Köpekler istedi diye imparatorlar kırılmaz
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Bir süre önce Vatan gazetesinin ‘Makaron’ ekinde bir haberle karşılaştık. “Otoyola atın bunları” başlığıyla sunulan haber, Fatih Terim’in Alaçatı’da aldığı lüks villanın etrafındaki sokak köpeklerinden “bizim eve koku geliyor, mikrop yayar bunlar” gibi sebeplerle şikayetçi olduğunu iddia ediyordu. Hayvanseverler Derneği Başkanı’nın iddiasına göre ise, Fatih Terim’in yardımcıları onları arayarak “Bunları toplayın yoksa kamyona doldurup atacağız” demişti. İddiayla ilgili Terim’den ve bazı komşularından yalanlamalar gelmiş, ancak haberi yapan muhabir Öncel Öziçer, haberinden geri adım atmamıştı. Haberle ilgili bölgede soruşturma yapan bir başka gazeteci Melis Alphan da Twitter’dan Öziçer’in haberindeki iddiaların bir kısmını destekleyen bilgiler aktarmıştı.

Neden uzun uzun yazıyorum? Söz konusu haberi yapan Öncel Öziçer’in Vatan gazetesindeki işine önceki gün son verildi. Öziçer’in adını ilk kez duyduğum için gazeteciliği konusunda bir kelam edemeyeceğim. Benim için konu Öziçer de değil. Konu, böylesine şüpheli bir süreçten sonra bir muhabirin işine son verilmesi. Bir defa Vatan gazetesinin sahibi Erdoğan Demirören. Hani şu, gazete satın alınca kimi genel yayın yönetmeni yapması gerektiğini bilemeyip o dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan’a danışan. Erdoğan Demirören’in bir de oğlu var. Adı Yıldırım. Kendisi Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı. Dolayısıyla Milli Takım patronu Fatih Terim’le bir iş ilişkisi var. Açıkçası haberi ilk gördüğümde bu bağlantılar yüzünden şaşırmıştım. Ancak haberin önce internet sitesinden kaldırılması, ardından muhabirin işine son verilmesiyle şaşkınlığım son buldu. Zira Fatih Terim’in basınla olan ilişkileri ve eleştiriye tahammülü konusunda da biraz fikrimiz var. En basitinden futbol yazarı Osman Tanburacı’nın bıyıklarına ilişkin enteresan yorumlarını ‘google’lamak yeterli. Peki, gündemde onca önemli gelişme varken neden bir magazin ekinde çıkan haber ve etkileri üzerinde duruyorum. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun sorusu da bu olsun.

Haberin ve muhabirin korunaksızlığı
Daha önce bu köşede yazılan pek çok yazıda gazeteciyi sendikayla korumanın aslında biraz da haberi korumak olduğunun üzerinde durmuştum. Bu örnek üzerinden gidelim. Öncel Öziçer’in başına geleni gören bir muhabir, sizce benzer başka bir olayda haber yapmayı aklından geçirebilir mi? Bence geçirmez. İşte otosansür böyle durumlarda başlar. Çünkü muhabir içinden der ki; “Ben bu haberi yaparsam Terim kızar. Bu kızgınlığını patronumla paylaşır ve benim işime son verilir.” Dolayısıyla haber daha yola çıkmadan sona erer. Çıktı diyelim, editöre takılır. Hadi onu da geçsin genel yayın yönetmeni “hop” der ki, çoğu zaman o noktaya gelmez bile.

Yani illa siyasi olması gerekmiyor
Bu haberin gösterdiği başka bir doğru şu. Birilerinin gazetelerden uzaklaştırılması için illa siyasi haber yapması gerekmiyor. Kim bilir böyle ne örnekler oluyor ama gözden kaçıyor. Özellikle yerel basında başka yerel imparatorların süzgeçlerine neler takılıyor? Sansür ve otosansür meselesini sadece siyasi haberler üzerinden tartışmamamız gerektiğine de güzel bir örnek bu. Yani illa ki muhalif gazeteci olmak gerekmiyor. Magazin muhabiri bile olsanız birtakım güç odaklarına toslamanız ve işsiz kalmanız olası.

Çözüm sendika
Bu haber ve bu muhabirin başına gelenler sadece bir örnek. Yarın öbür gün bu haberin sorunları, eksikleri de tartışmaya açılabilir, o da dert değil. Şunu görmek lazım, “haber sorunlu bile olsa” siz yaygın sendikal güvence olan bir medyada böylesine keyfi bir işten çıkarma yapamazsınız. Böylesine bir güvenceye sahip olduğunu bilen muhabir, ona göre cesaret kazanır, ona göre haber yapar. Aksi takdirde böyle bir haber, gazetedeki haber toplantısına bile gelmeden yok olur gider. Dolayısıyla sendika sadece gazetecinin sadece sosyal güvencesi değil, haberin de güvencesi olur. Yani bugün basında tartışmasından bile korkulan sendika, hepimize hatta Alaçatı’daki sokak köpeklerine bile gerekli. Onun olmadığı yerde Fatih Terim’in meslektaşı Mircea Lucescu’nun Türkiye kamuoyuna öğrettiği o meşhur Romen Atasözü duruma uyarlanır. Yani: Köpekler istedi diye imparatorlar kırılmaz.