Korkunç kertenkelelere iade-i itibar


Radikal gazetesinin iki yazarı arasında hararetli bir tartışma yaşandı geçtiğimiz günlerde. Konunun taraflarından Nur Çintay”ın yazısından anladığım kadarıyla, aslında epey eskiye dayanan bir mazisi de varmış bu husumetin… Çintay vaktiyle aralarında Hakkı Devrim”in de bulunduğu bir kısım yaşlı ve şöhretli insan için “dinozor” sıfatı kullanmış. Hakkı Devrim de o günden sonra Nur Çintay”a takmış, her fırsatta “amip” der olmuş. Çintay, kendisi de ifade etti, “dinozor” derken kötü bir niyeti olmadığını… Dahası, ismini zikrettikleri arasında kendisine gönül rahatlığıyla bu sıfatı layık gören rahmetli Mina Urgan”ın olduğunu da ekledi.


Hakkı Devrim”in, yersiz bir alınganlık gösterdiği kanaati oluştu bende. İki nedenle… İlki, Çintay”ın hakaret niyeti olmadığı aşikar. İkincisi “dinozor” yakıştırması zaten kendi başına niye alınganlık vesilesi olsun ki? Neyse… Sanırım iki yazar da bu meseleyle ilgili son yazılarını yazdılar ve ihtimal, aralarındaki tartışma küllenmeye bırakıldı. Dolayısıyla, benim konuyu yeniden ısıtmamın alemi yok. Ama gezegenimizin bundan 65 milyon yıl öncesine kadar neredeyse tek hakimi olan, egemenliğin insan evladına geçmesinden sonra ise hatırasının bir miktar gadre uğradığını düşündüğüm dinozorlar üzerinde durabiliriz. Ama önce şu “dinozor” yakıştırması üzerine bir hususu hatırlayalım…


“Dinozor”, öteden beri yaşlılığa gönderme yapan bir sıfat olarak kullanılageldi. Geçmişte kalmış, hatta nesli tükenmiş bir canlı türü gibisinden… Asıl yaygın ve “ironik” kullanımı ise sosyalizmin yıkılıp itibarını kaybettiği yakın geçmişte, bu dünya görünüşüne bağlılığını sürdürenler için oldu. Bu müstehzi tavır, söz konusu sosyalizm deneyiminin geldiği noktada neredeyse kaçınılmaz bir bozguna sürüklendiğinin farkında olan… ama tarihin zaten biraz böyle, yani zaferler kadar yenilgileri de insanlığın sırtına yüklemede pek mahir olduğunu bilenler için çok da önemsenecek bir şey değildi. Alt tarafı, o sıralar pek moda olan “tarihin sonu” lakırdılarına inanacak kadar tarih bilincinden yoksun budalaların kendilerince “eğlendikleri” bir yakıştırmaydı. Yukarda da zikrettik; söz gelimi Mina Urgan, saygıdeğer bir marksist olarak hatıralarına “Bir Dinozorun Anıları” adını vermekte bir beis duymamıştı.


•••
Şimdi hakiki dinozorlara dönebiliriz… “Hatırası bir miktar gadre uğramış” demiştim ya, öncelikle buna açıklık getirmek istiyorum. Bu canlı türünün bundan 65 milyon yıl önce gezegen üzerinden silinip gitmesi, muhtelif iddiaların konusu olmuştur. “İddia” diyoruz, tahmin edileceği gibi, milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş bir hadisenin bilimsel olarak kanıtlanması kolay değil. Belki de imkansız, bilemiyorum. Türün yok olmasına dair iddialar arasında paleontologların itibar ettiği ihtimaller özetle şunlar: Bir asteroidin dünyaya çarpması neticesinde yaşanan büyük felaket… Yeryüzünde gerçekleşen iklim değişikliğinin dinozorların hayatta kalmasını imkansızlaştır-ması… Hızla üreyen memeli sürüngenlerin dinozor yumurtalarına musallat olup türün sonunu hazırlaması… Volkanik patlamalar sonucu yeryüzünü kaplayan selenyumun bitki örtüsünü zehirlemesi ve bunları yiyen otçul dinozorların malum akıbete uğramaları ve nihayetinde etçil olanların da açlığa yenik düşmeleri… Başka iddialar da var. Ama hepsinin ortak noktası, dinozorların yok olmasına her ne sebep olduysa, bunun bu hayvanlardan bağımsız dışsal bir etkenden kaynaklanması…


•••
Sıkça duymuşsunuzdur; insanlar dinozorlar hakkında kelam ederken, bu koca gövdeli hayvanların beyinlerinin çok küçük olması sebebiyle yok olup gittiklerinden bahsederler. Kendinden emin, dahası kendine hayran bir “insan türü” yorumu! Elbette bu tarih öncesi yaratıkların bizden akıllı olduklarını iddia edecek değilim. (Öte yandan, bir türün doğada kendi sürekliliğini sağlamak için ihtiyaç duyduğundan fazla zekaya sahip olmasının ne tür sonuçlar doğuracağı da tartışmaya değer. Hangi örnekten söz ettiğimi herhalde anlamışsınızdır.) Lakin, bazı yanlış algıları da düzeltmek gerekir. Bir kere, dinozorların bugün bilinen 500″den fazla türü vardı. Tamamının 1500″den fazla olduğu sanılıyor. Dolayısıyla, bu hayvanların hepsi devasa bünyeli, kıt akıllı değildi. Sözgelimi, boyu 30 metreye yaklaşan “Pa-ralititan”ların yanısıra, bir kediden daha büyük olmayan “Le-aellynasaura”lar da birer dinozordu.


Hadi bu bir yana… Meselenin daha tuhaf tarafı, dinozorları “hayatta kalmayı beceremedikleri” için aşağılayan türün, yani “homo sapiens”in torunlarının yeryüzündeki varlığı hepi topu 200 bin yıla dayanıyor. Ama dalga geçilenlerin bu gezegendeki varoluş süresi 135 milyon yıl. Yani kaba bir hesapla, insan türünün varoluş süresinin 675 katı. Tabii bu noktada asıl can alıcı soru şu: Bizim türün, -vazgeçtim milyon yıldan- daha kaç yüz yıl gezegene hükmedeceğini düşünüyoruz acaba?


Henüz 10 bin yılı bile bulmayan bilinen tarihimizin bizi getirdiği yer, kendi ellerimizle ürettiğimiz bir büyük felaketin eşiği. Oysa zavallı dinozorların sonunu hazırlayan her ne ise, buna onların sebep olmadığı aşikar. Anlayacağınız, bu dinozor meselesinde de durumumuz başkasının gözündeki çöpe takıp, kendi gözündeki merteği görmemek şeklinde… Sizce Hakkı Devrim”in yersiz bir alınganlık gösterdiğini söylerken haksız mıyım?

BİZİ TAKİP EDİN

360,147BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,515TakipçiTakip Et
7,994AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL