Kişi adları nasıl yazılmalı?
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT
Türkçenin dilbilgisi kuralları ne denli sıkıdüzen gerektirse de, kişi adlarının yazımı bakımından ayrıksı bir durum söz konusudur. Çoğumuzun adı ya da soyadı, nüfus müdürlüklerinde kayda geçerken, görevlilerin bilgisizliği ya da özensizliği yüzünden türlü biçimlere sokulmuştur. Ne var ki, insanlar daha sonra bu yazım biçimlerini benimseyip kullanmayı sürdürmüşlerse, yanlış da olsa bunlar artık dokunulmazlık kazanmış sayılırlar. O yüzden, insanların kimlik cüzdanlarında yazılı adlarını Türkçe yazım kuralına uydurmaya çalışmak yanlış bir tutumdur. Ayrıca kimi yazarların sonradan seçip kullandıkları adları da bu bağlamda değerlendirmemiz gerekir.

Dilimizde kimi özel adların çeşitli yazılış biçimleri vardır. Sözgelimi “Ahmet / Ahmed” ya da “Mehmet / Mehmed / Memet” gibi… Bu adların yaygın kullanım biçimi Ahmet ve Mehmet’tir. Örnek: Ahmet Haşim, Ahmet Rasim, Ahmet Oktay / Mehmet Aydın, Mehmet Başaran, Mehmet Atilla. Ancak bu adların kimi yazarlarca kullanılan başka biçimleri de aynı ölçüde geçerlidir. Örneğin “Mehmet” adı, Memet Fuat’ta ve Memet Baydur’da “Memet”e dönüşmüşken, Mehmed Kemal’de Mehmet’in “t”si yumuşayarak “Mehmed” biçimini almıştır. “Ahmet” adı da Ahmed Arif’te benzer bir değişikliğe uğramıştır.

Bunun gibi, “Alaattin” adının da çeşitli yazım biçimleri vardır: Alaattin Bilgi, Alaaddin Şensoy, Alâaddin Yüksel (Ankara Valisi), Alaeddin Yavaşça, Alâettin Bahçekapılı.

Bu arada, kendi adımın da Atila (Alpöge), Atilla (Özkırımlı), Attila (Atasoy), Attilâ (İlhan) gibi türevleri olduğunu belirtmeliyim.

Türkçenin yapısına ve dilbilgisi kurallarına aykırı olsa da, kişi adlarının yazımını değiştirme hakkımızın bulunmadığı unutulmamalıdır. Herkesin bir bakıma kimliği olmuş özel adları özgün biçimleriyle yazmak tek yoldur. Böyle davranmak, aynı zamanda insana saygının da gereğidir. Ne var ki, ünlülerin adlarını yazarken bile çoğu zaman bu özeni göstermiyoruz. Örneklemek gerekirse, Ahmed Arif’in “Ahmet Arif”, Memet Baydur’un “Mehmet Baydur” biçiminde yazılışına tanık oluyoruz. Sözgelimi, Cumhuriyet gazetesinin 18 Mart 2011 günlü “Ankara” ekindeki “Eleştiri” köşesinin başlığı, “Mehmet Baydur’un Anısına…” diye yazılmış. Yazının içinde ise hem “Memet Baydur”, hem “Mehmet Baydur” biçiminde ikili bir yazım biçimine yer verilmiş. Oysa tanınmış oyun yazarı ve çevirmen Baydur’un adı “Memet”tir.

Şu eski yazar adları da bugünkü yazım kurallarına uymayan örnekler arasında sayılabilir: Fuad Köprülü,  Halide Edib Adıvar, Refii Cevad Ulunay, Reşad Ekrem Koçu, Nihad Sami Banarlı, Agâh Sırrı Levend, İsmail Habib Sevük, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu.

Süreyya Seber’den Cemal Süreya’ya

Bir de Cemal Süreya konusu var. Ünlü ozanımızın adı, yanlış anımsamıyorsam nüfusta Cemalettin Süreyya Seber diye geçer. Ama o, yazarlık yaşamında Süreyya’daki “y”lerden birini atarak soyadını “Süreya” yapmıştır. Şimdi, “Bu yapılan Türkçenin yazım kuralına uyar mı?” diye tartışmanın anlamı yoktur. Yazarın benimsediği soyadı neyse, biz de onu hiç sorgulamadan kullanmak durumundayız. Oysa uygulamada, Cemal Süreya’nın soyadının sıklıkla “Süreyya” diye yazıldığı görülüyor. Uzağa gitmeye gerek yok: Ankara / Çankaya Belediyesi’nin sorumluluğundaki Cemal Süreya Parkı’nın ön kapısında “Cemal Süreya”, Dikmen Caddesi’ne bakan bölümünde ise “Cemal Süreyya” yazılıdır. Aynı alandaki bu ikili yazım biçiminin uzunca bir süreden beri kimsenin gözüne çarpmaması hayli düşündürücüdür.

Cemal Süreya, nüfustaki adından bir “y”yi çıkarıp çöpe atmış ama, yazar Süreyya Evren tam tersini yaparak, Cemal Süreya’nın attığı o “y”yi alıp kendi imzasına eklemeyi yeğlemiştir. Böylece “Süreyyya Evren”, Türkiye’nin üç “y”li biricik yazarı olma unvanını kazanmıştır! Oysa gerçek adı Süreyya Kanıpak olan Süreyya Berfe, nüfustaki soyadını değiştirse de “Süreyya” adından vazgeçmemiştir.

Özetle söylemek gerekirse; insanların seçip benimsedikleri, kendilerine yakıştırdıkları adları, kimlikleri tartışmak anlamsızdır. Bize düşen, bu seçime saygı göstermek ve kişi adlarını ille de yazım kurallarına uydurmaya çalışmamaktır.