Köy Enstitüleri: Bozkırda açan birer çiçektiler
17.04.2018 10:28 EĞİTİM
Prof. Dr. Kemal Kocabaş: “Günümüz eğitim fakülteleri, “Köy Enstitülerinde Öğretmen Yetiştirme” modelini, günümüzde irdeleyerek gündemlerine mutlaka katmalıdırlar”

HİCRAN KARAHAN

Bugün Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 78'inci yıldönümü. 17 Nisan 1940'ta 3803 sayılı yasayla kurulan Köy Enstitüleri çağdaş, laik, bilimsel, demokratik eğitim modelinin yuvalarıydı. Tüm eğitim aşamalarında demokratik tartışma süreçlerinin yaşandığı, yönetime katılma, sorgulama ve sorma bilincine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip, dünyadaki gelişmeleri izleyip yorumlayabilen, sorunlar karşısında çözüm yolları arayışında hep aklı ve bilimi kullanan çağdaş insanları yetiştirme projesiydi. Bugün dahi hâlâ konuşulan başarılı modeline rağmen Demokrat Parti iktidarının eliyle 27 Ocak 1954'te kapatıldı. 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği'nin (YKKED) Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş ve Prof. Dr. Ayfer İzmir Kocabaş ile Köy Enstitüleri'nin önemini ve 17 yıldır faaliyette bulunan YKKED üzerine konuştuk.

»Köy Enstitüsü aşkınız nereden geliyor?

A.İ.K.: Köy Enstitüsü aşkım ilkokul yıllarıma dayanır, babamın memuriyeti nedeniyle neredeyse her yıl farklı bir köyde farklı öğretmende okuma zenginliğim oldu. Okul içinde olduğu kadar okul dışında da beraber zaman geçirirdik. Köy okullarının mutlaka uygulama bahçesi vardı, her sınıfın bir yeri ve yetiştirdiği sebzeler olurdu. Doğa sevgim uygulama bahçelerinde başladı. Köy Enstitüsü olmasa da onun uzantısı olan öğretmen okullarının son mezunlarındanım. Bursa Kız İlköğretmen Okulunda, müfredatın dışında öğrenci örgütünün çalışmalarıyla demokrasiyi, seçme ve seçilmenin önemini, yönetimde yer alarak yetki ve sorumluluk almayı, yaptığımız işlerle ilgili hesap verebilmeyi öğrendik. Üniversitede yüksek lisans yaparken köy enstitüleri eğitim sistemini araştırma konusu olarak almıştım, okudukça merakım ve ilgim arttı. O günden başlayarak bu sistemi ve eğitim tarihimizi incelemek benim ilgi ve araştırma alanlarımdan birisi oldu. Ayrıca sınıf eğitimi anabilim dalında bir öğretim üyesi olarak sınıf öğretmenliğinin de tarihçesini oluşturduk adeta. Şimdi eğitim fakültelerinde lisans düzeyinde bir anabilim dalı olan sınıf eğitimi programlarından ilkokul öğretmeni yetişiyorken o yıllarda orta öğretim düzeyinde Köy Enstitüleri’nden sınıf öğretmeni yetişiyordu. Köyden başlayarak ülkeyi kalkındıracak çok yönlü ve nitelikli ilkokul öğretmeni yetiştirmek, Türkiye’nin ilköğretim davasını çözmek için binlerce dönüm arazi üzerine kurulmuş uygulamalı kompleks bir eğitim ortamına sahip bir dönemden eğitim fakültelerinin dört dersliğine sıkışmış sınıf eğitimi olarak adı değiştirilen ve kendine ait hiçbir özel öğretim yöntemleri atölyelerine sahip olmayan bir anabilim dalının sıkışmışlığını yaşamak nereden nereye geldiğimizi sorgulamamı sağladı. Benim öğrencim de neden böyle gerçek anlamda yapılandırıcı eğitim ortamlarında bilgi ve beceri kazanmasın, öğretmenlik mesleğine hazırlanmasın. Ezberci dört duvar arasına sıkışıp kalmış üniversite öğrencilerinin, yarı kuramsal yarı uygulamalı programları olan Köy Enstitüsü gibi bir sistemin içinden geçmesi eğitimciler olarak mücadele vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu yola eşimle beraber baş koyduk, eşimin babası Köy Enstitüsü çıkışlı bir öğretmen aynı zamanda öğretmenimdi.

