Kökünden  sökülen ağaçlar
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Türkiye’nin ilk sinemacılarından Cemil Filmer 1984’te yayımlanan Hatıralar adlı kitabında, 18 yaşındayken ağabeyinin tanıdığı bir albay aracılığıyla o dönemin en dehşetli devlet terörü örgütü olan’Siyasi Şube’de çalışmaya nasıl başladığını anlatır:
“Kısm-ı Siyâsî’nin üç şubesi vardı.1. Şube İstihbarat Şubesi idi. Öbür şube Ermeni Meselesi’ne bakıyordu. Üçüncü Şube’nin Müdürü Naci Bey’di. Ben Talat Paşa’nın dosyalarına bakıyordum, görevim bu idi. İki altın maaşım vardı. Hemen dosyaları incelemeye başladım. Aslında beni orada yetiştirmek istiyorlardı. Ben geçen süre içinde Kısm-ı Siyasî’de çalışabilecek bir adam olacaktım. Teşkilatın kırk fedaisi vardı. Kışın sobanın başında toplanır, dışarıda gördükleri vazifeden dönünce tabancalarının namlu dumanını bize doğru üflerlerdi. Gözlerini budaktan sakınmaz, gizli işleri gören, muhalifleri temizleyen Rumeli’li korkunç adamlardı. Ben dosyalan tetkik ettikçe hayretten hayrete düşüyordum. Yakından tanıdığım Rum terzim, ayakkabıcım hep casus çıkıyordu. Dairedeki görevliler bu casusları takip ile vazifeliydiler. Bazıları boyacı, hoca, bazıları külhanbeyi kıyafetinde işe çıkarlardı. Bana orada bir oda vermişlerdi, orada yatıp kalkmaya başladım. Haftada bir eve giderdim. İçinde bulunduğum teşkilat önemli bir teşkilattı, ben de gençtim. Bu casusluk ve karşı casusluk vazifeleri beni sarmıştı. Ahmet Bey benimle ilgileniyor, beni yetiştiriyordu. Altı ay sonra bana kimlik kartı verdiler. Artık Kısm-ı Siyasinin bir elemanı olmuştum. Kimliğimde askerin, polisin her türlü görevlinin bize yardımcı olmak mecburiyetinde oldukları kayıtlı idi.” (Cemil Filmer, Hatıralar, 1984, yayınevi bilinmiyor, S.35-36)
Savaş arefesinde Siyasi Şube’deki işinden nasıl ayrıldığını da anlatıyor: “Kısm-ı Siyasî’deki günlerimiz böylece geçerken Talat Paşa’nın âmirimiz Cemal Bey’e haber gönderdiğini duydum. Benim iyi yetiştiğimi söyleyerek partiye alınmamı teklif etmiş. Cemal Bey bana, yükselmek istiyorsam partiye girmem gerektiğini bildirdi. Buna karşılık babam bana şu nasihatlerde bulunuyordu: ‘Oğlum Cemil, partiye girme, bugün biri gelir yükselirsin, öbür gün öteki gelir, yerinden olduğun gibi canından da olursun, sakın ha’ diyordu. Bir karar verme durumunda idim. Babamın nasihatim tutarak Kısm-ı Siyasi’den ayrıldım.” (S.37)

Cemil Bey 1895’te doğduğuna göre Siyasi Şube’de çalışmaya 1913’’te başlamış olmalı. Yani Anadolu’nun dört bir yanındaki Ermeniler’in silah zoruyla evlerinden çıkarılıp Der Zor yollarına ölüme gönderilmeye başlanmasından hemen önce… Casusluk yaparken gittiği mekanlarda yaşadığı eğlenceleri bile detaylı biçimde anlatan Filmer, Talat Paşa’nın dosyalarıyla ilgilendiğine, hatta adamın takdirini kazanmayı başardığına göre belli ki ucundan bucağından da olsa Soykırım hazırlıklarına bulaşmış olmalı ama bu konuda hiçbir şey söylememeye özen gösteriyor, ağzından ‘tehcir’ sözcüğü bile çıkmıyor. Ermenilere dair tek anlattığı, Siyasi Şube’den ayrılmasıyla 1. Savaş’ta Filistin cephesine gidişi arasındaki kısa dönemde geçen şu olay: “Birliğin karşısında bir Ermeni’nin bahçesi vardı. Türlü meyveler dallarından dökülür, yerlerde çürürdü. Bir gün çavuşlardan birine bir mecidiye vererek, gidip buradan biraz meyve getirmesini söyledim. Çavuş gitti bir süre sonra döndü ama, hepimiz şaşırmıştık. Koca bir meyve ağacını sırtlamış geliyordu. ‘Oğlum bu ne hal’ diye sorduğumda, ‘Komutanım parası ile meyve istedim, vermedi. Benim size satacak meyvem yok, dedi. Ben de ağacı söktüğüm gibi -alıp geldim’ dedi. Hep birlikte gülüştük.” (S.50)

Bu Ermeninin derdi neydi, ona ne yapmışlardı da Osmanlı askerine satacak meyvesi yoktu, bilemiyoruz; bu detay Cemil Filmer ve erlerinin kahkahaları arasında kaybolup gidiyor.

Şimdi, önce yok edilecek Ermenilerin dosyalarını düzenlemiş, yurttaşlara karşı devlet için casusluk yapmış ‘her devrin makbul vatandaşı’ Cemil Filmer’e bakın, sonra ülkeyi savaşa taşıyan tırlar hakkında haber yapan çifte müebbetlik ‘vatan haini ve casus’ Can Dündar’la Erdem Gül’e ve son olarak da Cemil Filmer’in anlatmadıklarıyla Can Dündar’ın anlattıkları arasındaki boşluğa bakın, insanlık düşmanı ‘İttihatçı’ geleneğin bugün AKP iktidarı eliyle nasıl sürdürüldüğünü göreceksiniz.
O TIR’ lar basitçe namlu ve şarjör değil ağaçları kökünden sökecek aletleri taşıyordu -şimdi nasıl kullanıldıklarını biliyorsunuz-; Can Dündar ve Erdem Gül’ün tek yaptığı buna gülüp geçmemekti, ‘hep birlikte gülüşen’ saray erkânına inat...