Kıyı talanı, hem doğayı hem yaşamı vuruyor
22.10.2017 11:08 BİRGÜN PAZAR
İstanbulluların yaşam kalitesinin artırılması kıyı kesimlerine ve elbette denize erişiminin iyileştirilmesi ve kıyıların kesintisiz bir biçimde kamunun kullanımına açık olması, kamusal kullanım alternatiflerinin koruma perspektifiyle geliştirilmesiyle mümkündür

AKİF BURAK ATLAR
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri

Şehircilik hakkında gülümseyen bir yazı yazmak artık neredeyse imkânsız; çünkü şehircilik gündemini iç siyasetin asık yüzlü dinamiklerinden bağımsız ele almak pek mümkün değil. Bir tarafta Üçüncü Köprü, Avrasya Tüneli, Yeni Havalimanı gibi siyasi iktidar tarafından memleketin her metrekaresinde yüksek bir ses tonuyla topluma empoze edilen rant projeleri; diğer tarafta yok edilen doğal ve kültürel miras alanları, şantiye ve tünellerin karanlığına hapsedilen ağaçlar ve parklar, kazıklara boğulan kıyı alanları ve maalesef saymakla bitmeyen diğerleri… Toplumu nefret söylemi ve ötekileştirme politikalarıyla kutuplaştırma gayretinde hayli cevval davranan siyasi iktidarın kent politikaları da biz kentlileri taraf olmaya zorluyor. Bu yazı aracılığı ile deniz ve boğaz kenti İstanbul’un kıyılarından taraf olmaya ve özellikle son birkaç yıl içinde artan rant odaklı ve yıkıcı kıyı projelerini yerimiz elverdiğince derlemeye çalışalım.

• • •

İstanbul 650 km’yi bulan deniz kıyısı ve 90 km’lik göl kıyısı (Büyükçekmece ve Küçükçekmece) ile dünya metropolleri arasında suya en yakın ve içinden denizin geçtiği ender kent dokularından birine sahip. Coğrafi konumunun sağladığı bu önemli özellik, kentin gelişimi ve planlanması için son derece dikkatle ele alınması gereken bir konu. Deniz ve karanın birleştiği her noktası hassas ve bütüncül bir yaklaşıma dayalı kurgulanması gereken İstanbul kıyı alanlarındaki kullanımların kamusal kullanım odaklı ve doğal yapının korunmasını hedefleyen uygulamalara ihtiyacı olduğu da bir diğer gerçek. Ancak son yıllarda İstanbul kıyılarının maruz kaldığı uygulamalar incelendiğinde, keyfi ve rant odaklı projeler nedeniyle giderek artan yapılaşmanın ve sürdürülebilir olmayan dönüşüm baskılarının, özellikle kamusal kullanım ve amaçlar için değerlendirilmesi gereken kıyı kesimlerinde geri dönüşü mümkün olmayacak fiziki ve sosyal sorunlar yaratmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Galataport: 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hazırlanan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzen Planı’nda İstanbul’un kıyı kenti olduğu ancak kıyı potansiyelinin yeterince değerlendirilemediği belirtilirken, otonom kararlarla kıyıların kamu tarafından kullanılmasının engellenmesine yönelik projelerin varlığı tehdit olarak ifade edilmekte, hatta ve hatta Galataport vb. projeler bu tehditlere örnek olarak gösterilmekteydi. Ne olduysa, İBB’nin bile tehdit olarak gördüğü proje 2012 yılında onaylanarak yürürlüğe girdi. 1.200 metre uzunluğundaki Karaköy kıyı şeridinde kruvaziyer liman alanıyla birlikte konaklama ve dinlenme tesislerini de kapsayan bir turizm merkezi inşa ediliyor. Tarihi Karaköy Yolcu Salonu ve Paket Postanesi ise proje kapsamında yıkıldı. Oysa Salıpazarı liman sahasının dönüşümü, Beyoğlu Kentsel Sit Alanı’nın kıyı ile olan ilişkisini kamusal bir yaklaşımla pekiştirmek için bir fırsat olabilir, kıyı şeridi kamusal kullanımlara açılıp Karaköy-Beşiktaş hattında Mimar Sinan’ın ve Balyan Ailesi’nin eserlerini ön plana çıkaran bir kültür koridoru oluşturulabilirdi.