»Köy Enstitüleri’nin açılışını hazırlayan sebepler sizce nelerdi?

koy-enstituleri-bozkirda-acan-birer-cicektiler-452761-1.

K.K.: Köy Enstitüleri her şeyden önce “bilimsel bir metodoloji” ile kurulmuştur. Arkasında Mustafa Necati döneminde kurulan Köy Muallim Mektepleri, Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen Okulu gibi uygulamalar vardır. Tüm bu deneysel uygulamaların sonucu 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 yasa ile kurulan Köy Enstitüleri, ülkenin 1940’lı yıllardaki acil gereksinmelerinden doğmuştur. İsmail Hakkı Tonguç’un “Canlandırılacak Köy” öngörüsüyle nüfusun %85’inin köyde yaşadığı, okuma yazma oranının çok düşük olduğu ve adeta Orta Çağ’ı yaşayan köylere uygarlığı, teknolojiyi ve aydınlanma düşüncesini, “eğitim hakkını” köyün kendi çocuklarıyla taşımayı amaçlamıştır. Enstitü düşüncesi bu anlamda ilerici, hümanist bir tasarımdır. Günümüz ilericileri de büyük kent varoşları ve kırsalda eğitim hakkından yararlanamayan toplum kesimleri için güncel bir proje tasarımını enstitü felsefesiyle geliştirebilir. Büyük metropollerin dış mahallelerinde “Meslek Enstitüleri” veya bir başka adla bu bölgelerdeki çocuklarımızın bilişsel-duyuşsal tüm boyutlarıyla gelişimini sağlayan “yeni okul” projeksiyonunu mutlaka üretmelidir.

»Kimler Köy Enstitüleri’nde öğrenci ve öğretmen olabilirdi?

A.İ.K. Enstitülere, tam devreli köy ilkokulunu bitiren sağlıklı ve yetenekli yoksul köylü çocukları alınıyordu. Öğretmen olamayacağı anlaşılan çocuklar ziraatçı, sağlıkçı gibi başka mesleklere kaydırılıyordu. Bu kurumlarda öğrenimlerini bitirerek öğretmen olanlar 20 yıl kendi köylerinde çalışmak durumundaydılar. Köy Enstitüleri’ne; Gazi Eğitim Enstitüsü mezunları, üniversite ve yüksekokul mezunları, öğretmen okulu, ticaret lisesi, ziraat okulu, sanat okulu, teknik lise mezunları, inşaat usta okulunu bitirenler öğretmen olarak çalışabiliyordu. Bunların dışında uzman işçiler, gündelik ya da aylık ücretle usta öğreticiler çalışmıştır , örneğin Aşık Veysel Halk müziği konusunda, Hasan Çakı Efe halk oyunlarını öğretmek amacıyla usta öğretici olarak enstitülerde ders vermişlerdir.

»Köy Enstitüleri’nin bugün bile değerini yitirmeyen eğitim anlayışı neydi?

