‘Kısmi barış’ bahanesiyle ‘toptan savaş’a sürüklenmemek için...
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Barış süreci”, izlenen yol ve usul yanlışlıklarına karşın, toplumun çok büyük bir kesimince desteklendi. Ne var ki,“İç güvenlik” adına kotarılmak istenen yasa, bütün ülkeyi savaş ortamına çevirme riskini yansıtıyor. Geçen aylarda şöyle bir eleştiri yapılıyordu: Güneydoğu’ya barış getirilmek isteniyor; ama, Türkiye’nin geri kalan kısmında, hak ve özgürlükler sürekli bastırılıyor. Gezi süreci, bunun tipik bir örneği.

Kobane eylemlerinden sonra, özgürlükler karşıtı politika, ülke geneline yönlendirildi. “İç güvenlik” yasasının örtülü hedefi, bir “iktidar partisi rejimi” kurmak.

Sıkıyönetimi ve olağanüstü hali, -yanlış olarak- kendisinin kaldırdığını öne süren AKP’ye yöneltilen eleştiri, “iç güvenlik” yasası ile, ülkede bir tür olağanüstü hal (OHAL) ilân edeceği şeklinde. Tıpkı, Anayasa Uzlaşma Komisyon’un dağılmasına neden olan AKP önerisi için “Türk usulü başkanlık” dendiği gibi.

İki niteleme tarzı da iyimser. Şöyle ki; iç güvenlik yasası, OHAL (hatta sıkıyönetim)’den daha tehlikeli. Bu rejimlerin, hiç değilse bir anayasal zemini var; üstelik kısmî ve geçici. Oysa, Anayasa’ya aykırılığı aşikâr olan yasa, bütün ülke ve zamanlar için çıkarılmak isteniyor.

Rejim nitelemesi de öyle: “Türk usulü”, ülke için bir yönetim önerisi demek. Ne var ki, başkanlık adı altında “verili bir kişiye özgü”, yani “adamına göre model” imal edilmek istendi.  Aslında, yönetim modeli denebilecek derli-toplu bir öneri de yoktu; belli olan kişi idi. (Kişi belli olmasaydı, AKP içindeki homurtuların ülke sathına yayılması muhtemeldi). Nitekim, öneri kabul görmeyince, kendisi için imalat yapamayan partiye dönüp, “nasıl imal edilir, ben size göstereceğim” diyor şimdi; Anayasa’yı açıkça ihlâl etmek suretiyle.

Özetle; devletin en üst makamındaki zat, söylem-işlem ve eylemi ile Anayasa ile çizilmiş sınırlar dışında; buna karşılık, anayasal güvencelerine karşın hak ve özgürlükler, sınırlanmanın ötesinde yasaklanabiliyor.

“ULTRA KORUYUCU SİSTEM"  
-“C’est un systeme ultra protecteur”, yani aşırı koruyucu sistem. Nasıl oluyor da, İHAM, Türkiye’yi sürekli mahkûm ediyor: bir değil, ara sıra değil, sürekli ihlâl saptıyor. Burada bir çelişki yok mu?

Konu derste geçiyor:

Bir öğrenciye madde 13’ü okuttuktan sonra, güvence ölçütlerini ortaya koyarken, ısrarla söz isteyen bir başka öğrenci, “ultra koruyucu sistem” vurgusu yapıyor.

Peki nedir madde? Hak ve özgürlükler, “Anayasa’da yer alan nedenlerle Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir. Bunlar, demokratik toplum düzeni gereklerine, ölçülülük ilkesine ve lâik Cumhuriyete aykırı olamaz; hakkın özüne dokunamaz”.

-En üst düzeyde koruyucu sisteme karşın, İHAM önündeki durumu nasıl açıklıyorsunuz?

“Doğru, Avrupa standartlarında. Hatta, sadece madde 13’ün 2001’de bu şekilde yazılması, 1982 Anayasası metamorfozu için yeterli bir neden. İHAM’ın Türkiye’ye karşı kararlarında, vurgu yaptığı “sistemik ve yapısal” sorunların payı bulunmakla birlikte,  Anayasa’ya aykırı yasalar, yasalara bile aykırı uygulamalar ve daha çok bir zihniyet sorunu üzerinde durulmalı…”

“DEMOKRATİK MUHALEFET" GÖREVİ 
Usta çatıya ha bire balyoz indirmekle meşgul; çömezleri, hak ve özgürlükler alanını daraltmakla. Bu kıskaç harekâtı karşısında, “demokratik muhalefet”e düşen ise, çatıdakine ve çömezlerine, “anayasal sınırları” hatırlatmak; haklar alanında, anayasal siperleri sahiplenmek.  19 Eylül 2011 günü TBMM’deki anayasacılar toplantısında, Başkan Çiçek’e, “acaba kaç milletvekili, bir yasayı oylarken madde 13’ü dikkate alıyor?” şeklindeki sorumu, şöyle sormalıymışım: “Kaç milletvekili, md.13’ü biliyor?”. 

2 Şubat 2015’te ise, md. 13’ü ilk kez duyan yabancı bir öğrenci, “ultra koruyucu sistem” nitelemesi yaptı.

Sonuç olarak;  “İç güvenlik” adı verilen “Parti Kanunu”, Anayasa’nın ilgili maddelerine değil sadece, md. 13’e de açıkça ve çok yönlü olarak aykırı; Birleşik Metal-İş grevini erteleme kararının aykırılığı gibi.

Çatı ve çömezleri kumpası, ancak “demokratik muhalefet” cephesi genişletilerek bozulabilir: özgürlüklere şal örtmeye çalışanlar sürekli teşhir edilerek, bilgilenerek, mücadele alanlarını hem zemin hem de katmanlar olarak çeşitlendirerek:  “Kısmi barış” için yönetimin birçok hatasına göz yuman halk, kendini “toptan savaş” içinde bulmaması için.