Kobane'den sonra sanat
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

Meseleyi Auschwitz’le başlatmak gerekir aslında: O yok etme kamplarından sonra sanat nasıl bir yörüngeye girecekti?

İşin gerçeği ben bu konuda tuhaf şeyler düşünen insanlardan birisiyim, çünkü eğer Freud’u okursanız, büyük oranda “kampların metafiziğini” anlarsınız, diğer yandan “yapay olarak üretilen düşman”ın ne kadar siyaseten işlevli olduğunu biz Türkiye’de her gün pratikte yaşıyoruz.

Yapay olarak üretilen düşman kadar insan zihninin aptallığını ve ama aynı zamanda sorulara yanıt aramak yerine, bozuk plak gibi ne sorulursa sorulsun, aynı cevapları vermek budalalığını gösteren çok az şey olabilir. Bu konuda diyeceğim çok nettir:

Ne sorulursa sorulsun, kendince bir suçlama ile her şeyi açıklamak budalalık ya da aptallık olabilir, ama normaldir ve yaygındır, çan eğrisinin en büyük kısmını oluşturur.

Türkiye’de bunu da pratikte sürekli görüyoruz. Kaç kişi Kenan Evren’in konuşma metinlerini okumuştur bilmiyorum, kaç kişi onun zihninin nasıl çalıştığını merak etmiştir bilmiyorum, ama ne kadar işlevli olduğunu ve Türkiye için ne kadar yıkıcı olduğunu kaç kişi reddedebilir?
Gerçek şudur, insan zihni kendi ürettiklerini düşman olarak görmeye başlarsa, insan zihni bilimi tehlike olarak görürse, insan zihni ürettiği düşman üzerinden kendi aptallıklarını gizlemeye başlarsa, bu çok hızlı kitleselleşir, sürü davranışı ortaya çıkar ve insanlar hemen bir şemsiyenin altında toplanmaya başlar.
Şimdiye kadar okuduklarım içinde Psikanaliz kadar faşizmi net olarak açıklayan sosyal bilimde başka hiçbir bir ekol ya da akım görmedim.

Ama gerek Freud gerekse Reich’ın yaklaşımında kritik bir soru atlanmıştır: Niçin başta Almanya’daki Yahudiler olmak üzere, Avrupa’daki Yahudilerin kendilerini doğrudan hedef alan bu saldırılara, insanlık düşmanı işlere karşı, örgütlenip direniş hattı geliştirmedikleri sorusundan söz ediyorum.

BİLGİ AŞAĞILANMIŞ, MALUMAT YALAN SÖYLEMENİN ARACI HALİNE GETİRİLMİŞTİR

Gerçek şu: İster Auschwitz’i ele alın, isterse Hiroşima’yı, bugün durum farklılaşmıştır. Bilgi toplumlar için erişilmesi çok güç, malumat ise ayağa düşmüştür. Enformasyon devrimi denilen alanın bilgiye daha kolay erişilebilir olduğunu savunmak kelimenin tam anlamıyla büyük bir yalandır, bugün bilgi aşağılanmış, küçümsenmiş, yalan sistematikleşmiş, örgütlenmiş ve egemen hale gelmiştir.

BU ANLAMDA KOBANE NEYİ TEMSİL EDİYOR?
Bu sorunun yanıtı çok basit aslında: Kobane’de kimler savaşıyor? Bir kesimde gerçekten bin yıllardır orada yaşayan bir halk var. Karşı kesimde kimler var? Onları nasıl tanımlayacağız? IŞİD’den söz ediyorum, kim bu insanlar ve neyin davası için savaşıyorlar? Ortada bir savaş var, kıyımlar, vahşet, acımasızlık, hastalık… Birçok şey var, ama bu insanların dertleri ne? Nasıl örgütlendiler?

Bu sorunun yanıtı net aslında. Bu tip insanların kendi başlarına örgütlenmesi, kendi başına sistematik biçimde silahlanması, örgütü finanse etmesi zaten mümkün değildir: Avrupa ülkelerinde bile gerçekten uyum sorunu yaşayan, geçim sıkıntısı yaşayan, hayata tutunamayan bu insanların bir dava uğruna, bir iman adına kendini feda ettikleri ancak “yalan” söyleyerek ileri sürülebilir.

Bu anlamda, IŞİD’i ele aldığınızda onların eylemleri, örgütlenmeleri ve savaşları bize örgütün üyelerini ve davalarını değil, bizzat onları örgütleyenleri, mücadele edecekleri araçları onlara verenleri, bugün de onların fiillerine devam etmelerine izin verenleri sorgulamaya götürüyor bizi.

Bu anlamda dünyanın gözü önünde, siyasi iktidarların bilgisi dahilinde, onların kayıtsızlığıyla IŞİD bugün Kobane’yi günlerdir kuşatmış ve vahşet gösterisi için çırpınmaktadır.

Kürtlerin oradaki durumu gerçekten ilginç, onlar yalnızca kendi adlarına değil, insanlık için savaşıyorlar. Kobane’de çoğulcu, demokratik ve cumhuriyetçi bir düzeni kuran onlar, şimdi onlara saldırılıyor. Kobane kuşatılmış, halk çok ciddi tehdit altında, ama savaş uçakları nedense Kobane’yi kuşatan tankları değil, Rakka’yı vuruyor. Kürtler canları ve kanlarıyla direniyor, IŞİD modern ve batılı silahlarla vuruyor.

ÇAĞINA TANIKLIK ETMEK VE SANATIN ANLAMI
Sanatın en önemli görevlerinden birisi şudur: Çağına tanıklık etmek ve çağının vicdanı olmak, bu anlamda Kobane insanın insanlık karşısında inancını yitirmesi için bir vesile olabilir ancak. Çünkü sanat bir anlamda bireysel düzlemde yaşanan acıların toplumsal dile çevrilmesidir, ama bazen şu da olabilir, kitlesel olarak yaşananın bütün insanlığa haykırılması.

Şimdi bir kez daha söylenebilir, Kobane yapay olarak üretilmiş gerçek hasta insanlardan oluşan bir örgütün masum bir halka saldırısıdır ve sanat bu direnişin yanında olmakla yetinemez, bütün insanlığa ve IŞİD’i üreten siyasi iktidarlara karşı da vicdanen ve estetik biçimde “gerçeği haykırmalıdır.”
Zaman acıların lehine gelişiyor, vahşet gösterileri bizi içten vicdanen ve ahlaken yıkıyor, gerçekliği görme ve onlardan habersiz olma koşullarımız kalktı, Kobane’de bütün bir insanlık kendisiyle yüzleşiyor.

Hiçbir gerçek Müslüman IŞİD’cilerin din savaşı verdiğini ve bir dinsel mücadele verdiğini söyleyemez, aynı şekilde hiçbir Semavi din de onların yaptıklarını mazur göremez: Düşmanımın düşmanı söylemine sığınanlara gelince, sizin asıl düşmanınız kendinizsiniz, masum halklar kimin düşmanı olabilir ki?