A.İ.K.: Köy Enstitüleri, yaratıcı / üretici iş eğitimi bakımından çağdaştır, öğrendiklerini mezun olduktan sonra yepyeni çevre ve koşullarda yeniden düzenleyip uygulamaya sokup dönüştürerek, yeniden organize ederek yaratıcı problem çözme becerilerini geliştiriyorlardı. Hemen hemen her Köy Enstitülü kitap, şiir, öykü, en azından kendi anılarını yazmıştır. Öğretmen sanatçılardır onlar. Bu nedenle iş içerisinde, iş yoluyla, iş için eğitim ve öğretim, enstitülerin bütün süreçlerinde ortak bir eğitim-üretim ilkesine, süreç temelli öğrenmeye dönmüştür. Köy Enstitüleri’nde demokratik öğrenme yöntemleri uygulanmıştır, paylaşılmış liderlikle tüm enstitü işleri işbirlikli öğrenme yöntemi ile yerine getiriliyordu. Bireysel ve sosyal yapılandırmacılık en üst düzeyde gerçekleşiyordu. Öğrencilere demokratik eğitim, eleştirel düşünce ve bakış açısı kazandırmıştır, açık bir sistem olarak Köy Enstitüleri’nde dönüt mekanizması sürekli işletiliyordu. Enstitülerin tüm süreçleri öğrenciler, yöneticiler tarafından günlük ve haftalık olarak izlenmekte ve ele alınmaktaydı. Kız öğrencilerin lehine daha fazla kız öğrenciyi eğitip öğretmen yapmak için pozitif ayrımcılık yapması bakımından çağdaştır. Çağdaş öğrenme ve öğretmen kuramlarına baktığımızda pek çok modelin bir yansımasını veya uygulanış biçimini Köy Enstitüleri’nde görebiliriz.

»İdeolojik eğitim kurumları olduğu söylenen Köy Enstitüleri’nin sosyolojik boyutları için neler söylersiniz?

A.İ.K.: Köy Enstitüleri o kadar etkili oldu ki eğitim yoluyla bir öğretmen kendi köyüne örnek bir lider olarak döndüğünde köyler, köylüler değişmeye başladı. Köy Enstitülü öğretmenler kendi öğrencilerini, çocuklarını enstitülere göndermeye başladılar. Köy gerçeklerini yansıtan toplumsal gerçekçi sanat anlayışı önce edebiyat alanında kendini gösterdi. Köy gerçeğini herkes görmeye başladı. Köy öğretmenleri çevreyi koruyarak geliştirdiler. Köylerde kalkınma kooperatiflerinin kurulup gelişmesine önderlik ettiler. Ekonomik anlamda üretici kazandı, aracı ve tefecilere fırsat verilmedi. Köy Enstitüleri kendi ürettiklerini tüketen döner sermayesi olan okullardı, fazlası da satılırdı. Bilinçli üretici aynı zamanda bilinçli tüketici oldu. Köy öğretmenleri dernekleri kuruldu, bu dernekler birleşerek Türkiye Öğretmenler Sendikasını kurdular. Enstitülerde aldıkları demokratik eğitim ve eleştirel düşünme ile mesleki örgütlenmeye, bilinçlenmeye, hakları için mücadele etmeye çalıştılar. Demokratik kitle örgütlerine örnek ve model oldular. Domino etkisi yaratmaya başlamıştı.

»Türkiye için bu kadar önemli eğitim kurumunun kapatılmasındaki gizli gerçekler nelerdir?

A.İ.K.: Köy Enstitüleri’nin kapatılmasında şüphesiz tek neden yok. İç ve dış dinamiklerin, CHP içi iktidar değişiminin ve dünya konjonktürünün önemli olduğunu düşünüyorum. Köy Enstitülü öğretmen kimliği köylerdeki egemenleri rahatsız etti. Toprak ağalığı, feodalite yeni Cumhuriyet öğretmeninin yaşama bakışından rahatsız oldu. Dış dinamiklere gelirsek 2. Dünya Savaşının bitmesinin ardından NATO’nun kurulması ve Türkiye’yi Sovyetlere karşı bir ileri karakol gibi bakan ABD merkezli dünya ülkedeki tüm ilerici akımları tehdit olarak algıladı. Tam bu sırada CHP içinde sağcı-bağnaz kanat parti içi iktidar oldu. İnönü kuruluşunda çok katkı verdiği enstitüleri 1946 sonra parti içi dengeler adına savunmadı, koruyamadı.

»Köy Enstitüleri neden yeniden açılmalıdır?

