-Reklam-
Anasayfa BİRGÜN PAZAR ‘Kitleler krize, kurtarıcı arayışı ile tepki veriyor’

‘Kitleler krize, kurtarıcı arayışı ile tepki veriyor’

PINAR YÜKSEK

Yeni Zelanda saldırısı ile birlikte radikal sağın yükselişi, dinsel fanatizm ve faşizm üzerine tartışmalar bir kez daha gündeme geldi. Yeni Zelanda saldırısı prizmasında bu konuyu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Filiz Çulha Zabcı ile tartıştık.

• Yeni Zelanda’da camilere yönelik saldırı gerçekleştiren kişinin bıraktığı nota baktığımızda “göçmen karşıtlığı”nın merkezinde yer aldığı etnik ve dinsel temeldeki bir ayrışmayı görüyoruz. Saldırganın bıraktığı notlar üzerinden bu saldırının zihinsel kodlarına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Belki hatırlarsınız, Stanley Kramer’in Rüzgarın Mirası adlı filminde, evrim teorisini dersinde anlattığı için yargılanan bir öğretmenin savunmasını üstlenen avukat, (Stanley Tracy oynar bu avukatı) “Fanatizm ve cehalet daima açtır ve beslenmeye ihtiyaçları vardır” der. Tarih bu açlığın olayları ile dolu ve biz geçmişe bakarken bunu fazla yadırgamıyoruz, olması gerekenler olmuş gibi. Oysa bugün bire bir tanık olduğumuzda tüylerimiz ürperiyor, çünkü bugün bunları büyük ölçüde aştığımızı, bir ilerleme içinde olduğumuzu düşünüyoruz. Bir ölçüde de doğru; Uygarlık ya da bugün için Batı uygarlığı fanatizmi ve şiddeti ehlileştirmeyi amaçlamıştı. Hatta Batı uygarlığı üzerinden düşündüğümüzde bunda belli bir başarı da elde edilmişti. Mesela devletin şiddeti sınırlandırılmış ve yasal bir düzene bağlanmış, kişisel olmaktan çıkarılmıştı. Anayasal devletler Batı’da bir kural haline geldi, mutlakiyet ve tiranlık ya da faşizm ise bir istisna durumu. Dinsel fanatizm, otuz yıl savaşlarının vahşetinden de ders alarak, dinsel hoşgörü ile bastırılıp susturulmuştu. Ama bugün kapatıldığı zindandan çıkıp siyasal sahnede bütün korkutuculuğu ile boy gösteren bir fanatizm ve hoşgörüsüzlük var, üstelik Batı’nın en korunaklı, en ıslah edilmiş bölgelerinde…

İlginizi çekebilir:  Kemal Kılıçdaroğlu'na saldırıda yeni detaylar: "Saldıranlardan birisi bıçak salladı..."

Uyguladıkları şiddetin, acımasızlık ve teşhirde hiç de IŞİD’den geri kalır yanı yok. Bu son olayda, olayın bütün ürkütücülüğüne eklenen bir şey de saldırganın, saldırı anında film çekmesi ve canlı olarak internetten yayınlanması; yani şiddetin teşhiri ve seyirlik bir malzemeye dönüşmesi… Burada belli kesimleri mesela Müslümanları korkutmak ya da sindirmek amacından daha öte bir şey var bana göre; birincisi tıpkı günümüzde siyasette yalanın olağanlaşması gibi kan ve vahşetin de olağan, sıradan bir şey gibi görülmesi ve ikincisi teşhir edilmesi. Bu teşhir eyleminde sadistçe bir tutum saklı sanki, bundan bir doyum sağlama ve zevk alma gibi.

HUNTINGTON VE BÜYÜK YER DEĞİŞTİRME TEZLERİ

• Bir de saldırıya giderken, zanlının otomobilinde bir marş çaldığı ve bu marşın 1990’lardaki Bosna katliamında rol oynayan Sırp milislerine ait bir marş olduğu söyleniyor.

