Kız kardeşleri de erkekler yazıyor!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

50 yıldan uzun bir süredir, ‘yedi kız kardeş’ (Seven Sisters) dendiğinde dünyanın aklına tek şey gelir: Başını BP’nin çektiği yedi büyük petrol şirketi; İkinci Savaş’ın hemen ardından dünyayı yeniden şekillendirme operasyonlarına başlayan kapitalizmin itici gücü… İtalyan politikacı Enrico Mattei ‘yedi kız kardeşler’ ismini 1950lerde yönetiminde bulunduğu İtalyan devlet petrolünün bir türlü dahil olamadığı küresel petrol pazarını tanımlamak için kullanmıştı: “Küçük bir kedi, birkaç büyük köpeğin büyük bir tabaktan yemek yediği bir yere geliyor. Köpekler ona saldırıp kovalıyorlar. İşte biz İtalyanlar bu kedi gibiyiz; tabakta herkese yetecek kadar petrol var ama birileri o tabağa yaklaşmamızı istemiyor.”

Mattei’nin özellikle anti-kapitalist çevrelerde büyük kabul gören tanımının mitolojide Ülker Takımyıldızı’nı (Pleiades) oluşturduğu anlatılan yedi kız kardeşten esinlendiğini söyleyenler de var. Ama bu pek mantıklı değil çünkü mitolojideki kız kardeşler petrol firmaları gibi kötülük ve çirkinlikleriyle değil güzellikleriyle ünlü.

Uzun zamandır kötücül birliktelikleri tanımlamak için kullanılan bu ‘seven sisters’ ifadesi tipik bir erkek-egemen ideoloji ürünü; ‘yedi kadının bir arada bulunduğu yerden hayır gelmeyeceği’ alt anlatısıyla güçlendirilen kadın karşıtı bir söylem parçası. Hatta ‘seven sins’ (yedi büyük günah) ile arasındaki ses benzeşimiyle bu kötücül yapı daha da kuvvetlendiriliyor. Yedi ölümcül günahın -kibir, açgözlülük, şehvet, kıskançlık, oburluk, öfke, tembellik- yedi kız kardeş üzerinden anlatıldığı Seven Sinisters adlı bir çizgi dizi bile var!

Türkiye’de Yedinci Hayat adıyla gösterime giren distopik filmin Seven Sisters adını taşıması bu yüzden şaşırtıcı. Kaynak yetersizliği gerekçesiyle her ailenin sadece bir çocuk yapmasına izin verilen, ‘fazladan’ çocukların ortadan kaybedildiği bir dünyada geçen Yedinci Hayat, yedi kız kardeşin öyküsünü anlatıyor. Yediz olarak doğarken annelerini kaybeden kız kardeşler devlet ve toplumdan gizlenerek yaşayacakları bir evde dedeleri tarafından yetiştirilir. Eğitim görmeleri ve para kazanmak için çalışmaları gerektiğinden, dede müthiş bir yapı kurar: Dış görünüş itibariyle birbirinin aynısı olan kızların her biri haftanın bir günüyle adlandırılır, her kız adını taşıdığı gün tek başına dışarıya çıkar, dış dünyada annelerinin adını kullanırlar. Ama bir gün devlet yedi kız kardeşin farkına varır ve dedenin kurduğu yapı yıkılır.

İyi bir distopya olarak başlayıp abartılı bir aksiyona dönüşen film, bir açıdan bakıldığında ‘kadınlık’ durumu hakkında epey olumlu şeyler söylüyor: 1) ‘Dede/baba’nın kızları kurtarmak için kurduğu sistem aslında onları ekonomiden cinselliğe kadar hayatın her alanında köleleştirmekte, kadınlıklarından da uzaklaştırmaktadır. 2) Kölelikten kurtuluş için dede/babanın kurallarını çiğnemeleri gerekir. 3) Kadınlar özgürlüğü ancak kendi çabalarıyla kazanabilir. 4) Kadınların özgürleşmesi toplumun özgürleşmesi anlamına gelir.

Ama bir başka açıdan bakınca, kızların doğarken öz annelerini, özgürleşirken ise sembolik anneyi öldürdüğü (Ödipus-Elektra kompleksi) hikâyede kimliklerini tam da Lacan’ın ‘ayna kuramı’na uygun biçimde kazanan -aynaya her baktıklarında diğer altı kızı gördükleri için ‘büyük kopuş’u yaşayamayan yedi kız kardeşin bireyselleşebilmek için bir erkekle (hem de polis bir erkek!) karşılaşması gerekiyor- bu genç kadınların anlatısı, kadına yönelik diğer bir sınırlama olan ‘doğurgan varlık’ indirgemesini kutsuyor: Kaynakların hızla tükendiği bir dünyada insan türünün hayatını sürdürebilmesi için doğum kontrolü ve nüfus planlamasını faşist yöntemlerle dayatan şu kadın yöneticiye bakın; anne-kadın olmaktan o kadar uzaklaşmış, o kadar ‘erkekleşmiş’ ki, kadının anneliğini tek çocukla sınırlıyor! Bu haliyle filmde kadınların son 150 yılda kamusal alanda sağladığı kazanımlara yönelik anti-feminist bir bakıştan bile söz edilebilir.

‘Haftanın yedi günü’ zaten bolca dinsel çağrışım taşırken -tanrının dünyayı altı günde yaratıp yedinci gün dinlenmesi- bu yedi günle adaş yedi kız kardeşin hikâyesindeki bu çelişki ve belirsizlikler ‘seven sisters’a yüklenen olumsuz anlamların aradan geçen onca zamana rağmen sürdüğünü gösteriyor. Kız kardeşleri erkekler yazdığı müddetçe böyle olacak...