K.K.: Köy Enstitüleri; “eğitimde adalet” düşüncesinin hayata geçtiği, “laik, demokratik, bilimsel, karma eğitimin” özgün olarak uygulandığı, “yaparak, yaşayarak öğrenme” olarak tanımladığımız nitelikli, günümüzde “aktif öğrenme, işbirlikli öğrenme, çoklu zeka kuramı” şeklinde adlandırılan çağdaş eğitim kuramlarının tüm izlerini taşıyan, “demokratik kültür ve sanat” ortamları yaratarak öğrencilerin duyuşsal gelişimini sağlayan, eğitime bütünsel bakan, “teknik beceri ve teknoloji eğitimi” veren, “özgün, nitelikli öğretmen yetiştiren kurumlardı. Köy Enstitülü öğretmenler, öğretmenliği bir yaşam biçimi olarak algılamışlar, yaşam boyu öğrenme süreçlerinde hep yer almışlar, toplumsal sorumluluklarını hiç kaybetmemişler, yazın dünyasında kendilerini hep var etmişler ve demokratik öğretmen hareketinin öncüsü olmuşlardır. Köy Enstitülü öğretmenler, özgün enstitü eğitiminin ürünüdürler. Eğitim fakültelerinden mezun öğretmenlerin, mesleki motivasyon, toplumsal sorumluluk anlamında Köy Enstitülü, Öğretmen Okullu öğretmenlerden daha gerilerde kaldıklarını acıyla görmekteyiz. “Köy Enstitüleri”nde Öğretmen Yetiştirme” modelini günümüzde tekrar irdeleyerek gündemlerine mutlaka katmalıdırlar… Türkiye, aydınlık geleceği için mutlaka bir eğitim reformu arayışı içinde olmalıdır. Bu eğitim reformunda temel amaç, akıl ve bilimin rehberliğinde, evrensel pedagojinin kazanımlarıyla ülkenin tüm çocuklarına “nitelikli eğitim” vermek olmalıdır. Eğitim reformunda en önemli referans, insanı özgürleştiren, toplumsallaştıran, yeteneklerinin ortaya çıkmasına olanak sağlayan ve hâlâ yüreklerimizde, beyinlerimizde yaşayan Köy Enstitüleri’nin “insan, sanat, demokrasi” merkezli eğitim sistemi örnek alınmalıdır.

»Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneğini nasıl kuruldu, kutlama etkinliklerinde neler yapacaksınız?

K.K.: Bir 17 Nisan kutlamasında yan yana gelen 2-3 enstitülü aileden gelen arkadaşla Köy Enstitüsü kültürünü geleceğe taşımak adına YKKED’yi Aralık 2001’de İzmir’de kurduk, şu an 21 şubemiz faaliyet gösteriyor. Derneğin Mandolin Topluluğu-Halk Oyunları ekipleri var. 17 yaşındaki derneğimiz Türkiye Kamuoyuna Köy Enstitüleri gerçeğini aktarmakta. 2003 yılında üç ayda bir çıkan yayın organımız Yeniden İmece Dergisini yayınlamaya başladık Köy Enstitüleri kültürel mirasıyla ilgili 55 adet kitap yayınladık. Derneğimiz her 17 Nisan’da aydınlanma kültürüne katkı sağlamış aydınlarımıza Aydınlanma Onur Ödülü vermektedir. Bu yıl onur ödülünü Korkut Boratav’a vereceğiz. Nisan ayı boyunca ülkemizin her bir köşesinde son on yedi yıldır yaptığı çalışmalarla Köy Enstitüleri gerçekliğini topluma yeniden sunan YKKED ve dost kuruluşlar, Köy Enstitülerinin 78. kuruluş kutlamalarında olacaklar. Bu etkinliklerde, Hasan-Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve tüm Köy Enstitülüleri’nin emeklerini, anılarını saygıyla anarken enstitü eğitiminin önemini, kazanımlarını ve günümüzün eğitim-kültür iklimini konuşup, tartışarak ne yapmalıyızı arayacağız. Bu etkinliklerden en önemlisi 16-17-18 Nisan 2018 tarihlerinde YKKED-Balçova Belediyesi imecesi ile İzmir’de gerçekleşecek olan “Eğitimde Adalet ve Geleceği Düşünmek” başlıklı sempozyum olacak. Köy Enstitüleri, kuruluşlarından 78 yıl, tamamen kapatılışlarının 64 yıl geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyor olması kuruluşundaki deneysel pedagojik düşüncenin ve temel felsefenin doğruluğunun kanıtıdır. O anlamda enstitü düşüncesi esin kaynağı olma özelliğini korumaktadır.