Evet, biraz araştırdığınızda ilgisiz gibi görünen olayların aslında birbirlerine daha derinde yer alan ince ipliklerle bağlı olduğunu görüyorsunuz. Bu olayda da öyle, hatta diğerlerine göre bilinçli olarak daha fazla işaret bırakıyor zanlı. Saldırıda kullandığı tüfeklerin birinde Nazi sembolü görmüş olaya tanık olanlarda biri. Sonra, internete koyduğu yetmiş dört sayfalık bir yazı var; “Büyük Yer Değiştirme” başlığını taşıyor. Bu metinde “yüksek profilli düşmanlar” sıralanıyor; ama asıl önemlisi bu belge ırkçı bir manifesto. Üstelik 1930’larda Nazilerin Yahudilere karşı geliştirdikleri siyasi-ideolojik tavrı anımsatıyor. Almanya’nın zayıflamasından o dönem nasıl Yahudiler sorumlu tutuluyorlarsa, bugün de aşırı sağ görüştekiler aynı suçlamayı Müslüman göçmenlere yöneltiyorlar. Avrupa halklarının yok olduğunu, onların yerine bu daha aşağı ırkı temsil eden göçmenlerin doldurduğunu, hatta gelecekte göçmenlerin çocuklarının oransal olarak Avrupalılardan çok fazla olacağını falan öne süren katastrofik düşünceleri var. Bunu ciddi ciddi teorileştirmeye çalışıyorlar. Zanlının internetteki belgesinde bu düşünce işleniyor ve bu düşüncenin savunucuları arasında Avrupa’da “Kuşak Kimliği” adı verilen İslam karşıtı bir hareketin bulunduğu iddia ediliyor. İddialardan biri de bu düşüncelerin, yani genel başlık olarak Büyük Yer Değiştirmenin düşünsel kökeninin Fransa’daki aşını sağ bazı yazarlara uzandığı. Hatta şunu söyleyeyim; bunu örtük olarak Huntington’ın “Biz Kimiz?” kitabında dahi görebilirsiniz. Kuzey Amerika’da tabii ki Hispanikler’dir mesele olan. Yani bu son olay ilk bakışta bir münzevinin, şiddet eğilimli bir psikopatın eylemi gibi görünebilir ama bıraktığı işaretlerden yola çıktığınızda ipliklerin bir ağ şeklinde birbirine bağlandığını görüyorsunuz.

DERİN KRİZ VE KURTARICI ARAYIŞI

• Dünyada son yıllarda yükselen sağ dalga ile bunu nasıl ilişkilendirirsiniz. Bu yükselişin içinden daha uç eksenler de doğuyor, bu saldırıda olduğu gibi.

Avrupa’nın göçmenler tarafından “işgal” edildiği ve nüfus açısından yakın gelecekte bir yer değiştirmenin söz konusu olacağı yönündeki tez aşırı sağ partilerin liderlerinin de söylemlerinde görülüyor, sözgelimi Hollanda’da Geert Wilders gibi. Şu çok açık ve artık bu konuları anlamaya çalışan hemen hemen herkesin bilgisi dahilinde: Aşırı sağ toplumsal korkuları çok başarılı bir biçimde kullanıyor ve çok kolaylıkla yalana ve sahte haberlere, bilgilere başvurabiliyor. Şimdi şöyle bir soru sorabiliriz: Yalan ya da daha hafif bir deyişle retorik siyasete içkin olan şeyler değil midir? Soruyu farklı bir biçimde soracak olursak “Yalanın ya da şiddetin siyaset sahnesinde yer almadığı bir tarihsel dönemden söz edilebilir mi?” Siyasete ilişkin çok daha kapsamlı bir tartışmayı getirir bu soru ve burada tartışamayacağımızın farkındayım. O halde soruyu daraltıp şu şekilde soralım “Ne oldu da son yıllarda gerçek sonrası ya da “post-truth” bir dönemden söz eder olduk ve siyaset ile yalan arasındaki ilişki daha fazla gündemimiz içinde yer alır oldu?”

