Komünistler götürülürken susan papaz!
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Ahmet Hakan dövülüyor, susuyoruz. Hacı Birlik, askeri aracın arkasına bağlanıp sürükleniyor, yine susuyoruz. Çünkü korkuyoruz. Peki, susunca ne oluyor?

Birçok kişi Martin Niemöller’e ait olan o meşhur sözleri tekrarlıyor. İnsanlar, “bir gün sıranın, bugünkü haksızlıklar karşısında sessiz kalanlara da geleceğini” hatırlatmak istiyor. Haksız da değiller. “Önce komünistleri topladılar, sesimi çıkartmadım; çünkü komünist değildim” diye başlayan sözler sanki bugünkü Türkiye’de edilmiş gibi. Bu sözler çok önemli. Ama sözleri eden de çok önemli biri. Kim bu Martin Niemöller?

Birinci Dünya Savaşı’nda denizaltı subayı olan Martin Niemöller, Almanya’nın yenilmesinden sonra toplumun dinle kurtuluşa ereceğini düşüncesiyle istifa edip ilahiyat okudu.1931’de Berlin Dahlem’de Protestan kilisesine papaz atandı. Nazilerin iktidara gelişini olumlu buluyordu. Ancak kiliseyi kontrol altına alma girişimlerine karşı çıktı. Niemöller, her sorun karşısında ısrarla “İsa ne derdi” sorusunu soruyordu. Bu soru hayat etiğini belirledi.

Bazı dini tartışmalar, Hitler rejimine karşı alınması gereken tutum tartışmalarına karışınca birkaç kilise,1934’te, genel Protestan kiliselerinden ayrıldı ve ‘Bekennende Kirche’ diye bağımsız bir kilise kurdu. Niemöller, bu yeni kilisenin önemli merkezlerinden Berlin Dahlem’de etkiliydi. Faşist din işleri bakanı kendisine karşıydı. 1935’de Nazilerin şef ideologu Alfred Rosenberg ile girdiği bir polemikten sonra birkaç aylığına tutuklandı.

Nükleer Savaş ve Vietnam Savaşı
Çabasından vazgeçmeyince, 1937’de yine tutuklandı. 7 ay sonra davası sonuçlandı ve ‘hükümet aleyhine faaliyetlerden 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezası, tutukluluk süresine denk geldiği için serbest kaldı, kapıda yeniden tutuklandı. Zaten hakkında açılmış 40 dava vardı. Sachsenhausen toplama kampına Hitler’in ‘özel misafiri’ olarak götürüldü. Kurşuna dizilmekten uluslararası kampanyalar sayesinde kurtuldu ama 7 yıl toplama kamplarında kaldı.

Niemöller, 50’li yıllardan itibaren, soğuk savaş yerine barışçıl bir tutum geliştirilmesi için uğraştı. Dünya çapında birçok barış derneğinin başkanı oldu. Almanya ‘vicdani retçiler birliği’ başkanıyken 1959’da askeri okulları “profesyonel canilik yüksekokulu” olarak nitelendirdi. 1967’de ABD Vietnam’a saldırınca, Kuzey Vietnam’a gitti. Parlamenter siyasete karşı olduğunu ve parlamento dışı muhalefeti desteklediğini bildirdi. Niemöller, 1961’den 1968’e kadar Dünya Kiliseler Birliği’nin 6 başkanından biriydi. Kilisenin de artık bir işe yaramadığını iddia ederek, istifa etti.
Niemöller, soğuk savaş yıllarında batının, reel sosyalist ülkeler karşısında ABD’nin isteği üzerine silahlandığını ve dünya barışını tehdit ettiğini iddia ediyor, buna karşı çıkmayan, “insan öldürmek için silahlanmanın günah olduğunu söylemeyen kiliseyi” de sert bir biçimde eleştiriyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada barış politikaları izlenmesini savunanların en önemli girişimi “Nükleer Ölüme Hayır” kampanyasıydı. 1950’de Stockholm’de komünist parti üyesi ve pasifist entelektüeller tarafından anti atom karşıtı ‘Stockholm Çağrısı’ yayınladı. Dünya çapında imza kampanyası başlatıldı. Niemöller de kampanyaya katıldı.
Almanya 23 Ekim 1954’te NATO’ya alındı. Almanya’nın tüm dünyayı kana bulamasını unutmayanlar, buna çok sert bir biçimde karşı çıktı. Aydınlar bütün dünyanın nükleer silahlardan arındırılmasını savunurken ABD, Almanya’ya nükleer silah da yığılmasını savunuyordu. Bertrand Russell 9 Temmuz 1955’de İngiltere’de Max Born ve Albert Einstein’ın da imzaladığı bir savaş karşıtı bildiri yayınladı. Almanya’da Martin Niemöller bu ekibe katıldı.