***

Köy Enstitüleri olsaydı tek adam rejimi olmazdı

koy-enstituleri-bozkirda-acan-birer-cicektiler-452762-1.

MELTEM YILMAZ

Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Güler Yalçın'la köy enstitülerinin kuruluş yıldönümünde konuştuk. Yalçın, köy enstitülerinin çağdaşlaşmadaki yerine işaret ediyor.

»Köy Enstitülerinin kuruluş yılında, bu eğitim sisteminin eksikliğini hangi açılardan görüyorsunuz?

Eğitimde günümüzün en vahim sorunu plansızlık ve adaletsizliktir. Orta öğretimde: Neredeyse her yıl okulların adının ve programlarının, sınav sistemlerinin değişmesi, nitelikli/niteliksiz okul sınıflandırması, din ağırlıklı derslerin zorunlu ders durumuna sokulması, meslek edindirmeye yönelik okulların azalması, imkanı olmayanların şartlar zorlanarak imam hatip okullarına yönlendirilmeleri; yüksek öğretimde ise üniversite elemanlarının büyük şehirlere yığılıp, öğretim elemanı kıtlığı çekilen Anadolu'daki üniversitelerimizin trilyon değerindeki alet edavatı kullanamıyor olmaları, genç araştırmacı kadrolarının yıllardır verilmiyor olması nedeniyle profesör kadrolarının aşırı artışı, kollektif çalışma bilincinin olmaması nedeniyle bilimsel bilgi üretiminde diğer ülkelerin arkasında kalınması gibi sorunlar plansızlık ve adaletsizlik örnekleridir.

»Bugünkü eğitim sistemi içerisinde yetişen bireylerde ne gibi eksiklikler ile karşılaşıyorsunuz?

Bu günün gençliği bireyci ve yarışmacıdır. Kollektif çalışmayı bilmez, imececi değildirler, birbirlerini acıtarak yarışırlar, KE'lüler de yarışır ama tatlı tatlı, sevgi ve güvenle kuşatılmış olarak. Bu günün öğrencisi güvensizdir ve yabancılaşmıştır. Zengin ile yoksulun gittiği okul farklıdır. Yetişkin olduklarında ulaşabilecekleri yerler de çok farklıdır. K.E. sistemi her çocuğun aynı imkanla eğitimden yararlanmasını hedeflemiştir. Günümüzde ise, malum kapitalist üretim ilişkileri içinde, ezberci, seçkinci, dinsel içerikli eğitim müfredatları içinde yetişen öğrenci ile köy enstitülerinden yetişen öğrencileri karşılaştırmak pek doğru olmaz. Şimdi 80'li 90'lı yaşlarda olan KE çıkışlılar başka bir dünyanın çocuklarıdırlar.

»Köy Enstitüleri kapanmasaydı Türkiye’nin şimdiki durumu nasıl olurdu?

Soruyu köy enstitülerinin kapanmaması mümkün müydü diye sorsak, yanıtım hayır olurdu. Çünkü, kapatılmada asıl sorun rejim sorunudur. Köy Enstitüleri'nin kapatılma serüveninin yaşandığı süreç olan 1947- 27 Ocak 1954. İki farklı, ama siyaseten birbirine yakınlaşan iki rejimi kapsar. Yaklaşık üç buçukar senelik iki dönem: 1947-1950 ve 1950- Ocak 1954. Cumhuriyet Halk Partisi içinde sağ görüşün ağırlık kazandığı dönem ile, Demokrat Parti dönemi.

»Bugün Türkiye'de köy enstitüleri var olsaydı, tek adam rejimine giden bir sistemden söz eder miydik?

Tabbi ki hayır. Çünkü, Köy Enstitüleri sisteminin asli ve temel gayesi demokrat bireyler ve giderek demokrat bir toplum yaratmaktı.