Korku
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Tehlike anında veya tehlike olasılığında bilincin kaygı duygusunu harekete geçirdiği andır korku.

Peki tehlike olarak neleri algılar insan?

Yaşanılan toplumun yapısal kodları, insanlarının verebileceği ortak tepkilerin neler olabileceği konusunda değerler bütününe sahiptir. Bütünün tamamı kültürel kimliktir. Bunlar her toplum için farklılık gösterir. Çünkü inanç farklılıkları, eğitim farklılıkları, tarihsel sınıfsal değişim tepkimeleri ve içinde bulunulan siyasal ve sosyal yapılar değerler bütününün oluşumuyla beraber ayrılıkları da belirler.

Burada tartışılması gereken korku, bir yönetim mekanizması tarafından organize edilen sistematik kurgunun baskısıyla ortaya çıkan kaygıların bütünüdür. Bu bir yönetme stratejisidir.

Bu stratejinin en acımasız tehlikelisi ise insanı gereksiz kılma ve elindekileri kaybetme üzerine kurgulanmış mekanizmanın, insanlığın karşılaşabileceği en seviyesiz baskıyla insan üzerinde yarattığı kaygıdır.

Gereksiz kılma ve kaybetmenin içeriği boştur. Sistem boşluğu öyle pazarlar ki, boşluğun sunulan cazibesiyle insanların sadece bu boşluğa ulaşması için bir sanal hedef haline getirtilerek insan yaşamıyla eşdeğer tutulması sağlanır.

Buradaki asıl amaç, bireysel korkuların yaratılıp, bunu toplumsal ayrışmaya neden olacak “rekabet olarak pazarlayıp insan ilişkilerini askıya almasını sağlamaktır. İnsan metalaştırılarak bencil kılınır.

Yani, bireyi insanlıktan çıkartacak ortam yaratılır.

Resmi ve özel kurumların tamamında, en küçük işletmelerde, spor kulüplerinde, okullarda ve evde bu yapıyı geçerli kılacak ne kadar baskı mekanizması varsa, sistem tarafından devreye sokularak ve hepsinde aynı yöntemler kullanılarak kural haline getirilir.

İşte, ayakların baş olduğu diye tabir ettiğimiz yönetim mekanizması bu dönemlerin getirisidir.

Sistem aileden başlayarak önce anne babayı korku girdabına sokar, sonra, çocuğun inisiyatifini aileden alarak çocuğu okulda müfredatıyla, müdürüyle, öğretmeniyle, arkadaşıyla kurduğu ilişkilerin tamamında kaygıları birer kod haline getirerek çocuğa yükler.

Çocuk özgür ortamını kaybettiğinden, üretecek yetenek donanımlarını gömmek zorunda kalarak, sadece değersiz kılınma yöntemiyle, öğretilmiş çaresizlikler içinde boş değerlere yaranmak üzerine kendini var etmeye çalışır.

Üniversiteyi bitirene kadar süreç böyle işler. Çünkü üniversitelerin de aynı kurgu içinde içi boşaltılır. İşyerlerindeki yöntem aynıdır, spor kulüplerinde yöntem aynıdır.

Seçilen yöneticilerin tamamı, üst makama biat kurgusu üzerinde, kendi kaybetme kaygısının sağladığı korkuyla acımasızca alt birimleri değersiz kılarak ve kendisine öğretilen kaybetme korkusu ortamını aynen yaratarak süreci yönetmeye çalışırlar.

Aslında herkes kendi mezarını kazar.

Toplumun kaybettiği ve özgürlük getirileri olan özgüven, üretme dürtüsü, rekabet isteği, başarma arzusu ve bilinçsel gelişim tamamen imha edilir. Bu sadece öğrenci ve sporcular için değil tüm toplum için geçerli bir travma olur.

Böyle bir yapı içerisinde nasıl bir yaratıcılık ortamı ortaya çıkabilir ki; tüm özgürlükler bertaraf edilmiş ve sadece yaşamı devam ettirebilme kaygısıyla hayatta kalma değersizliği olmazsa olmaz olarak sunulup, tüm değerleri imha etme ile sadece bir sanal bağımlılık yaratılırken...

Bu bağımlılık, hiyerarşik olarak yukardan aşağıya doğru kurgulanır. Ve kurumsallaştırılmaya çalışılır. Tüm iletişim organları ve medya bu süreç için propaganda aracı haline getirilir ve ‘el çantası’ pozisyonunu alır.

Bilimde, sporda, sanatta hiçbir alanda herhangi imalat yapılamadığı için üretim mekanizmaları çöker. Tek tip uygulama şeklinin geçerliliği, sadece miş gibi yapılarak ortaya çıkan fırsatların ‘rant’a dönüşmesi sayesinde çok büyük para kazanan çok mutlu (!) bir azınlığı ortaya çıkartır. Bu azınlığın donanımları cahil cesaretinden başka bir şey değildir.

Korkunun en büyük rantı; yetersizliği kurumsallaştırarak, içi boşaltılmış alt katman insan grubu havuzları oluşturmaktır. Eğitim en büyük düşman görülür ve onu iyileştirme kisvesi altında eğitim imha edilir. Mekanizma buradan beslenir.

Üretim olmadığı için açık, ithal ve devşirme insanlarla kapatılmaya çalışılır. Aslında bu da sanal başarının farklı bir pazarlama şeklinden başka bir şey değildir. Başarı satın alınmaya çalışılır!

Çünkü üretime ait tüm özgürlükler yok edilmiştir.

Korku da ancak bu kadar iyi pazarlanır.