Egemen sınıflar ve temsilcileri yapısal bir dönüşümün yaşandığının çok iyi farkındalar ve yeni bir siyasi düzenin parametrelerini oluşturmaya çalıştıkları gibi bu geçiş döneminde kitleleri, özellikle de emekçi ve orta sınıfları oyalayacak ve ellerinde tutacak manipülasyon teknikleri üretiyorlar.

Bence sorun daha fazla yalan söyleniyor olmasında ya da bazı sağ siyasetçilerce yalanı daha fazla kullanıyor olmasında değil; sorun yalan ile doğru arasındaki ayrımın siliniyor olması. Ne siyasetçilerin yalan söylemekte beis görmeleri ne de geniş kesimlerin kendilerine yalan söyleniyor olmasını umursamaları. Burada kültürel bir sorun var; ahlaki demiyorum, çünkü ahlaki sorun her dönem her toplumda görülen bir şey. Ancak çöküş dönemlerinde esas olarak kültürel ve tinsel bir sorun ortaya çıkar. Derin yıkım dönemlerinde, insanlar kamusal ve siyasal sorunlarla bağlarını koparır, bir kısmı ki daha eğitimli olanlardır bunlar, içsel deneyim, ruhsal kurtuluş ve bireysel mutluluk arayışına yönelirler; büyük çoğunluk ise nihilist bir deneyime sürüklenir. Kendileri bunun farkında değildir, ama yaşadıkları bir hiçlik ya da hiçleşmedir. Bu hiçleşme içinde ahlaki, hukuksal, insani değerlerin çok fazla önemi kalmaz. Ve geniş kitleler bu derin krize, kurtuluşu getirecek bir lider ya da kurtarıcı figüre yaslanma, onun arayışı içinde olma ile tepki verirler. Lider de (bu din adamı da olabilir) insanın özlemini çektiği sonsuz mutluluğun yaşandığı altın çağ motifini aç kitlelerin iştahına sunar. Bu yeni bir şey değil ve tarih boyunca tekrar tekrar aynı döngüyü görürüz. Şimdi böyle bir döngü içinde olup olmadığımızı kendimize sormamız gerekir; karşımızdaki olgu münferit, geçici ve yerel mi yoksa yapısal, kaçınılmaz ve genel mi?

• Size göre?

Bana ikincisi daha olası gibi görünüyor.

• O halde bu aşırı sağ dalganın kırılma ihtimali yok mu? Çok karamsar bir tablo ortaya çıkmıyor mu?

Genellemeci bir biçimde konuştuğumun farkındayım; ama bu, içinde bulunduğumuz duruma oldukça uzak ve zamansal olarak geniş bir mesafeden bakma girişimi olarak görülmeli. Merceği biraz daha yakınlaştırıp daha kısa dönemli bakacak olursak, toplumsal hayatın çok daha karmaşık ve öngörülmez bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Sadece geleceği öngörmemizin çok zor olmasından dolayı bile karamsar olmamak gerekir; hep yeni gelişmelere ve değişimlere gebe bir süreç var önümüzde. Aşırı sağ, bir haksızlık deneyiminin yarattığı rahatsızlığı araçsallaştıran bir siyasi proje. Son ekonomik krizin, orta ve alt sınıflarda yarattığı “haksızlığa uğramış olma” duygusundan söz ediyorum. Krizin maliyeti onların omuzlarına yüklendi. Sonra da onların kırılgan durumlarının yarattığı öfke ve kızgınlık, yabancı, Müslüman, işgalci gibi düşman figürler yaratarak aşırı sağ ya da faşist hareketlere kanalize edildi. Korkular, hurafeleri besleyen ana nedenlerdir; bütün bu hareketler, bizde de iktidar partisi bu korkuları kullanıyorlar ve hurafelerle, yalanlarla kitleleri avuçlarında tutmayı hedefliyorlar.

