Kobanî: Umudun sınırsızlığı
SERAY ŞAHİNER SERAY ŞAHİNER
Tanık olmak sorumluluk yükler. Şair ve yazarlar, geçtiğimiz haftalarda, “Kobanî’ye koridor aç” çağrısı yapmak için toplandı

Tanık olmak sorumluluk yükler. Şair ve yazarlar, geçtiğimiz haftalarda, “Kobanî’ye koridor aç” çağrısı yapmak için toplandı, çağrı metninde şunlar yazıyordu:

“Tereddüt ettiğiniz her an ölüm kokuyor, halklar toprağından sökülüyor, kadınlar tecavüze uğruyor, çocuklar sonsuza kadar çocuk kalıyor. Koridoru aç Türkiye...”

“Kobanî için bir cümle” başlığı altındaki toplantıya katılan edebiyatçılar, Kobanî için cümlelerini kurdu ve koridor çağrısını yeniledi.

O gün, en kısa zamanda Kobanî sınırına gidip, bir barış zinciri oluşturmaya ve koridor çağrımızı yinelemeye karar verdik.

25 Ekim’de, memleketin dört bir yanından yazar ve şairler, Urfa’da buluştu. Ellerini birleştirip zincir, cümlelerini birleştirip bu metin direnişe selam veren bir metin oluşturmak için. ‘Etrafı dumanlı dağlar’ diye türküsünü bildiğimiz Urfa’dan otobüse binip sınırında dumanlar yükselen Suruç’a doğru yola çıktık. Suruç’ta yoldan geçen hemen her arabaya zafer işaretiyle el sallayan çocuklar, bize de zafer işaretiyle selam ediyor…

Suruç’ta, HDP heyeti bize yaşananlarla ilgili bilgi veren bir toplantı yaptı. HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan şöyle konuştu: “41 gündür Kobanî IŞİD ile kuşatılmış durumda. Çok ağır şartlarla çok yoğun bir saldırıya maruz kalmış durumda… Stalingrad direnişi 40 gün sürdü, şu anda biz onu da aşan bir gündeyiz. 41 gün. Faşizme karşı Stalingrad direnişini de aşan bir direniş sürecine girmiş bulunmaktayız.”

Ardından Suruç’taki Arin Mirxan çadır kentine vardık, biz çadır kentle ilgili sorular sorduğumuz gönüllü arkadaştan burada kalanların koşulları ile ilgili bilgi alırken, çadır kentin çocukları bize en net cevabı verdi: “Biji Berxwedana Kobanî!” Çadırların önündeki 20-30 çocuk bir anda toplanıp, zafer işaretleriyle, slogan atarak bize doğru yürümeye başladılar. Yüzlerinde kocaman tebessümleriyle…

Oradan ayrılıp Suruç- Rojava çadır kentine vardığımızda, çocuklar kendileri için düzenlenmiş eğitim sınıfı- çadırında dersteydi. Eğitmenler, çoğu eğitim fakültesi mezunu gönüllülerden oluşuyor. Üç dilde eğitim veriliyor. Eğitmenler şu sıra müfredat oluşturma aşamasındalar. Çocukların dersliği şimdilik sadece Rojava çadır kentinde aktif, fakat diğer çadır kentler de de bu çadır sınıflardan açılması için çalışmalar başlamış. Derslerin dışında, çocuklara rehabilitasyon amacıyla halk oyunları, tiyatro ve çocuk korosu çalışmaları başlatılması da planlar dahilinde.

Kış koşulları ile birlikte, çadır kentlerde ısınma sorunu artacak. Bu sorunu çözmek için başlatılan ‘Her çadıra bir soba, bir halı’ kampanyasını bir kez de buradan duyuralım.

Tekrar otobüse binip Kobanî sınırına doğru yola çıkıyoruz. Sınıra yakın Mehser Köyü’ne ulaşıyoruz. Üstünde kara dumanlar yükselen sarı bir sonsuzluk... Bizi büyük bir kalabalık karşıladı. Oluşturacağımız barış zincirinde elimizden tutmak üzere… Kimisi savaştaki çocuklarını bekliyor orada. Metanetle. Bu barış zinciri, aynı gün Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşen, Cumartesi Anneleri 500. Hafta buluşmasının da Suruç ayağı aynı zamanda.

Edebiyatçılar, Kobanî için cümlelerini bir kez de orada tekrar etti, ‘Koridoru aç’ çağrısını yinelendi:

Murathan Mungan; “Sınırın öbür tarafında yaşananlar bir insanlık meselesidir. Şu an bunu televizyonlardan bir filmi seyreder gibi izleyenlerin farkına varması gereken şey çok ciddi bir insanlık dramı yaşandığıdır. Sırf sınır kapısı açılmadığı için kan kaybından 12 kişinin öldüğü söyleniyor. Oraya gidip savaşanların çektiği sıkıntılar televizyon ekranlarından izlendiği zaman bize uzak gibi geliyor ama Kobanî ile İstanbul arasındaki mesafenin çok uzun olmadığını göstermek için de buradayız.”

Murat Özyaşar; “Kobanî için cümlemizin ayaklanması gerek!”

Fırat Ceweri: “Kürtler kendi kapılarına dayanmış olan ateşi söndürmekle, bütün dünya medeniyetini yakmayı tehdit eden bir ateşi de söndürmüş olurlar.”

Sema Kaygusuz; “Bir katliam olursa, yalnızca hayat değil, ölüler yeniden ölür. Direnişin tarihini yazan Kobanî’ye bir hayat borçluyuz.”

Diğer yazarlar da Kobanî için cümlelerini kurduktan sonra, el ele tutuşup uzun bir zincir oluşturduk, barış için… Tepemizde güneş batıyor ama umutlarımız ışıyor… Cemal Süreya’nın deyişiyle;

“Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına

Bir cıgara atmışsak denize

Sabaha kadar yandı durdu.”

“Sınırdan” haber veren büyük ajanslar çok geriden izliyor. Uzaktan… Sınıra yakın bölgede bağımsız gazeteciler var. “Bilgi” daha geniş olarak büyük ajanslardan yayılıyor. Uzaktan… Evet orda bir savaş var, HDP heyetinin açıklamasına göre, her gün üç cenaze kalkıyor. Sınırda yaralı halde bekletildiği için kan kaybından ölen 12 kişi olmuş… Ama orda umut da var. Belli bir mesafeden bakmak, duyguları silikleştiriyor. İstanbul’dan sınıra uzak canlı yayınlardan izlediğimde oradakiler için temel duygum korkuydu. Suruç’a gidince, korku, umuda dönüştü. İnsana, oradakilerin cesaretinden, metanetinden geçen bir umut; sınırda bekleyen anne babalardan, yollarda zafer işaretiyle koşturan çocuklardan…

Çocukların zafer işaretiyle verdiği selamın hakkını verelim. Seyirci kalıp gaddarın gölgesine sığınmaktansa, Kobanî’nin î’sindeki şapkanın gölgesini savunalım.