Koalisyon: Felaket mi, kurtuluş mu?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

İki kesim dikkat çekici:
- İlkine göre, “tek parti iktidarı sürmeli; koalisyon felâket olur”,
- İkincisi, “seçeneği olmadığı için AKP’ye oy veriyorum”, der.

Aslında, AK Parti yanlılığı konusunda birleşen görüşlerden ilki, AKP iktidarının sürmesini istediği için koalisyon hükümetini umacı olarak gösteriyor. İkincisi ise, AKP politikalarını beğenmiyor; ama gönlü ondan yana olduğu için, eleştiri oklarını, -hükûmet yerine-, azınlıkta kalan muhalefet partilerine yöneltmek suretiyle tavrını haklılaştırmaya çalışıyor.

Oysa, her ikisi, “ne pahasına olursa olsun AK Parti iktidarı sürmeli” deseler, dürüst davranmış olurlar ve tartışma, daha sağlıklı bir zeminde yürütülür.

O nedenle, konu, AK Parti yanlılığı veya karşıtlığı üzerinden değil, elden geldiğince nesnel öğeler temelinde ele alınmalı.

Tek parti hükümetlerinin toplumda kutuplaştırıcı yönde olumsuz etkileri ötesinde, AKP Hükümetlerinin yol açtığı tahribat, derin ve çok yönlü.
Bu nedenle, onarımı da hayli zor. Genel anlamda sorunlar yumağı bir yana, “vesayet nakaratı” altında, yargının sürüklendiği “derin bunalım”, devletin varlığı sorunsalını beraberinde getirmiş bulunuyor.

AK Parti kurmayları da bunun farkında olduğundan; “köprü-duble yol-marmaray” vb yatırımları, bir tür “sanayi devrimi” gibi sunarak başarı hanesinde sürekli canlı tutmaya çaba gösteriyor; muhalefet partilerinin seçim bildirgelerine saldırı, adeta bir “performans” ölçütü…
Şimdi,”Tek parti hükümeti ne yapamaz, koalisyon hükümeti ne yapar?” sorgulaması şeklinde basit bir fikir jimnastiği yapalım:

1- DSP-MHP ve ANAP hükümeti: Sadece 3 katkısını hatırlamak, fikir verici olabilir.
- 3. Uyum Paketi (3.8.2002): Sıkça değindiğim 2001 Anayasa değişikliğini uygulamaya koyan uyum yasalarının 3.sü, şu üç ilk’i düzenleme konusu yaptı: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kararları gereği yargılamanın yenilenmesi; anadil öğrenimi; azınlıkların mülkiyet hakkının pekiştirilmesi.
- İnsan hakları açılımı: Koalisyon Hükümeti, özellikle insan hakları alanında attığı adımlarla toplumsal barışın pekişmesine katkı sağladı.
- Avrupa’ya yakınlaşma: Yapılan reformlar ve siyasal irade kararlılığı, Türkiye’nin gerek İnsan Hakları Avrupası’na, gerekse Avrupa Birliği’ne yakınlaşmasına ivme kazandırdı.

2- AK Parti hükümetleri, “koalisyon mirası”nı belli bir ölçüde sahiplenmedi değil. Göreceli de olsa, olumlu bir dış görünümüne işaret eden bir diplomatın Gezi süreci sırasında söylediği gibi; “AK Parti hükümetleri, 10 yıllık birikimi 10 günde tüketti…”

Şimdi 8 Haziran sabahına bakalım:

3- Yargı kaosu: AKP tek başına iktidar olursa, “yargı kaosu” derinleşir. Oysa, yargı onarımı için, diğerleri arasında, başlangıç olarak göreve alımda “liyakat ve tarafsızlık” ilkesi geçerli kılınmalı; bu ise, ancak koalisyon hükümetiyle mümkün… “Adil yargı”, uzun soluklu büyük uzlaşmayla tesis edilebilir ancak.

4- Erkler ayrılığı: Devlet erkleri arasında asgari denge ve medeni bir işbirliği, ancak koalisyon hükümetiyle sağlanabilir.

5- Kişisel iktidar: Her şeyi bilen ve her şeye müdahale eden tek adam hâkimiyeti, yine güç birliği hükümetiyle sona erdirilebilir.

6- Liyakat ve laiklik: Kamu yönetiminin olağanlaşması için güç birliği gerekli; tek parti çoğunluğu ise, hukuk ve liyakat ölçüleri yerine, kamu kurumlarında “mescit uygulaması”nı iyice yaygınlaştırır.

7- Hukuk Devleti: Bir tür kural haline getirilen hukuksuzluk, “hukuk devletinin asgari gerekleri” yolunda inançlı mücadele ile aşılabilir.

8- Dış ilişkilerin onarımı: Uluslararası ilişkilerin ve özellikle Avrupa kuruluşları ile ilişkilerde onarım ve güven ortamı, ancak “siyasal münavebe” sonucu oluşturulabilir.

9- Demokratik toplum: Sokak-sandık dengesi, “iktidar sendromu” ile değil, “demokratik mutabakat” ile sağlanabilir. Eğer sokaklar özgürlüklere kapatılır ise, sandıklar “biçimsel meşruluk” ötesinde anlam taşımaz. İHAM kararına karşın, Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs anmasına kapatan bir iktidar, demokrasiye olduğu gibi hukuka da yabancı demektir. Bunu aşmanın yolu, güçbirliği yönetimidir.

10- Toplumsal barış: Nihayet, siyasal çatışmaları uzlaşmaya döndürmek suretiyle “toplumsal barış”ın tesisi, yeni siyasal aktörlerin güç birliğini gerekli kılmaktadır.