SOL GÜÇLER YANIT VERMELİ

• 90’lı yıllarda birlikte yeni liberalizm çok kültürlülük vurgusuyla etnik ve dini kimlikleri öne çıkartan bir ağırlık noktası oluşturmuştu. O süreç şimdi etnik ve mezhepsel kimliklerin merkezinde olduğu bir çatışma zemini öne çıkıyor. Bu çatışma eksenini karşısında nasıl bir toplumsal-siyasal eksenle mücadele edilebilir?

İlginizi çekebilir:  Muhamilikten avukatlığa hak savunuculuğu: Adaletten uzaklaşmazsanız hataya da düşmemiş olursunuz

Solun savrulduğu liberal ve özellikle de neoliberal dili terk etmesi önem taşıyor burada. Bakın, aşırı sağın korumacı ve devletçi hatta sosyal devletçi vaatleri başarısının arkasındaki temel nedenlerden birisi. Neoliberal politikalar hatta genel olarak liberalizm sınırına dayandı ve kendi içinde çok büyük bir değişim geçirmedikçe sürekli zayıflayacak gibi görünüyor; ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarının yayınları ve yazarları liberal olmayan bir demokrasiden söz eder oldular. Egemen sınıflar ve temsilcileri yapısal bir dönüşümün yaşandığının çok iyi farkındalar ve yeni bir siyasi düzenin parametrelerini oluşturmaya çalıştıkları gibi bu geçiş döneminde kitleleri, özellikle de emekçi ve orta sınıfları oyalayacak ve ellerinde tutacak manipülasyon teknikleri üretiyorlar. Bence demokratik güçlerin, bu kesimlerin kırılganlığını göz önünde bulundurarak siyasi bir rota oluşturması sonuç verici olabilir. Onların öfkelerini ve korkularını, demokratlar ve sol güçler de araçsallaştırsın demiyorum. Ama onlara omuz verecek bir alternatif oldukları yönünde güven vermek, sanırım önemli olan bu.

- Reklam -

SON HABERLER

Aksaray’da 4 flamingo katledildi

Aksaray'da 4 flamingo, tüfekle vurularak katledildi.

Çorlu’da bir kişi Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı

Çorlu ilçesinde bir kişi, sosyal medya üzerinden AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a...

Mülkiyeliler Birliği’nin İnek Koşusu’na ‘Ülkü Ocakları’ engeli

Mülkiyeliler Birliği’nin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne (ODTÜ) ait Eymir Gölü’nde 28 Nisan...

“Saldırı nefret dili yüzünden”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çubuk’ta asker cenazesi sırasında saldırıya uğramasının yankıları...

Bolu’da 97 belediye işçisi işten çıkarıldı: 1 işçi intihara kalkıştı

Bolu Belediyesi'nde son dönemde işe alınan 97 taşeron işçi, işten çıkarıldı. İşten...

Kağıthane’de bina çöktü

Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi Akkaya Sokak’ta bir binanın çevresinde toprak kayması yaşandı....

CHP’den Süleyman Soylu’ya yalanlama

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu yalanlayarak, "Kılıçdaroğlu'nun cenazeye...

“İçişleri Bakanı ve Vali istifa etmeli”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta asker cenazesi sırasında yapılan saldırı, Ankara’da...

Sri Lanka’da bir patlama daha

Sri Lanka'da dünkü saldırılar sonrası bir bombanın etkisiz hale getirilme çalışması sırasında...

YSK, AKP’nin iptal başvurusunu görüşüyor

YSK, gündem toplantısında AKP'nin İstanbul'da seçimin yenilenme talebini görüşmeye başladı.

Sonraki haber