltılmışı olan VTR harflerinin Türkçe okunuşudur.

       Haluk Şahin, Radikal’deki köşesinde (20 Aralık 2009), “VTR dediğimiz aygıt teknolojik olarak da aşıldı. Çünkü video bant kayıtları manyetik okuma için yapılıyor, oysa dijital teknolojilerle artık görüntü ve ses, optik okuma için kaydediliyor. Yani ‘vetere’ dediğimiz şey, artık çoğu kez video bant kaydı değil” dedikten sonra, “vetere” yerine “izleti” sözcüğünün kullanılmasını öğütlüyordu. Bu sözcüğü bulup öneren ise, eski öğrencisi, “şimdinin televizyon hocası” Alper Özçakır’mış. Umarız öneri ilgi görür de “izleti” sözcüğü yaygınlık kazanır… Böylece, iletişim ortamında “program” karşılığı kullanılan “izlence”den sonra kardeş bir sözcüğü daha sözvarlığımıza katmış oluruz.

     ANKARA BELEDİYESİ’NDE “TÜRKİLİZCE”!

     Ankara Anakent Belediyesi, bir ara satışa çıkardığı “Çayyolu Evleri” için, Eskişehir Yolu üzerindeki reklam panolarına kocaman afişler asmıştı. Afişlerin birinde aynen şöyle yazıyordu:

 

    “Lüx konut ve işyerleri satışa sunuluyor.”

     “Lüks” sözcüğü “x”li yazılmıştı. Böylece, Türkçe-İngilizce kırması melez bir yazım biçimi çıkmıştı ortaya.

      Madem İngilizceyi doğru dürüst bilmiyorsunuz, bari sözcüğün Türkçe okunuşunu yazsanız da gülünç duruma düşmeseniz olmaz mı?

     Yok, ille de “Türkilizce” yazacaklar!

     Melih Gökçek’ın “devr-i saltanat”ında bu işler böyle yürüyor ne yazık ki?

     * * *

 

 

      Oruç dayatması

     Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısı bu yıl ramazan ayına denk geldi. AKP  Hükümeti de bir süredir hız verdiği “İslami yaşam biçimi”ni yaygınlaştırma çabalarının ordu üzerindeki yansımalarını topluma göstermek için bu fırsatı kaçırmadı. Medyada yer alan ve yalanlanmayan haberlere göre, ramazan dolayısıyla bu yıl YAŞ toplantısında masalara su ve bardak konulmamış!

       Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasına göre “laik” bir devlettir, “Müslüman Devlet” değil! Laiklik konusunda en duyarlı kesim olduğu varsayılan ordu temsilcilerine böyle bir davranışta bulunmak, “Biz size de İslami yaşam biçimini dayatıyoruz, sıkıysa itiraz edin!” demek gibi bir şey. İnançlara elbette saygılı olunmalıdır. Ama ülkeyi yönetenler de dinsel ritüelleri topluma dayatma alışkanlığından vazgeçmelidir. Bunun tersi, düpedüz baskıya girer ve de Anayasa suçu oluşturur.

     Siyasal iktidar, Şûra’daki oturma düzenini değiştirmek ya da ramazan ayında komutanlara su vermemek gibi kimi simgesel davranışlarla, belli ki kamuoyuna, “Ordu üzerinde artık mutlak egemenliğimizi kurmuş bulunuyoruz” iletisi göndermeye çalışıyor. Bütün bunlar, “TSK’nin burnunu sürtme, onu hizaya getirme, terbiye etme” gösterisinden başka bir şey değil. Şûra’ya katılan komutanlardan hiçbirinin bu duruma ses çıkarmaması da ayrı bir sorun bence. İslamcı dayatmalara boyun eğen bir ordunun bugüne kadarki “laiklik” söylemlerinin içtenliği sorgulanmaz mı?

 

      Odatv, bu tabloya katkıda bulunan komutanlara haklı olarak soruyor: “İnançlara saygınız tam da, kendinize saygınız kaldı mı?”

     * * *

     Özensiz Tümceler

     Orhan Erinç, Cumhuriyet’teki “Geçmişten Geleceğe” köşesinde, “Mecelle Güncellenirken…” başlıklı yazısında şöyle bir tümce kurmuş:

     “Telefon ya da ortam dinlemelerinin bantlarını dinlerken edindiğimiz izlenimle, konuşmaların yazıya dökülmüş sayfalarını okurken ki izlenimlerimiz birbirine zıt düşebilir.” (6 Ağustos 2012)

     Orhan Erinç’in bu tümcesi hayli özensiz. “Bold” yazılan sözcüklere bakılırsa durum açıkça görülür. Hele “okurkenki” sözcüğünün “okurken ki” biçiminde yazılması büsbütün anlaşılır gibi değil. Buradaki “-ki” sözcüğü “bağlaç” değil “ilgi eki”dir. O yüzden bitişik yazılması gerekirdi.

     Orhan Erinç, ilk tümcesinin hemen ardından, bu kez “bağlaç” olan “ki” sözcüğüyle yeni bir paragrafa başlıyor:

     “Ki genellikle de öyledir.”

     “Ki” bağlacıyla başlayan bağımsız bir paragraf olur mu?

     Orhan Erinç’in “ki” sözcüğünü kullanma biçimi her bakımdan sorunlu görünüyor.