Kabataş: Beyoğlu Kentsel Sit Alanı kıyısına musallat olan bir diğer uygulama da martı formunda tasarlanan bir mimari proje. Kıyıda yapılan dolgu çalışmalarıyla koruma ilkelerinin göz ardı edildiğini, Beyoğlu Koruma Planı mahkeme kararıyla iptal edildiği halde avan projeye ve dolgu planına göre yapılan uygulamanın bütüncül planlama ilkeleriyle bağdaşmadığını söylemek için uzman olmak gerekmiyor. Kabataş sahili aynı zamanda Mimar Sinan’ın eseri Molla Çelebi Cami, Garabet Balyan’ın eseri Valide Sultan Cami ve devamında yine Balyan Ailesi’ne ait Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu önemli bir silüet alanı. Proje inşaatı ve dolgu sahası ilerledikçe kıyı kimliğinde ne yazık ki telafisi olmayan zararlar oluşmaya başlayacak.

Kıyı Dolgu Alanları: Planlama açısından İstanbul halkının yaşam standartları düşünüldüğünde hayati öneme sahip kamusal donatı alanları her geçen gün yapılaşmaya terk edilirken, İstanbul kıyılarının kamusal ihtiyaçların karşılanması gerekçe gösterilerek dolgu alanlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz. Çeşitli fonksiyonlar için kıyı alanlarını doldurup yeni arazi elde etmek, kamulaştırma maliyetinden kaçmayı sağlayan ve inşaat enflasyonuyla ortaya çıkan hafriyat toprağının değerlendirilmesine yarayan bir yöntem (Her dolgu işinin yeni bir “ihale” anlamına geldiğini de hatırlatalım elbette…). Boğaz hattı boyunca otopark yapımı için devam eden dolgu alanları, binlerce yıllık dünya mirası Tarihi Yarımada’nın coğrafi formunu değiştiren Yenikapı dolgusu ve Maltepe’de miting alanı için yapılan dolgu alanı akla ilk gelen uygulamalar. Oysa 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda kıyıların kamu yararı ilkesi esas alınarak planlanması öngörülmüş ve kıyı ile konut alanlarının fiziksel ilişkisinin mevcut doku içinde oluşturulacak yeşil koridorlar ile sağlanması kararı getirilmiş, iklim değişikliği sonucunda deniz seviyesinde ortaya çıkabilecek yükselmenin yol açacağı olumsuzluklara da dikkat çekilmişti. Deprem riskini de göz önünde bulunduracak olursak yapılan dolgu uygulamalarının planlama ve koruma ilkelerini ihlal ettiğini söylemeli, bioçeşitlilik ve ekosistem açısından oluşacak tehditlere de dikkat çekmeliyiz.

• • •

Yazıyı noktalarken kıyılarımıza ilişkin evrensel şehircilik ilkelerini bir kez daha hatırlatalım. Kıyı alanları acil olarak “kamu yararı ilkesi” esas alınarak değerlendirilmeli ve kıyılardaki mevcut kamu kullanımları nicelik ve nitelik bakımından arttırılmalıdır. Kıyı alanlarını tehdit eden kullanımlara izin verilmemesi, kıyıların yapılaşmaya açılmaması gerekmektedir. İstanbulluların yaşam kalitesinin arttırılması kıyı kesimlerine ve elbette denize erişiminin iyileştirilmesi ve kıyıların kesintisiz bir biçimde kamunun kullanımına açık olması, kamusal kullanım alternatiflerinin koruma perspektifiyle geliştirilmesiyle mümkündür. Kıyı Kanunu’nun altıncı maddesinde de belirtildiği gibi: Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.