Kişisel bir şike manifestosu
ERAY ÖZER ERAY ÖZER
İddianamenin geri kalanını yazacaktım bugün. Oradaki detayları anlatacaktım.
İddianamenin geri kalanını yazacaktım bugün. Oradaki detayları anlatacaktım. Fakat aslında bunu yaparken bir başka şeyi ıskalayacağımı düşündüm. Söylenmesi gereken bir şeyler var.

Meseleleri kutuplarda tartışmayı ne çok seviyoruz. Oysa ara renklerin mümkün olduğunun, bir şeyin kati suretle doğru veya yanlış olmasının sıklıkla o şeyin doğasıyla çeliştiğinin anlatıldığı günlerde yaşıyoruz.

Şike meselesini de bu kutuplaşmanın ötesinde tartışmayı bir türlü başaramadık. Bir yanda eldeki bazı gayet net telefon kayıtlarına rağmen ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmamızı isteyenler... Diğer yanda insanların yaptıkları hataların bedelini yıllarca tutuklu kalarak ödemesinden gizli (ve zaman zaman sapkınca görünen) bir haz duyanlar...

Ve bu iki kutbun da eşit derecede yanlış bir yerde durduğunu söyleyerek iki taraftan da dayak yiyen bizim gibiler...

Şimdi mesela bu yazıyı okuyanlar arasında Aziz Yıldırım’ın konuşmalarını gayet normal karşılayan kaç kişi var, merak ediyorum.

Veya Beşiktaşlı olarak meseleye diğer taraftan gireyim: Bırakalım somut şikeyi mikeyi, kupa finaline çıkacağın takımın golcüsüne ne hikmetse tam da maçtan önce (sadece) transfer teklif etmenin kendisi bariz şikedir benim nezdimde. Bununla ilgili neyi tartışayım ki ben?

O transfer teklif ettiğiniz çocuk ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tabii ki bu tekliften etkilenip maçta gerçek performansını sergilemeyecektir. Hele de  söz konusu olan yıllarca hayallerini süslemiş bir büyük kulüpse...

Ben taraftarım, TCK’dan, devlet hukukunun dilinden anlamak zorunda değilim. Futbolun talimatları, küme düşme, puan silme filan da beni ilgilendirmiyor. Hatta yasa değişikliğiyle de hiç ilgilenmiyorum, bırakınız değişsin. Hatta bu meselede küme düşmeyle ilgili fikrimi de söyleyeyim: Neyleyim Fenerbahçe’siz Süper Lig’i!

Sizin hukukunuz beni ilgilendirmiyor evet ama benim de kendi hukukum var. Taraftar hukukum var.

Futbolu ‘harbiden’ seven bir adam olarak benim de bir hukukum var. Kimse hapislerde çürümesin evet, kimsenin çoluğu çocuğu kirletilmiş bir oyun yüzünden anasız babasız büyümesin evet, kimse yanlış bedeller ödemesin evet, lakin kimse tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi pişkin pişkin sahalara geri dönmeyi düşünmesin. Kimse tüm bu kirli dolapların içinde yer aldıktan sonra utanmadan yeniden başkanlık, yöneticilik hayali kurmasın.

Taraftar olarak taleplerim basit:

Makam koltuğuna eşi dostu oturtmaktan zevk duyan, sonra bunu telefonda görev gereği asla bir ilişki içerisinde olmaması gereken birisine anlatan Futbol Federasyonu Başkanım olmasın benim.

Futbolcu transfer ederken manavdan domates alırken gösterilen özeni bile göstermekten aciz teknik direktörlerin eline kalmasın bu oyun.

Bir gazeteciye yalan-dolan haber ısmarlayan, sabah akşam teşvik primi bağlantısı kovalayan, başkanın kuklasına dönmüş yönetici uzak dursun bu oyundan.

Gazeteciliği muhabiri olduğun takımın başkanının emir eri olmak sananlar auta çıksın derhal!

Anlaştık, kimsenin, hiçbir ailenin canı yanmasın ama tek çağrımdır: Bu adamların hepsi, ama istisnasız hepsi benim oyunumdan elini eteğini çeksin.

Benim hukukum bunu diyor.

Benim aklım buna yetiyor.

¨Ama herkes yapıyor. Herkesin yaptığını herkes biliyor¨ da demeyin bana. Lütfen demeyin. Mesela seçimlerde oy verirken, haksızlığa karşı çıkarken, mazlumun yanında saf tutarken ¨herkes¨, ¨çoğunluk¨ bizi ilgilendirmiyordu da, şimdi mi ilgilendirmeye başladı. Bize ne herkesten, ben yanımdakine, en sevdiğime bakarım. Ve isterim ki, en sevdiğim en temiz olsun. Gerisi boş laf!