Kötülük düşerken…
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Hayatımızı uzun süredir işgal eden bir ‘kötülüğün’ düşüşüne tanık oluyoruz galiba. Büyük zararlar verdi, onarılması zor yıkımlara yol açtı. Ama sanki artık sona doğru, attığı her adımda kendi sonunu hızlandırdığı bir çıkmaza sıkışmış durumda. Her geçen gün, her yeni gelişmeyle çevresindeki çember biraz daha daralıyor ve düşmemek için aldığı her önlem onu biraz daha köşeye sıkıştırıp, biraz daha yalnızlaştırıyor. Türkiye’ye bahar gelirken o kuşkunun kara kışında üşüyor.

Nefret edenler de tapanlar da hayatımızın üzerine çöreklenmeden önce nasıl biri olduğunu aslında bilmiyorlar. Nasıl bir çocukluk yaşadığı, düşlerinin ne olduğu, hayatta ne olmak istediği ile ilgili gerçeklere artık hiçbir zaman ulaşılamayacak. Kendisi bile kendi çocukluğunu unutmuştur ve bu bahiste ve bundan sonra bir önemi de yok.

Ona dair her saptama, hayatımızı ele geçirdikten sonra yapıp ettiklerine göre biçimlenecek. Hakkında düşünceleriyle değil, eylemleriyle yargıya varılacak. Bıraktığı imge ona öykünmenin, onun gibi olmanın değil ona benzememe, onun durumuna düşmemenin ölçütü olarak kullanılacak. Çocuklara örnek almaları için değil, sakın öyle olma diye anlatılacak.

Hayatının doğrudan tanığı olduğumuz dönemi boyunca yapıp ettikleri, bir insan nasıl kötülüğün simgesi olur, sorusuna yanıt vermek için kullanılacak.

Yola çıktığında heybesinde karakteri dışında hiçbir özelliği, donanımı, birikimi yoktu; ‘Allah vergisi’ kurnazlığından başka. Bir başına bir hiç bile olmadığını bildiğinden her defasında bir başkasının önünü açar gibi yaparak işlerini yürüttü. Bütün hayat stratejisi ‘senin işini yapmanı sağlarım ama payımı alırım’ komisyonculuğuyla geçti. Her defasında yeni bir ittifak kurdu ve her ittifaktan sadece kendisi güçlenerek çıktı.

Özgün hiçbir fikri olmadığından bütün fikirlerle kaynaşabilme becerisine sahipti. Görünürdeki katılığının aksine hiçbir ilkesi olmadığından şekilsiz bir akışkanlığa sahipti. Eğer ucunda çıkarı varsa her düşünce, sembol, görüş onun kolaylıkla şeklini alabildiği kaplar olabildi. Tutarsızlık en tutarlı özelliğiydi.

Eline geçirdiği her olanağı bir başkasına peşkeş çeker gibi yaparken her defasında payın büyüğünü kendisine ayırdı. Onun için alınıp satılamayacak hiçbir şey olmadı. Her şeyi pazarlığa tabi kılabilen ve karşılığında bir şey alıyorsa satamayacağı hiçbir şeyin olmadığı bir pazarlamacı olarak iş yaptı.

En büyük hüneri ise aslında kendisinin olmayanı bile satabilme becerisiydi. İnsanlar, zaten hakları olanı onun sayesinde aldıklarını sanıp ona minnet duydular. Ama asıl becerisi olağan koşullarda alamayacak olanlara satabilmesiydi. Tabi ki hak etmeyene sağladığından kendisine ayırdığı pay her zaman daha büyük oldu. Birine haksız yere üç kazandırırken aynı işlemden kendisi beş kazandı ve bu sadece maddi değerler için olmadı. Kime güç, mevki, imtiyaz sağladıysa o gücün çoğunu kendi gücüne ekledi. Böyle böyle giderek bütün güç onda yoğunlaştı.

Her zaman, herkese karşı hep çifte ajanda kullandı. Geçtiği her köprüden dayı dediklerini köprüden atarak yola devam etti. Kendisinden başka herkesten vazgeçebilme, herkesi ortada bırakabilme ve her suçu her defasında sadece ortağına yükleyebilme ilkesini korudu.

Bütün bunları yaparken de içindeki kötülüğü püskürtmekten hiç geri durmadı. Düşman bellediğini, kendisine tehdit olarak gördüğüne karşı acımasızlığıyla korkuttu. Çocukmuş, ölmüşmüş demedi. Kini kibrini aştı.

Ama şimdi öyle bir kuytuya sıkıştı ki, bütün bu kötülükle kirlenen, az ya da çok kötülüğün parçası, işbirlikçisi olanların hayatta kalmalarının önündeki en büyük engele dönüştü. Dahası toplum o kadar kirlendi ki devam edebilmek, birbirinin yüzüne bakabilmek için bütün suçu yükleyebilecekleri ve onun yıkımı üzerinden kendilerini arındırabilecekleri bir hedefe dönüştü. Paramparça olmakla, gırtlak gırtlağa birbirini boğazlamakla yüz yüze gelenler bir seçimle karşı karşıyalar. Ya birbirlerini kesecek ya da bir kurban bulacaklar.

Düştükten sonra daha iyi yer olmayacak buralar. Kaybettirdiklerini yeniden bulmak belki de hiç mümkün olmayacak. İzlerini herkesin az ya da çok taşıyacağı bu düşüş özel bir hayır da getirmeyecek. Ama arkasından timsah gözyaşı bile dökülmeyecek…