Nobelli fizikçiler nükleer karşıtı
4’ü Nobel ödülü almış, dünyanın en önemli 18 nükleer bilimcisi 1957’de ‘Göttingen Bildirisi’ adıyla oldukça sert bir bildiri yayınladı. Max Born, Otto Hahn, Werner Heisenberg, Max von Laue, Carl Friedrich von Weizsäcker gibi isimler, “Tek bir atom silahının bile Hiroşima’yı yerle bir eden atom bombası kadar tehlikeli” olduğunu hatırlattı. Sendikalar Almanya’da 1 Mayıs gösterilerini bu konuya ayırdı ve 99 entelektüel daha bu bildiriye destek çıktı.
Almanya 25 Mart 1958’de, NATO komutasında topraklarına nükleer başlıklı füzelerin yerleştirilmesine izin verdi. Mayıs ayı içinde Almanya’da yaklaşık 1,5 milyon kişinin katıldığı nükleer karşıtı mitingler düzenlendi. Destekleyenlerin başında Martin Niemöller geliyordu. Genel grevler düzenlendi. Devletin yasaklamasına rağmen yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın yüzde 83’ünün nükleer silahlara karşı olduğu ortaya çıktı.
Benzer kampanyalar ve nükleer silahlara karşı düzenlenen mitingler, 68 hareketinin öncülerinden biriydi. Bugün Almanya nükleer enerjiden vazgeçmeyi planlayabiliyorsa, bu kararın kökeninde bu hareketlerin de mutlaka etkisi var.

Önce komünistleri götürdüler…
Evet, konumuza dönelim: Martin Niemöller Vakfı’nın (Martin Niemöller Stiftung) internet sitesinde “Martin Niemöller gerçekten ne demişti?” diye bir bölüm var. Kendilerine dünyanın çeşitli yerlerinden sürekli Niemöller sözlerinin hangi versiyonunun doğru olabileceğinin sorulduğu belirtiliyor. Site bu sorulara verilebilecek ‘açık bir cevap’ bulunmadığı yazılmış. Bunun nedeni de şöyle açıklanıyor: “Bu sözlerin tek bir yazılı biçimi yok. Ama çeşitli konuşmalarda Niemöller tarafından dile getirilmiş sözlü biçimleri var. Biz bu sözlerden klasik hale gelmiş olanını ve daha sonra Niemöller tarafından edit edilenini kullanıyoruz.” Bu sözleri 1945 ya da 1946’da ettiği belirtiliyor.
Vakıf sitesinin kullandığı şöyle:

“Naziler komünistleri alırken sesimi çıkarmadım, evet, ben bir komünist değildim. Sosyal demokratları hapsettiklerinde sesimi çıkarmadım, evet, bir sosyal demokrat değildim. Sendikacıları almaya geldiklerinde sustum, evet, ben bir sendikacı değildim…”

Cümlelerin bu biçimde dizilmesinin bir önemi var. Niemöller, ‘tarihsel olarak’ Almanya’da faşizmin böyle bir sıra izlediğini, yani Nazilerin öncelikle komünistleri yok etme hedefinde olduğunu anlatıyor. Önce komünistlerin götürüldüğünü, sonra sosyal demokratların, ardından da sendikacıların götürüldüğünü hatırlatmak istiyor…
Peki, Niemöller Yahudiler’in, Katoliklerin ya da farklı kesimlerin götürülüşünü bu sözlerde dile getirmedi mi? Niemöller bu soruya “hayır” diye cevap veriyor. Kendi yaşadığı bölgede önce yukarıda belirtilenlerin götürüldüğünü, sonra sıranın Yahudilere geldiğini belirtiyor. Niemöller “Sıra Yahudilere ya da diğerlerine geldiğinde ise, ben zaten toplama kampındaydım” diyor.

Kilise düşmandan kurtulduğu için onayladı
Niemöller, 1976 yılı Paskalya bayramında, faşizm karşısında kilisenin tutumunu, komünistlere sahip çıkmamasını eleştirdi.

Şöyle diyor Niemöller: “En önce komünistleri hapsettiler ve biz bundan hemen haberdar olduk. Evet, biz kilise için yaşıyorduk ve komünistler kilisenin dostu değildi hatta kilise onları düşman ilan etmişti. Tabii bunun için sesimizi çıkarmadık… Sonra sendikalara sıra geldi. Sendikaların da kiliseyle bir ilişkisi yoktu ya da hiç olmamıştı. Biz bu sefer de, her koyun kendi bacağından asılır dedik… Komünist kesinlikle değildik ve hatta kilisenin düşmanı komünistlerin faşistler tarafından tutuklanmaları dolayısıyla yakamızdan düşmelerine rıza gösterdik bile… Daha önce söylediğim sözlerin yazılı bir biçimi yok. Sürekli bunları anlatırken dile getirdim. Ancak bu sözlerde dile getirilmek istenen düşünce şuydu: Komünistlere, sosyal demokratlara, sendikacılara yapılanları kabul ettik. Bunlar bizi ilgilendiren şeyler değil dedik. Kilise politikayla uğraşmaz dedik…”

Mezar yerini Rudi Dutschke’ye vermişti
Martin Niemöller’in, 1952’de Rus Ortodoks Patriği’nin daveti üzerine Moskova’ya gitmesi batıda şok etkisi yaratmıştı. Niemöller’in, 1960’lı ve 70’li yıllarda hem yayınlanan metinlerinde hem de söyleşilerinde, reel sosyalist ülkeleri eleştirmek bir yana komünizmi savunduğu bile söylenebilir. Bu konuda Sovyetler Birliği’nden ve başka yerlerden aldığı ödüller de bir fikir verebilir: Sovyetler Birliği Lenin Barış Ödülü, Albert-Schweitzer Barış Madalyası, DDR- Altın Barış Madalyası…

Niemöller, iflah olmaz bir muhalif olduğu kadar romantik bir sosyalist olarak yaşadı. Bu konularda en dikkat çeken sembolik hareketi ise, 1980’de oldu. 68 hareketinin önderlerinden Rudi Dutschke 24 Aralık 1979 tarihinde yaşamını yitirdi. Dutschke’nin Berlin Dahlem’deki St.-Annen-Kilisesi mezarlığına gömülmesi gündeme geldi. Çünkü Martin Niemöller 1931’den tutuklandığı 1937’ye kadar bu kilisede papazlık yapmıştı. Niemöller, kiliselerin faşistlere karşı çıkmaması, hatta desteklemesi üzerine burada antifaşist ve Hıristiyanların kolektif suça ortak olduklarını vurgulayan bir alternatif kilise hareketi başlatmıştı. Bu mezarlıkta ayrıca birçok antifaşistin mezarı bulunmaktaydı. Ancak burada Rudi Dutschke’ye mezar yeri bulunamadı. Her yer dolmuştu ve kimse de yerini satmak istemiyordu. Niemöller, kendi mezar yerini Rudi Dutschke’ye vereceğini açıkladı. Dutschke, 3 Ocak 1980’de mezarlıktaki azizler için ayrılmış ‘şeref sırası’nda toprağa verildi. Kendisi de 1984’te 92 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Ahmet Hakan dövülürken, Hacı Birlik, öldürülüp, askeri aracın arkasına bağlanıp sürüklenirken susanlar olarak hepimiz şimdi konuşmazsak yarın çok geç olacak. Biliyoruz ki, tarih tekerrür eder çünkü…